UZMANINA
SORDUK


Dr. Melike İLERİSOY
Uzm. Klinik Psikolog


Teknolojinin hızla hayatımıza girdiği 21. yüzyılda, çocuklar arasında disiplin, sorumluluk ve ahlaki değerler açısından nasıl bir değişim gözlenmiştir ve bu durum, ebeveynlerin çocuklarına yönelik eğitim yaklaşımlarını nasıl etkilemektedir?
Sosyal çevre, insanın tutum ve davranışlarını, ahlaki değerlerini şekillendiren önemli faktörlerden biridir. Çocuk dünyaya geldiği andan itibaren bir ilişki matriksi içerisinde gelişir, her yaş döneminin ihtiyaçları ve gereksinimleri doğrultusunda hayatına yeni ve farklı ilişkiler katar. Bireyin kendisini, diğer insanları ve genel olarak dünyayı algılayışıyla ilgili temel şemalar, erken çocukluk döneminde ebeveynin çocukla olan ilişkisi bağlamında şekillenir. Diğer bir ifadeyle çocuğun kendini sevilebilir, değerli ve bir şeyleri yapmaya muktedir olarak algılaması, ebeveynin ona yansıttığı kendilik imajının içselleştirilmesi ile mümkündür. Buradan hareketle bireyin varoluş serüvenindeki, kendini inşa etme sürecindeki en önemli etkenin anne baba, anne baba arasındaki ilişki ve aile atmosferi olduğunu söyleyebiliriz. İlk insandan bu yana aslında insanın temel gereksinimleri çok da değişmemiştir; sevilmek ve değer görmek eksenli iki temel ihtiyaç, geçmişten günümüze değişmeyen temel ihtiyaçlardandır. Tüm bu ihtiyaçlar, yaşamın çok erken dönemlerinde öncelikle anne baba, daha sonra yavaş yavaş genişleyen sosyal çevre ve kişinin ilişki içinde olduğu diğer bireyler tarafından karşılanması beklenen ihtiyaçlardır. Bu bağlamda insan, zamanın değişimine paralel bir şekilde gelişir. Zaman düz bir çizgi içerisinde ilerlemez, döngüsel bir hareketi vardır ve tarih, kültür, politik vb. etkenler zamanın seyrini, belli bir zaman içerisinde yaşamış olan bireylerin duygu, düşünce ve davranış biçimlerini etkiler. Postmodern çağ, teknoloji çağı, internet çağı, sosyal medya çağı olarak tanımlanan, bireyin giderek yalnızlaştığı; yukarıda bahsettiğimiz temel ihtiyaçlarını karşılayacak yakın ilişkilerden uzak olduğu ve bu gereksinimleri sosyal medya platformlarında aramaya çalıştığı; sosyal medya tarafından sunulan modellere olan benzerliğin kişinin kendilik değerini belirlediği; narsisistik kaygıların ve yalnızlığın hâkim olduğu bir zamanı yaşamaktayız. Hiçbirimiz bu etkilerden uzak değiliz. Burada her şeyden önce sormamız gereken soru, çocuğun ne şekilde eğitileceği değil çünkü birbirini seven, saygı gösteren, değer veren ve dinleyen anne babanın varlığında çocuk zaten sağlıklı bir şekilde gelişir. Böyle bir ortamda çok da fazla bir şey yapmaya, türlü çeşitli önlemler almaya çoğu kez gerek yoktur. Dolayısıyla çocuğun nasıl eğitilmesi gerektiğinden ziyade asıl sormamız gereken soru, ebeveyninin kendini bu çağda nasıl konumlandırdığıdır.
