UZMANINA SORDUK
Dr. Muhammed Salim DANIŞ
Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi
İnsan başkaları hakkında neden konuşmak ister? Birbirleri hakkında konuşma özgürlüğüne sahip olması açısından bakacak olursak bu konuşmalar diğerinin mahremiyetine ne şekilde etki eder, bunun muhtemel zararları hakkında neler söylersiniz?
İnsanların bir başkası hakkında konuşma isteğinin pek çok nedeni vardır. En belirgin sebebi aslında insana “yalancı bir rahatlama” hissi vermesidir. Bir başkasını suçlamak, yapılan suçlamalara karşı kendini savunmak, bir ortama girdiğinde ön bilgi edinmek, bir başkasının fikirlerini manipüle etmek gibi birçok sebepten ötürü dedikodu yapılır. Ortam içerisinde olmayan kişiler hakkında konuşmak, o kişinin yüzüne diyemediğimiz şeyleri bir başkasına söylemek bir rahatlama hissi verir. Dedikoduyu cazip kılan da budur zaten. İstediğin kişi hakkında, istediğin kadar konuşabilirsin ve çoğu zaman karşındaki seni durduramaz. Bunun sonunda kendi içindekileri dökmüş olursun. Ancak dediğim gibi bu bir yalancı rahatlamadır çünkü dedikodu sonrasında yerini konuşulanların dedikodu sahibine iletilmesi korkusu alır. Çünkü benimle dedikodu yapan, onunla da yapabilir.
Aslında günümüz üzerinden düşünecek olursak mahremiyet ve dedikodu arasında sıkı bir ilişki vardır. Dedikodu çoğu zaman herkesin bilmesini istemeyeceğimiz mahrem bilgiler üzerinden yapılır ve bu insanı rahatsız eder. Ancak günümüzde dedikoduyu sağlayan, mahremiyeti zedeleyen ilk olarak bizler oluruz. Sosyal medya ve paylaşımlarımız ile tanıdığımız tanımadığımız herkesle kendimize ait olan özel anları, bilgileri paylaşırız. Yani günümüzde mahrem olarak görülmeyen ama özü itibarıyla mahrem alanlarımıza dair bilgileri paylaşarak insanların dedikodularına malzeme vermiş oluruz. Hakkımızda yapılan bir dedikoduyu duyduğumuzda şüphesiz hepimiz üzülürüz veya kızarız. Ya dedikodumuzu yapanla iletişime geçer tartışırız, ya da ondan uzaklaşırız. Bazen de bunu büyütürüz ve üzüntümüzün boyutu yüksek olur. Yani dedikodu aslında toplumsal bağları, ilişkileri zayıflatır; çoğu zaman insanlarda üzüntü ve hatta depresyon boyutunda kişisel problemlere neden olur diyebiliriz.
Dedikodunun bilgi edinme ve yayma sürecindeki rolü nedir? Bu süreçte bireylerin başkaları hakkındaki algıları nasıl şekillenir? Başkaları hakkında bilgi paylaşırken bu bilginin doğruluğunu ve etik açıdan sorumluluklarını ne ölçüde dikkate almalıyız?
