UZMANINA SORDUK
Mürşid Ekmel AYBEK
Uzman Psikolojik Danışman
Geçmişte otorite figürü olan, evin geçimini sağlayan geleneksel, katı ve mesafeli babalık görünümü, günümüzde çocuğunun bakımını üstlenen, çocuğuyla oyun oynayan, arkadaşça vakit geçiren, modern babalık görünümüne dönüşmüştür. Bu durum ebeveynlik rollerine yönelik algıları nasıl değiştirdi veya dönüştürdü?
Yakın tarihimizdeki sosyolojik çalkantılar, ekonomik ve sosyal sıkıntılar nedeniyle geçmişteki ebeveyn formu çocuğun dünyasını algılamakta ve çocuğun duygusal-fiziksel-zihinsel ihtiyaçlarını anlamada/karşılamada eksik kalan bir yapıya sahipti.
Bu dönemin çocukları, “Asla babam gibi olmayacağım.” hedefiyle yola çıksa da zaman içinde, ebeveynlerine benzeyen rolleri tekrarlıyor olduklarını geçmişteki psikolojik yaralarını çocuklarına aktardıklarını görmektedirler. Kendi yaralarını çocuklarına devretmek istemeyen çoğu ebeveyn, sorunu çözüme kavuşturmak adına her yolu denedi. Aktif bir yangını söndürmek istercesine kovalarına telaşla aldıkları suyun kaynağına pek dikkat etmeden, yani eskiden yaşadıklarını çocuklarına yaşatmama adına sonuçlarını pek hesap etmeden geçmişin tam tersi davranışlar sergilediler. İkinci plana atılan bu durumun aile otoritesini karşılayan baba figüründe oldukça büyük değişikliklere sebebiyet verdiğini görmekteyiz. Kimi aileler çocuğun birçok şeye sınırsız erişimini sağlamaya çalışırken kimi aileler çoğu durumda çocuğundan onay bekler bir pozisyona düşmekte. İşin temelinde kendi çocukluk yaralarını sarma ihtiyacının yattığı bu orantısızlık çocuklara başka açılardan yara olabiliyor.
Oysa bu tür kaygıları bir kenara bırakarak aile içi iletişimin en temel iletişim dili, saygı temelli, sevgi ve şefkati barındıran samimi yaklaşımlar olmalıdır. Aksi durumlar, babaları, yapmacık ve kendilerinden uzak davranışlara itebilmektedir. Samimiyet içermeyen yaklaşımlar ise gün sonunda baba-çocuk ilişkisindeki bağların zarar görmesine sebep olacaktır.
Geçmişteki ve günümüzdeki babalık yapısı ve yeni görülen etkileri düşünüldüğünde ihtiyacımızın denge olduğunu görmekteyiz. Kuralda, düzende denge; ilgi ve destekte denge; takdir ve güvende denge…
Dengeyi ise hayatının ve karakterinin denge üzerinde olduğu Efendimizde (s.a.s.) ve diğer peygamberlerin hayatlarında görmek mümkün. Efendimizin, kızı geldiğinde ayağa kalkması gibi saygı göstermeli, yanına oturtmak için kollarını açması gibi merhametli olabilmeli her ebeveyn. Onun yanına gelen her çocukla özel olarak ilgilenip şakalaşması gibi arkadaşlık yapmalı, kızının vefatında diğer çocuklarıyla birlikte oturup ağlaması gibi iç dünyasını açmalı. Her fırsatta çocuklarını kucağına alması, öpmesi, koklaması gibi şefkat göstermeli. Efendimiz torununu sırtında taşırken, Hz. Ömer’in, “Ne güzel bir bineğe binmişsin ey yavrucuğum!” demesi üzerine Efendimizin “O da ne güzel bir süvaridir.” demesi gibi övmeli çocuklarını. Yatsı namazı boyunca secdedeyken sürekli sırtına çıkan torunlarını her defasında yumuşakça yere indirip namaz bittikten sonra da “Haydi annenize gidin.” demesi kadar dengeyle kurmalı beklentileri. Korkuyla değil, güvenle kurmalı. Torunu, Efendimizin kıyafetine idrarını akıtınca sütannesinin çocuğun omzuna vurduğunu gören Efendimiz “Oğlumun canını yaktın. Allah sana rahmet etsin!” diyerek gösteriyor bize sabrın da dengesini.