Öncelikle aile üyelerinin birlikte geçirdikleri zamanın süresi ve niteliği büyük ölçüde teknoloji tarafından belirlenlendiği görülmektedir. Bu, belli bir ölçüye kadar kabul edilebilir çünkü yakın ve uzak gelecekte de dünyamız hızlı teknolojik değişimlere sahne olacaktır ve bunlara ayak uydurabilmek önemlidir. Fakat bildiğimiz ve emin olduğumuz bir şey var ki insan, birbirine bakarak, birbirini dinleyerek, birbirinin varoluşuna katılarak büyür ve gelişir. Bu gelişimde ilişkiyi belirleyen en temel etken olan teknoloji ise sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Aile bireylerinin herhangi bir aracı faktör olmaksızın göz göze, diz dize, gönül gönüle olan iletişimi üzerine kafa yormak daha elzemdir, diye düşünüyorum.
Ebeveyn, "Çocuğumu nasıl eğitirim?" sorusunu kendine sorarken aslında şunun cevabını aramalıdır: "Çocuğuma nasıl bir ebeveyn oluyorum? Çocuğum beni nasıl görüyor? Dünyaya ilişkin merakını ve sorularını uygun şekilde cevaplandırabiliyor muyum? Çocuğun sağlıklı gelişimi ile ilgili farkındalığım ne düzeyde? Eşime gereken ilgi ve desteği veriyor muyum? Çocuğum bizim ilişkimize dair nasıl hissediyor ve neler düşünüyor?"
Öte yandan günümüz ebeveyni, istisnalar olmakla birlikte genellikle sosyal medyadan yansıyan ideal ebeveyn modeliyle kendini kıyaslamakta ve bu durum yoğun yetersizlik duygularına yol açmaktadır. Ancak bilinen bir şey var ki sosyal medyanın sunduğu modeller büyük ölçüde gerçek yaşamdaki olgulardan oldukça uzaktır. Hiç hata yapmayan, sürekli çocuğunun yanında olan, her ihtiyacına insanüstü bir çabayla aşırı duyarlı yaklaşan, fazlasıyla idealize edilmiş ebeveyn imgesinin, günümüz anne babasına yarardan çok zarar verdiğini düşünmekteyim. Çocuğu koşulsuz kabul etmek, çocuğun kişiliğine saygı duymak, çocuğu dinlemek, ve çocukla yaş dönemlerini dikkate alarak uygun ve kaliteli zaman geçirmek, her şeyden önce eşler arası ilişkiye kafa yormak, var olan sorunlara eğilmek ve çözmeye çalışmak, geçinmeye gönlü olan geçinir yaklaşımıyla eşler arası yakınlığa yatırım yapmak önemli diye düşünüyorum.
İslam’ın eğitim ve ahlaki değerlere verdiği önemi göz önüne alarak, modern ebeveynlik anlayışının bu değerlerle nasıl bütünleşebileceğini değerlendirir misiniz?
Çocuk ve din psikolojisi çalışmaları, çocukların ahlaki gelişimlerinin olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisi bağlamında gerçekleştiğini göstermektedir. Ergenlik öncesi dönemde, çocukların duygularına hitap etmek ve onlara değerlerini içselleştirebilmeleri için aile atmosferini oluşturmak önemlidir. Çocuklarla iletişimde şefkat ve merhametle yaklaşmak, aile bağlarını güçlendirebilir ve çocukların duygusal yakınlık hissettiği davranışları daha kolay benimsemelerine yardımcı olabilir. İslamiyet ve diğer inanç sistemleri, çocuklara adaletli, sevgi dolu bir yaklaşımın önemini vurgular. Çocuklarla konuşabilme cesaretini göstermek, ve onların dünyasını anlamak önemlidir.