İnsanlar çoğu zaman yeni girdiği ortama, işe daha kolay adapte olabilmeyi; insanları tanıyıp onlara göre davranabilmeyi ister. İş gruplarına veya farklı gruplara dâhil olduğumuzda iş yeri çalışanları veya grubun üyeleri de bizi kendi gruplarına dâhil etmeyi ister. Bu nedenle sevdikleri ve sevmedikleri kişileri, kişilerin eksiklerini kusurlarını söyler ve bu sayede kişiye, “Bu grupta olacaksan şu kişiyi seveceksin veya sevmeyeceksin.” imasında bulunurlar. Bu, gruba yeni giren kişiyi de rahatlatan bir durumdur. Çünkü kişiler üzerine çabuk bilgi edinir ve bulunduğu ortama çabuk adapte olarak gerginliğini azaltmasını sağlar. Bu nedenle dedikodu sıkça yapılan bir eylemdir. Gruba yeni katılanı rahatlatıp gruba kolayca adapte ederken gruptakiler ise yeni geleni kendi bilgileri dâhilinde yönlendirmiş ve gruba dâhil etmiş olur. Dedikodu bu yüzüyle zaten algıyı yönlendirmeyi amaçlayan bir konuşma biçimidir. Sorunlu bir durumdur çünkü peşinen karşıdakinin algısını kabul etmiş oluyor ve belirli kişilere ön yargıyla davranmış oluyorsunuz. Belki de çok seveceğiniz bir kişiyle o dedikodu sonucunda hiç konuşmuyorsunuz. Bu nedenle kişi -zor da olsa- dedikoduya dâhil olmamaya veya en azından dedikodu üzere davranmamaya, kendi deneyimleriyle kişiyi tanımaya çalışmalıdır. Çünkü dedikodunun yalan veya abartı payı çoğu zaman bulunur ve ahlaki olmamakla birlikte insanları yanlışa da yönlendirebilir.
Teknolojinin ve özellikle de sosyal medya gibi dijital iletişim araçlarının gelişmesiyle birlikte insanımızın hayatında birçok şey değişti. Sosyal medya penceresinden değerlendirecek olursak; başkalarının hayatı hakkında yorum yapma biçimimiz ve buna bağlı olarak sosyal ilişkilerimiz hangi yönde değişti? Dijital ortamlardaki dedikoduya ne gibi önlemler alınmalı?
Sosyal medya ile dedikodu kendisine daha fazla alan buldu diyebiliriz. Sosyal medyadan önce mekânsal olarak aynımızda olan, az da olsa görüştüğümüz kişilerin, televizyonlar, magazin programları aracılığıyla da ünlülerin dedikodusu yapılırdı. Sosyal medya sonrasında ise dedikodunun artık sınırı kalmamıştır diyebiliriz. Dedikodusunu yapacağınız kişinin tanıdık olmasına bile gerek yoktur, takip ediyor olmanız ve dedikodu yapacağınız kişinin de onu tanıyor olması yeterlidir. Sosyal medya ile artık çocukluk arkadaşlarımız, eski mahallemiz, eski okul veya iş arkadaşlarımız, sosyal medya fenomenleri, sporcular, ünlüler, kısacası sosyal medyadaki herkes hakkında dedikodu yapılabilir. Daha önceleri dedikoduya malzeme olmamak için göze batmak istemeyen bizler artık dedikodu malzemesini kendi elimizle, isteyerek paylaşırız. Bu, dedikoduyu artıran bir unsurdur. Aynı zamanda dedikodu aslında tanıdık kişiler ile yapılır. Mümkün olduğunca yüz yüze, olmazsa telefonla konuşarak. Sosyal medya ile artık dedikodumuza tanımadıklarımız dâhil olur, paylaştığımız bir iddiaya yabancıların katılımı veya itirazıyla dedikodu uzar, yayılır ve iki kişi arasında olmaktan çıkıp aslında büyük bir kitleye ulaşır. Bu durum özellikle dedikodunun muhatabı için çok zor bir durumdur ki bunun sonucunda intihar olayları bile görülmektedir. Bir sosyal bilimcinin tabiriyle “dikizleme kültürü” içerisindeyiz ve birçoğumuz bu kültürü bilerek veya bilmeyerek besliyor. Bunun sonucunda sosyal medya, dedikodu için karşı konulmaz bir alan oluyor. Bence buna alabileceğimiz önlem çok kısıtlı; sosyal medya üzerinden dedikoduya dâhil olmak, dedikoduya konu olmak istemiyorsak sosyal medyayı daha bilinçli kullanmalıyız. Aksi hâlde sosyal medya paylaşımlarımızla en yakınlarımız başta olmak üzere birçok kişi için dedikoduya malzeme üretmiş oluruz.