Özellikle son dönemlerde gündüz kuşağı programları içerikleri ile akşam kuşağında gösterilen yerli dizi içeriklerinin genel manada sosyal yapımıza aykırı, yıkıcı, psikolojik olumsuz etkiler oluşturduğunu görüyoruz. Özel olarak soracak olursak eğer, televizyon dizilerinde sunulan anne-baba rolleri aileye nasıl yansıyor?
İnsanlar yapıları gereği meraklı ve keşfetmeye açıktırlar. İlgi ve enerjilerini bir şekilde bir yerlere akıtma ihtiyacı hissederler. Bu ihtiyaç, yaş ve bulundukları sosyal çevreye göre değişkenlik gösterir elbette. Gündüz kuşağı programlarının ve akşam kuşağı dizilerinin hangi enerjiyi harcamak üzere izlendikleri üzerinde düşünmek gerekiyor. Televizyonun olmadığı zamanlarda enerjimizi gündelik işlerimiz, ev ortamı sohbetleri, ziyaretler fazlasıyla alıyordu. Merakımız ise kendi ilgi alanlarımız ve yakın çevremizin hayatları üzerinde kısıtlıydı.
Televizyonla birlikte bizimle aynı toplumda yer alan farklı tüm karakterleri ve tipleri görmemizin olanağı çok yükseldi. Kısıtlı sosyal çevremizde göremediğimiz karakterler ve hayatların bizlere bir senaryo eşliğinde sunulduğunu görmekteyiz. Bunun takibi ise hep merak duygumuzun karşılanmasıyla devamlılık sağlıyor. Bu durumun bir alt başlığında ise bireysel yaşantımızdaki sahip olduğumuz rollerin (eş, arkadaş, çocuk, çalışan vb.) diğer hayat formlarında nasıl değişkenlik gösterdiğine olan ilgimiz yer alıyor. Başka anneler, başka babalar, başka evlatlar, başka çalışanlar gibi rolleri kolaylıkla kendi hayatımızla ve kendi rollerimizle kıyaslıyoruz. Diziler ve programlarda gördüğümüz karakterlerin, yaşam bütünlüğünden kopuk değerlendirdiğimiz anlık davranışlarının hayatımızda olmasını diliyoruz. Eksik olanı bulup izleyip doyuyoruz âdeta.
Bu izlencelerin neticesinde, sağlıklı ve karşılıklı ilgilinin azaldığı bir aile ortamının arttığını gözlemlemekteyiz. Diziler kendilerini izletmek adına olmasını dilediklerimizi verme eğilimindeler. Hatta şiddet eğilimli bir eş karakterinin romantik davranışını, kendi eşlerinden görmek isteyebiliyor bazı kadınlar. Beyler ise televizyonda 7/24 bakımlı gördükleri kadınları eşleriyle kıyaslayabiliyor. Ve tabii ki bu da kırıcı deneyimlerin artmasına ve ailedeki çatırdamaların çoğalmasına sebep olabiliyor. Eşler arasındaki güncel sorunlar konuşulmayıp bir kenarda beklerken üzerine gerçeklikten ve ilişki dinamiğinden uzak beklentiler ekleniyor. Eşler arasındaki ilişkiye zarar veren bu durumlar, ebeveyn-çocuk arasındaki mesafenin de artmasına neden oluyor.
Modern toplumda babalık rolünün değişimi, erkeklerin kimlik ve benlik algısını nasıl etkiler? Geleneksel baba figüründen uzaklaşıp daha duygusal ve katılımcı bir rol modele geçiş, erkeklerin kendi iç dünyalarında nasıl bir dönüşümü beraberinde getirir?
Gücün, mücadelenin erkekte; desteğin, duygunun kadında olduğu bir denge tabanında, modern dünyanın rolleri değiştirdiğini görüyoruz. Geleneksel olarak erkeklerin aile geçimini sağlayan kişi olduğu bilinirken, kadınlar ev işleri ve çocuk bakımından sorumludur. Ancak, kadınların iş gücüne katılımının artmasıyla birlikte, bu algılar değişmeye başlamıştır. İşte ve akademide fırsat eşitliği yakalayan kadınlar, evlilik ve aile yaşamında da bu eşitliği görmek istediklerinde geleneksel erkeklik rolleriyle çatışabiliyorlar. Böyle bir durumda çocuklar, birbirlerine destek olan ve besleyici bir ebeveyn ilişkisine uzak kalabiliyor. Geçmişten beri erkeklerin üzerinde hissettikleri ekonomik yüke ek olarak kadınların, birçok alanda sorumluluk üstlenmesi; erkeklerde modern bir yük olarak karşımıza çıkıyor.