Modern ebeveynlik anlayışının dinî değerlerle bütünleştirilebilmesi noktasında şunları söyleyebiliriz: Dindar olsun olmasın tüm anne babalar çocuklarının erdemli davranışlar geliştirmelerine önem vermektedir. Özellikle çocuk psikolojisi ve din psikolojisi alanlarında yapılan çalışmalar, ailelerin çocuklar üzerindeki önemli psikososyal ve eğitimsel etkilerini göstermekte, çocuklardaki ahlaki ve değer gelişiminin büyük ölçüde olumlu ebeveyn çocuk ilişkisi bağlamında gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla az önce ifade ettiğimiz hususlara benzer şekilde, erdemlerin gelişiminde özellikle erken çocukluk dönemindeki aile ilişkilerinin en etkili faktör olduğu araştırmalar tarafından da ortaya konmaktadır. Erken dönemde taklit ve özdeşleşme ile başlayan ahlaki gelişim; çevre atmosferine, çocuğun mizaç özellikleri ve kişisel yeteneklerine bağlı olarak tedricî bir şekilde gelişmekte, derinleşmekte ve erdemli kişiliğin merkezi hâline gelmektedir. Ailenin bu gelişimde çocuğu derinden etkilemesi, değerler ve ilişkiler konusunda rol model olmasından kaynaklanmaktadır. Çocukların dinî ve ahlaki değerleri içsel bir sistem olarak benimsemeleri için özellikle ergenlik öncesi dönemde duygulara hitap etmek, yani çocukların duygularını anlamalarına ve ifade edebilmelerine olanak tanıyan bir aile atmosferini yerleştirmeye çalışmak oldukça önemlidir. Anlatmak ve nasihat vermekten ziyade yaşayarak, sevdirerek, bıktırmadan öğretmenin önemli olduğunu araştırmalar göstermektedir. İnsan gelişimi gözlem, taklit, kabul, özdeşleşme ve nihayetinde çevresinde gördüğü modellerin belirli bir düzen içinde yön değiştirmesi gibi bir dizi sürecin sonunda gerçekleşmektedir. Ancak örnek davranış benimsenirken modelin kişiliği ve bu kişiliğe olan duygusal bağlılık öğrenmenin gelişmesindeki en önemli etkendir. Bu bağlamda çocukla iletişimde şefkat ve merhametle yaklaşma bilincinin ebeveyn ve çocuk bağını güçlendireceği, dolayısıyla çocuğun duygusal yakınlık hissettiği ebeveyn davranışlarını daha kolay içselleştirebileceği söylenebilir.
İslam’ın ebeveynlere çocuklarına adaletli ve sevgi dolu bir şekilde yaklaşma emrini göz önüne alarak, modern toplumsal beklentiler ve bireysel ihtiyaçlar arasında nasıl bir denge kurulabilir?
İslamiyet’in yanı sıra, hemen tüm inanç ve değer sistemleri çocuklara adaletli, sevgi ve şefkatle yaklaşmanın önemini vurgulamaktadır. Hem araştırmalar hem de klinik gözlemler, ölçülü ve dengeli bir eğitimi vurgulamaktadır. Günümüz teknoloji çağında, çocukları etkileyen sayısız faktör bulunmaktadır; dönemin moda söylemleri, popüler kültürün sıklıkla vurguladığı belli sanatsal akımlar, sosyal medya platformları ve oyunlar gibi çeşitli etkenler mevcuttur.
Tüm bunları son derece olumsuz faktörler olarak kötümser bir bakış açısıyla bir kenara itmek, çağımızın gereklerini göz ardı etmek olacaktır. Önemli olan, orta yollu ve ölçülü bir şekilde çocuk ve ergenlerin dünyasında etkili olan sosyal olgulara yakın olmak, onları tanımak ve onlar hakkında çocuklarla cesurca konuşma becerisini göstermektir. Örneğin, sosyal medyada veya farklı kaynaklardan çocuğun dikkatini çeken bir durum olduğunda çocuğun bunu ailesiyle konuşabileceği ve suçlanmadan eleştirilmeden, ayıp, günah, yasak kavramları ile mümkün mertebe karşılaşmadan gündeme getirebileceğine dair bir güven duygusu içerisinde olmalıdır.
Ebeveynin modern toplumsal beklentiler ve bireysel ihtiyaçlar arasında denge kurarken olabildiğince çocuğun dünyasında kalması, ergen çocuğun sınırlarına saygı göstermesi, mümkün mertebe yasaklayıcı, sınırlayıcı, eleştirel bir tutumdan uzak durması, ailenin değer yargılarını ve sınırlarını yakın ilişkiyi koruyarak çocuğa aktarabilmesi elzemdir.