UZMANINA
SORDUK

Mahmut KAYIŞ
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

İslam’da kadın ve erkek dışında bir cinsiyet var mıdır?
İnsanlar, erkek ve dişi olmak üzere iki sınıf olarak yaratılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de bu husus şu şekilde ifade edilir: “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabb’inize karşı gelmekten sakının…” (Nisâ, 4/1) Yine Necm suresi, 45. ayette “Şüphesiz Allah iki eşi, erkeği ve dişiyi yaratmıştır.” Ayrıca Leyl suresi 3. ayette ise “Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun.” buyurulmaktadır. (Leyl, 92/3) Bu ayetler ve ilk insandan günümüze yaşanan insanlık tecrübesi, beşerin kadın erkek iki cinsiyet şeklinde yaratıldığını bize göstermektedir. Netice olarak İslam’da erkek ve kadının dışında üçüncü bir cinsiyet yoktur.
İslam hukukunda, kadın ve erkek olarak farklı cinsiyetlerde yaratılan insanın fıtri özelliklerini koruyarak biyolojik cinsiyetlerine uyumlu davranması isteniyor. Peki, cinsiyet gelişim bozukluğu olan kişilerin, tıbbî müdahale ile tedavi edilmelerinin dinî hükmü nedir?
Çeşitli sebeplerden ötürü bazı çocuklar cinsiyet gelişim bozukluğu (hünsa/interseks), yetersiz genital gelişim veya atipik/belirsiz genital görünümü gibi problemlerle doğabilmektedir. Günümüzde bu tür kişilerin cinsiyeti tıbben belirlenebilmekte ve tıbbi müdahaleler ile düzeltilebilmektedir.
Bu tür biyolojik problem ve genetik hastalıkların, cinsiyet düzeltme operasyonu veya hormonal yöntemlerle tedavi edilmesinde dinen bir sakınca yoktur. Burada esas olan, tıbbi müdahalenin asli/baskın olan genetik ve biyolojik cinsiyet lehine yapılmasıdır. Dolayısıyla tıbbi müdahalenin asli/baskın olmayan cinsiyet lehine yapılması caiz değildir.
Kuran-ı Kerim’deki kadın erkek odaklı rollerin insanların yaşamları üzerindeki etkisi düşünüldüğünde biyolojik cinsiyetlerin dikkate alınmadığı durumlarda toplumda dinî açıdan ortaya çıkan potansiyel çatışma ve tehditleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kur’an-ı Kerim, insan ve toplum hayatını en uygun biçimde düzenleyen son ilahi kitaptır. Hayatı, nesli, aklı, malı korumak ve bunlara yönelen tehditleri ortadan kaldırmak için temel kurallar getirmiştir. Kadın ve erkeğin Allah’ın kendilerini yarattığı fıtrat yani biyolojik cinsiyete uygun davranması ve sosyal hayatta birbirlerine karşı mahremiyet ve tesettüre riayet etmeleri bu kurallardan bazılarıdır. Ayrıca cinsel hayatın, ancak evlenmeleri helal olan bir erkek ile bir kadın arasında ve geçerli bir nikâh akdinden sonra söz konusu olabileceğini bildirmiştir. Bu kuralların dışına çıkan ilişki ve yönelimler ise yasaklanmıştır.
Biyolojik cinsiyetin dikkate alınmadığı cinsel yönelim ve ilişkiler, bütün çeşitleriyle açıkça yasaklamıştır. Kur’an-ı Kerim’de bu tarz ilişkinin çok çirkin bir fiil olduğu ve Allah’ın koyduğu sınırları çiğnemek anlamına geldiği açık ve kesin bir şekilde ortaya konmuştur. (Nisâ, 4/15-16; A’râf, 7/80-84; Şuarâ, 26/161-175) Kur’an’dan önce indirilen kutsal kitaplarda da aynı hükümler yer almış ve bu eylemlerin büyük bir günah ve ahlaksızlık olduğu belirtilmiştir. (Levililer, 18/22; 20/13; Romalılara Mektup, 1/27; Korintoslulara Birinci Mektup, 6/9)
Toplumda biyolojik cinsiyetin dikkate alınmadığı cinsel yönelim ve ilişkilerin yaygınlaşması, dinin haram kıldığı hususların işlenmesine sebebiyet vermekte ve insanlardaki hayâ ve iffet duygusunu öldürmektedir. Ayrıca bu yönelim ve ilişkiler toplumsal düzeni bozmakta, kadın ve erkeğin bir araya gelerek oluşturduğu aile kurumunu ortadan kaldırarak insan neslinin devamı açısından büyük bir tehlike arz etmektedir. Çünkü toplumların varlığı ancak nesillerin devamıyla mümkündür. Bunun yanı sıra birçok hastalığın ortaya çıkmasına da sebep olmaktadır.