Anneler, güçlü bir şekilde yaşamlarını sürdürmek için birçok alanda cesaret ve üstün çaba gösterebiliyorlar. Güç ve cesaret alanlarının âdeta işgal edildiğini gören erkeklerin bu alanlardan çekilmeye doğru gidebildiğini gözlemliyoruz. Ama bunun sonucunda da sorgulanan şey ise erkeklerin eril enerjilerindeki bu düşüşün neden yaşandığı oluyor. Kadın ya da erkekte bu dengenin bozulmasına tam olarak hangi tarafın neden olduğunu söylemek zor. Ama bu dengenin bozulmasının en temel nedeninin, modern dünyanın yapısı, insanın değil de ihtiyaçlar ve maddenin ön plana çıkması olduğu söylenebilir.
Baba katılımının çocukların eğitim ve kariyer başarısına olan etkisi hakkında yapılan araştırmaları ve bulguları nelerdir? Ayrıca, bu bulguların aile içi ilişkilere olan potansiyel etkileri hakkında düşüncelerinizi paylaşır mısınız?
Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi’nde yayımlanan bir araştırmada baba katılımının önemi üzerinde durulmuş. Babanın çocuğun yetişmesindeki katılımının etkileri zihinsel, duygusal, cinsel kimlik gelişim ve sosyal gelişim başlıkları altında toplanmıştır. Zihinsel gelişimin açıkça görüldüğü alan, problem çözme yetisi olarak karşımıza çıkıyor. Problem çözme becerisi yüksek olan çocukların hem akademik hem sosyal yaşamda daha uyumlu ve azimli olduklarını görüyoruz. Babayla kurulan olumlu ilişkinin çocuğun aritmetik, analitik, sözel ve okuma yönündeki başarılarına katkısı olduğu gözlenmiş. Babanın etkisi bu yönde izlenirken hem anne hem babanın katılımı ise çocuğun dış dünya ile kuracağı bağın çeşitliliğiyle karşılık bulmaktadır. Dünya ile çeşitli alanlarla ilişki kurmuş çocuk kendini tanıma ve karakterini oturtma sürecini daha sağlıklı yürüteceğinden kariyer sürecini; istekleri, yetenekleri, ilgi alanları ve hedefleri üzerine kuracaktır. Anne ve babanın katılımı çocuğun hayatında oldukça güçlü kökler oluşturmaktadır.
Anne-çocuk ilişkisinin tarih boyunca üzerine yapılan vurguların, babaların çocuklarıyla olan etkileşimlerini gölgede bıraktığı bir dünyada, babalık rolünün yeniden tanımlanması ve güçlendirilmesi gerekmez mi. Sizce, bu yeniden tanımlamanın ve güçlendirmenin toplum üzerindeki potansiyel etkileri neler olabilir?
Modern dünyanın yıkımlarını postmodern süreçte daha net görüyoruz. Nasıl ki modern dünyanın kurulması uzun yıllar aldıysa değişimi hatta başlangıcı da uzun yıllar alacaktır. Modernizm bir zincir misali hayatımızın her noktasına bir şekilde dokunmaktadır. Bir sürü başlık altında aile kavramını ele alıp onun alt başlığı olarak babalık rolünü konuşuyoruz ki bunu tanımlayıp sindirmek kadar yeniden yapılandırmak da bir hayli zahmetli. Olumlu tarafları da var elbette. Modern yapıyı sindirmiş bizlerin hatalarının sonuçları kısa sürede önümüzde beliriyor. Eğer yapıcı ve düzeltici taraftaysak daha hızlı aksiyon alma şansı elde ediyoruz. Ailede babalık rolünü yeniden tanımlamak için önce aile kavramına yapılan saldırıları fark etmemiz ve bunun önüne geçmemiz gerekiyor. Bunun paralelinde babalık rolünü yeniden tanımlamak ve ardından güçlendirmek bizler için aileyi koruma noktasında ivme kazandıracak kıymetli bir adım olacaktır. Anne ve babanın rolündeki pozitif gelişmeler sağlıklı yetişen çocuklarla birlikte öz güvenli ve değer sahibi bir gençlik kazandıracaktır. Bu gençlik ise kendisine ve ülkesine fayda sağlayan, değerlerini koruyan ve yeni değerler üreten bireyler olma yolunda ilerleyecektir.