Cenab-ı Hak Kur’an’da: “Hakkında bilgin olmayan şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül bundan sorumludur.” (İsra, 17/36) buyurmaktadır. Gerçek dünyada olduğu kadar manevi âlemde de önü sonu hesap edilmeden söylenen sözlerin bir yaptırımı var. Bu ayet-i kerime çerçevesinde neler söylersiniz? Gelecek nesillere daha temiz bir çevrenin yanında daha temiz bir zihin dünyası bırakmak adına modern insan neler yapmalıdır?
Dedikodu, yapan için “önemsiz, ufak bir konuşma”dır ve çoğu zaman dedikleri aslında dedikodu bile değildir. Bu nedenle dedikodu yapanların çoğu dedikodu yaptığını kabul etmez. Bunun sebebi dedikodunun yalancı rahatlığındandır. Dinimizde dedikodu (gıybet, koğuculuk veya nemime olarak) birçok ayet ve hadis ile net bir biçimde yasaklanmıştır. Dinimiz, dilin önemine vurgu yapar ve söylediğini ölçülü bir biçimde söylemeyi ve diline sahip olmayı öğütler. Aslında İslam dini neyin dedikodu (gıybet, koğuculuk, nemime) olduğunu, neyin olmadığını çok net bir biçimde ayırır. Gıybetin ne kadar kötü ve tiksindirici bir şey olduğu “…birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?…” (Hucurât, 49/12) ayetiyle belirtiliyor. “Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emniyette olduğu kimsedir…” (Buhari, İman, 4) İnsanlara güven telkin eden, başkaları hakkında konuşmayan, söz taşımayan en üstün ve değerli Müslüman olarak nitelendirilmiştir. Aynı şekilde Süfyan b. Abdullah’ın “Benim için en tehlikeli gördüğün ve zararını görebileceğimden en çok endişe ettiğin şey nedir?” sorusuna Hz. Peygamber dilini göstererek, “Eğer dilini gıybet, dedikodu iftira, hakaret gibi hastalıklardan koruyarak ona sahip olursan, … dünyada ve ahirette bela ve musibetlerden emin olursun.” diyerek cevap vermiş ve dili insanı en değerli kılmasının yanı sıra bela ve musibete sürükleyen şey olarak da göstermiştir. Ancak maalesef dinimizce bu kadar sert bir biçimde yasaklanan ve sınırları net bir biçimde belirlenen gıybetten kimse kendini tam olarak alıkoyamıyor. 2015’te yaptığım bir araştırmada dedikodunun yaşının, mekânının olmadığını hatta camide bile dedikodu yapıldığını gözlemlemiştim. Aynı zamanda dedikodu ikiyüzlü bir hastalıktır: Dedikoduyu yapan biz isek konuştuğumuz dedikodu değil, önemsiz bir şeydir. Dedikodusu yapılan biz isek dedikodu kötü bir şeydir ve yapanlar kötü, kıskanç insanlardır.
Dedikodunun gereksiz bir meraktan beslendiğini söyleyebiliriz. Bu merak dedikoduyu yaptıran temel unsurdur. Bu söylediğim nedenlerden dolayı dedikodu bitmez, bitmeyecektir de. Ancak biz kendimizi dedikodunun yalancı rahatlığından uzak tutmak için iki cümleyi hayatımıza, zihnimize yerleştirebiliriz: Bunlar kaba bir tabirle “Bana ne?” ve “Sana ne?”dir. Bu iki soru veya tepki aslında bizi gereksiz muhabbetten, gereksiz meraktan ve bunların sonucunda dedikodudan kurtarabilecek temel sorulardır. Zararı ve günahı dinimizce çok net bir biçimde belirtilmiş, toplumsal bağları zedeleyen, kişiler arası ilişkilere zarar veren ve insanın kendi dünyasında sıkıntılara neden olan dedikodu ancak kişilerin kendi bilinçlenmeleri ile kendi dünyalarında yok edebilecekleri bir olgudur. Bu nedenle bir başkasının özel hayatıyla daha az alakadar olmak ve merakımızı faydalı bilgiye yönlendirmek çözüm önerisi olarak görülebilir.