Son yıllarda tüm dünyada LGBT aktivizmiyle eşcinsellik propagandalarıyla ve en önemlisi cinsiyetsizlik propagandasıyla âdeta kargaşa yaşanıyor. İnsanı değiştirmeye yönelen, onu cinsiyetsizliğe ve ne olduğu belli olmayan cinsel eğilimlere iten bu algılardan nasıl korunuruz?
İslam, insanın ilk yaratılış hâlini, temiz ve asli tabiatını korumasını ister. Buna da fıtrat denir. Fıtrat, insanların yaratılıştan getirdikleri biyolojik cinsiyeti ve buna uygun olarak gelişen cinsel kimlikleridir. Bu hususta yapmamız gereken en önemli iş, yaratıldığımız fıtratı korumaktır.
Her ne kadar reklamı yapılsa da farklı kelime ve kavramlarla sunulsa da Müslüman, İslam’ın yasakladığı davranış ve yönelimlere karşı katı tutumunu korumalı; dinen yasaklanmış, insan tabiatına aykırı ve nesilleri yok eden davranışların normalleştirilmesine izin vermemelidir. Kur’an-ı Kerim’de Lut (a.s.) kavminin yaptığı kötü fiilin sert bir şekilde reddedilmesinin altında bu davranışların normalleştirilmemesi amacı olduğunu düşünmekteyim. Bir başka ifadeyle insan neslini yok eden, toplumu mahveden ve dinen yasaklanmış davranışları doğal karşılamamak gerekir. Zaten her türlü iletişim vasıtası kullanılarak yapılan propagandanın gayesi, dinen yasaklanmış fiilleri Müslümanların ya da toplumların gözünde normalleştirmektir.
Zararlı cereyanlara karşı korunmada aile de çok önemlidir. Bu sebeple öncelikle evlenme çağına gelmiş genç kuşaklar, bir yuva kurmaya ve meşru bir evliliğe özendirilmelidir. Çünkü aile, dünden bugüne insanoğlunun neslini sağlıklı bir biçimde devam ettirebilmesi ve mutlu bir hayat sürdürebilmesi için bahşedilmiş en eski, en köklü ve en muhkem kaledir.
Son olarak dinen yasaklanmış davranışları yaymak için üretilen bilginin geçersiz ve yanlış olduğunu ortaya koymak ve bu bağlamda akademik çalışmalara önem vermek gerekmektedir.
Farklı cinsel kimlik ve yönelimleri savunan birey ve grupların kendilerini her platformda meşrulaştırma adına en çok müracaat ettikleri kavramların başında özgürlük gelmektedir. Özgürlük kavramı insanın bedene müdahalesini dinen meşru kılar mı?
İnsan iradeli yani özgür bir varlıktır. Bununla birlikte o sınırsız bir özgürlüğe sahip değildir. Çünkü sınırsız özgürlük, suistimalleri beraberinde getirmektedir. Soruda bahsi geçen durumda da bir suistimal mevcuttur.
Allah (c.c.) her şeyi güzel yaratmış, insanın yaratılışını da “ahsen-i takvim” olarak nitelemiştir. (Tîn, 95/4) “Özgürlük” adı altında bedene yapılan müdahaleler ise insanın vücudunda geri dönüşü olmayan zararlara sebep olmaktadır. Beden, insana emanettir ve Kur’an-ı Kerim’de insanın kendi bedenine zarar vermesi yasaklanmıştır. (Nisâ, 4/29) Neticede insan “Beden bana aittir. İstediğim şekilde müdahale ederim, kimse karışamaz.” diyemez. Bu şekilde bir düşünce, hazcı özgürlük anlayışını savunmak olur. Yoksa ne dinin ne de aklıselimin kabul ettiği bir gerekçe olmaz.
