UZMANINA
SORDUK

Betül KARAPINAR
Uzman Psikolog

Diyanet Aile Dergisi’nde penceremizi “Öfke Neyimiz Olur?” diyerek açtık. Öfke, ardından farklı duygu durumları barındıran, çoğu zaman görünen sebeplerin ötesinde görünmeyen ve ancak dikkatle ele alındığında başka amillerden kaynaklandığı anlaşılan bir duygu durumu. Bu nedenle Uzmanına Sorduk köşemizde bir örnek olay üzerinden öfkenin nedeni, kontrolü ve öfke ile başa çıkabilme yolları konularında siz değerli okurlarımıza rehberlik edecek bir yazı hazırladık. Uzman Psikolog Betül Karapınar, örnek olayı bizler için değerlendirdi ve bize kıymetli önerilerde bulundu.
Akşam saatleri, sıradan çocuklu bir ev, yatırılmakta zorlanan bir çocuk ve gelişen olaylar...
Ebeveyn: “Sen hâlâ yatmadın mı? Ne zamanında yatıyor ne de sabah zamanında hazırlanıyorsun, hadi yat artık.”
Çocuk: “Daha uykum gelmedi. Ben artık büyüdüm, bana çocukmuşum gibi davranmaktan vazgeçin.”
Ebeveyn: “Elbette daha çocuksun. Uykunu alamıyorsun, kahvaltını yetiştiremiyorsun, okula aç ve uykusuz gitmeni istemiyorum.”
Çocuk: “Bıktım artık okulda ve evde bana sürekli yapmam gerekenlerin söylenmesinden. Kurallar hep kurallar... Karışmayın bana.”
Ebeveyn: “Tabii ki karışacağız. Bu sene sınav senen. İyi bir liseye gitmen sonrasında da üniversiteyi kazanman için düzenli ders çalışman gerek. Üstelik yemek ve uyku düzenin çok önemli ama sen hiç dikkat etmiyorsun.”
Çocuk: “Üfff... Çok sıkıcı her şey, ben sınava girmek istemiyorum. Zaten başarılı da değilim. Okula da gitmek istemiyorum.”
Ebeveyn: “Ne demekmiş sıkıldım. Bu artık şımarıklık. Yediğin önünde yemediğin ardında. Bütün bu imkânlara rağmen ders çalışmıyorsun, zamanında okula gidip zamanında eve gelmiyorsun. Eve geç gelmelerini, arkadaşlarınla telefonda saatlerce oyalanmalarını da konuşalım bu arada. Biz sizin için bunca fedakârlık yapalım, çalışalım, didinelim. İşittiğimiz laflara bak. Ah bizim zamanımızda bize bu fırsatlar verilmedi ki!”
Çocuk: “Yeter artık beni yalnız bırakın. Kendime ait hiç zamanım yok hep ültimatom, hep ders, bıktım. Zaten beni kimse anlamıyor.” (Sesler yükselir kapılar çarpılır ve çatışma sarmalı bu şekilde devam eder...)
Bu örnek olayı incelediğimizde iletişimi öfkeye götüren noktalar nelerdir?
Öfkeyi tetikleyen etmenler genellikle; beklentilerin karşılanmaması, muhatabın bireyselliğine, duygu ve düşüncelerine önem verilmemesi, bağımsızlığın engellenmesi, haksızlığa uğramışlık düşüncesi, ciddiye alınmamak, gerekçesi tam olarak açıklanmayan yasaklardır. Bu çerçevede çocuğun tarafından bakıldığında bunların hemen hepsi mevcut. Çocukla iletişim yargı cümlesiyle başlıyor. “Sen daha yatmadın mı?” Çocuk cümle aralarında duygularından bahsetse de bunları doğru aktaramıyor. Yakın çevresi tarafından anlaşılamadığını düşünen, çocuk bağırıyor ve şiddete başvuruyor. Ebeveyn tarafından bakılırsa çocuğuna sağladığı ortam kendi çocukluğundaki koşulların çok üstünde ve dolayısıyla düzen, kurallara itaat ve başarı beklentisi yüksek. Duygu paylaşımından uzak nasihatçi, kuralcı, üstenci bir tavır görüyoruz. Beklentilerinin karşılanmaması, isyankârlık ve kurallara itaatsizlik, ebeveyni de öfkelendiriyor. Bu durum iki tarafın birbirini dinlemesini, duygularının muhataba geçmesini engelliyor.