Cinsiyet değiştirme aile başta olmak üzere çevreyi ve toplumu da olumsuz yönde etkiliyor. Bunun önüne geçmek için ailelere büyük roller düştüğünü biliyoruz. Özellikle erken yaş çocukluk döneminde aile farkındalığının öneminden yola çıkarak cinsel kimlik bozukluğu yaşanmaması açısından ne gibi önlemler alınabilir?
İslam dini, hem anne babaya hem de çocuklara birtakım haklar verdiği gibi belli başlı bazı sorumluluklar da yüklemiştir. Bu sorumluluğun gereği olarak ebeveynler, evlatlarını biyolojik cinsiyetlerine uygun bir şekilde yetiştirmeye özen göstermelidir. Çocukların cinsel kimliklerini benimsemeleri, biyolojik cinsiyetlerine uygun davranış sergilemeleri ve şehevi duygularını kontrol altına almaları için anne babaların şu hususlara dikkat etmesi faydalı olacaktır: “Cinsiyet” ve “cinsellik” konusunda sorulara kızmadan net, anlaşılabilir ve kısa cevaplar vermek suretiyle konuyla ilgili bilgilendirme sağlanmalıdır. Mahremiyet bilincinin kazandırılması gerekir. Televizyon, sosyal medya, internet ve benzeri yayınlardaki cinsel kimliği bozan ve cinselliği tahrik edici unsurlardan çocukları koruyucu tedbirler alınmalıdır. Cinsiyetlerine ve fıtratlarına uygun düşmeyen söz ve davranışlara maruz kalmamalarına dikkat edilmelidir. Anneler, kız çocuklarına babalar da erkek çocuklara güzel bir rol model olma gayreti içinde olmalıdır. Özellikle çocukların özdeşim kurduğu dönemde buna dikkat edilmelidir. Ebeveynlerden biri, çocukların gözünde diğerinin rolünü zayıflatmamalıdır. Cinsiyetlerine ve yaşlarına uygun düşmeyen kıyafetler giydirilmemelidir. Neticede çocukların biyolojik cinsiyetlerine karşı onlarda olumsuz duygular uyandırabilecek her türlü davranıştan uzak durmak gerekir.
Cinsiyet değiştirmenin şahıs üzerindeki psikolojik baskıyı ve krizi ortadan kaldırmadığı gibi aksine daha da içinden çıkılmaz bir hâle getirdiğini ve söz konusu kişinin ciddi bir kimlik sorunu yaşamasına yol açabileceğini söylüyor uzmanlar. Bu noktada cinsel kimlik problemi yaşayan insanlara manen nasıl yardımcı olabiliriz?
Öncelikle kişi, İslam’ın karşı cinse benzemeyi ve bu temayülün/özentinin önünü açacak bütün tutum ve fiilleri yasakladığını bilmelidir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), kadına benzemeye çalışan erkeklerin ve erkeklere benzemeye çalışan kadınların Allah’ın rahmetinden uzak kalacağını bildirmiştir. (Buhari, Libas, 61-62) Aynı şekilde erkek ayakkabısı giyen bir kadına Hz. Peygamber’in (s.a.s.) benzer bir tavır gösterdiği nakledilmektedir. (Ebu Davud, Libas, 31)
İkinci aşamada ise problemin tedavi edilmesine çalışılmalıdır. Çünkü İslam tedavi olmayı, hastalıklara çare aramayı emretmektedir. (Buhari, Tıb, 1; Müslim, Selam, 26) Burada psikolojik tedavi yollarına devam edilmeli, bedene veya biyolojik cinsiyete müdahalede bulunulmamalıdır. Ayrıca kişi, bu duygusunun bir hâl olduğunu ve zamanla zihninde soğuyacağını, en sonunda Allah’ın izniyle tamamen kaybolacağını kendine devamlı surette hatırlatmalıdır. En önemlisi bu sıkıntısını gidermesi için Allah’a içten dua edip onun yardımını istemelidir. Ayrıca kendisinin yaşadığı bu problemi istismar etmek isteyen kişi, kurum ve kuruluşlara da itibar etmemelidir.
Sonuç olarak, kişi biyolojik cinsiyeti yönünde yaşamını sürdürmeli, psikolojik tedavi süreçlerine devam etmeli ve biyolojik cinsiyetine aykırı davranışlar içerisine de girmemelidir.