Peki bu iletişim biçiminde taraflar birbirlerini dinleyebilselerdi neler duyabilirlerdi?
Çocuktan başlayacak olursak; çocuğumuz belli ki bir büyüme sürecinde ve ona bu sancılı süreçte yol gösterecek, sorularına sağlıklı cevaplar bulacağı bir iletişime ihtiyaç duyuyor. Konuşma aralarında, anlaşılamadığından dem vurup yapılan çocuk muamelesinden bıktığını söylüyor. Ama bu, karşı tarafa şımarıklık ve isyan olarak geçiyor. Ailesi ilk cümlede “Demek artık çocuk olmadığını düşünüyorsun.” diyerek aktif dinlemenin yolunu açabilirdi. Çocuğun içinde bulunduğu gelişim sürecinin zorluklarını, iç çatışmaları, duygu karmaşalarını da duyabilirdi. Bireyselliğinin görülmesini, artık kendisiyle ilgili alınan kararlarda ona da sorulmasını istediğini anlayabilirdi. Ve en önemlisi okula gitme ve ders çalışma isteksizliğinin kendisini yetersiz bulmasından ileri geldiğini, sınavı kazanamayacağından korktuğunu da öğrenmiş olacaktı. Çocuk da ailesini dinleyebilseydi onların kendisinin geleceği için duydukları endişeleri ve bu endişelerinin altında ona besledikleri sevginin yattığını duyabilirdi. Ama bunu duyabilmesi için belli bir olgunluğa gelmesi gerekli, bu nedenle buna benzer iletişimlerde çocuğun dinlenmesinin ve verdiği mesajların anlaşılmasının öncelikli olması gerekir.
Böyle bir diyalogda çocuğun duygularının doğru anlaşılabilmesi ve öfkesini doğru ifade etme becerisi kazanması için neler yapılmalıdır?
Çocuğun ergenliğini de kapsayan büyüme süreci zorlu bir süreçtir. İkili duyguların çokça görüldüğü bir dönemde çocukta bağımsızlığa karşı bağımlılık, yalnız kalma isteğine karşı hep arkadaşlarıyla olma arzusu hem isyankârlık hem ebeveyn desteği vs. gibi farklı duygusal geçişler olur. Çocuk, çift kutuplu duygularla baş etmeye çalışır ve bu da iç çatışmalarını arttırır. Bu çatışmalar ve arayışlar olgunlaşma için gereklidir, bunun başarılmasında aile desteği esastır. Güvene dayalı bir ilişki gerekir. Çocuğun duygu ve düşünce aktarımları ciddiye alınmalı, yargısız dinlenmeli ve geri bildirimlerle konuşması desteklenmelidir. Problemlerin konuşulmasından kaçınılmamalıdır. Olayların yarattığı kızgınlığa sağlıklı tepki vermesi desteklenmeli, duygularını bastırması, içe aktarması engellenmelidir. Büyüdüğünü ebeveynine ispatlamaya çalışan çocuğa daha fazla sorumluluk ve görev verilerek hayata hazırlanması sağlanmalı, verilen bağımsızlıkla beklenilen sorumluluklar arasında her zaman denge gözetilmelidir.
Unutulmamalıdır ki öfkeyi doğru ifade etme biçimi ailede öğrenilen bir davranıştır. Çocuğa örnek olmak adına yetişkinlerin dünyasında sosyal ilişkilerde problem görülen davranışlarda; pasif saldırganlıkla (bastırmak, yok saymak, içte biriktirmek, arkasından dedikodusunu yapmak) değil, yüzleşmeyi, tartışmayı göze almakla, duyulan hayal kırıklığını, kırgınlığı kızgınlığı karşı tarafa doğru aktarmakla olmalıdır. Bu arada her anne babanın etkili iletişim yollarını mutlaka öğrenmesi gerekir. Etkili iletişimi kullanabilme, özellikle aile içi iletişimde birçok çatışmayı önleyecektir. Sözü kesilmeden dinlenen, konuşması teşvik edilen, duyguları ve düşünceleri yargılanmadan ciddiye alınan çocuk ailesine yaşadığı tüm problemini ailesiyle paylaşmaktan çekinmeyecektir.