Bu ay Diyanet Aile Dergisi olarak dosyamızda “Din Adına Konuşurken Dikkat” konusunu ele aldık. Din adına ve din hakkında konuşurken nelere dikkat edilmesi gerektiğini, bu konuda sosyal medya ile ivme kazanan bilgi kirliliklerini Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Dr. Mustafa Çakır ile konuştuk.
Dinî ilimlerde mütehassıslaşan kıymetli hocalarımız halkımızı dinî meselelerde güvenilir ve doğru bilgiyle buluşturmaya gayret ederken müktesebatı bambaşka alanlarda olan pek çok popüler isim de din hakkında konuşarak insanımızı yanlış yönlendirebiliyor. Bu bağlamda sormak istiyoruz: Din adına konuşmak ve din hakkında konuşmak nerede ayrılır?
Bir kimse genel olarak din olgusu veya belli bir din hakkında düşünce ve görüşlerini ortaya koyabilir. Bu, din hakkında konuşmaktır ve nezaket sınırlarını aşmamak kaydıyla insanların bu konuda fikirlerini beyan etmesi mümkündür. Din adına konuşmak ise dinin öğretileri arasında yer alan açık bir bilgiyi aktarmak ya da ehli tarafından, kapalı olan bir hükmü kendisine has metodolojisi üzerinden usulünce ortaya koymak şeklinde olabileceği gibi kişinin bu alanda kayıtsız şartsız hüküm verme yetkisini kendisinde görmesi biçiminde de tezahür edebilir. Belirtmek gerekir ki İslam’da mutlak hüküm koyucu Allah Teâlâ’dır. Dinde olmayan bir hükmü ortaya koymak Allah’tan başkası için söz konusu olmadığı gibi hükmü açık ve yoruma kapalı alanlarda aksi hükümler geliştirme yetkisi de kimseye verilmemiştir. Bu konuda keyfîliğe yer yoktur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “Ağzınıza geldiği gibi yalan yanlış konuşarak, ‘Bu helaldir, bu haramdır.’ demeyin; çünkü Allah hakkında asılsız şey söylemiş olursunuz. Allah hakkında asılsız şey söyleyenler de kesinlikle iflah olmazlar.” (Nahl, 16/116) buyrulur. Dolayısıyla hakkında açık bir delil olmayan ve dinî ilimlerin kendine has metodolojisi dikkate alınmaksızın din adına hüküm beyan etmeye kalkışmak kabul edilebilir bir durum değildir. Takdir edilmelidir ki bu tür bir faaliyette bulunmak her şeyden önce önemli düzeyde bilgi birikimi ve kabiliyet gerektirir. Öte yandan din gibi, insanın Yüce Yaradan’a karşı sorumluluklarını düzenleyen ve inançlı bireylerin oldukça hassas davrandığı bir alanda konuşmak dinin sahibine karşı da ayrıca bir sorumluluğu beraberinde getirir. Bu bakımdan din adına beyanda bulunan her bireyin, kimin adına konuştuğunu ve söylemlerinin sonuçları bakımından ne tür etkilerinin olabileceğini göz önünde bulundurması gerekmektedir.
Dinî meselelerde yaşanan bilgi kirlilikleri sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla büyük bir ivme kazandı. Din hakkında sahte hesaplardan yalan yanlış bilgilerin paylaşılması, sadece bunu paylaşanlar değil, doğruluğunu teyit etmeden yaygınlık kazandıranlar açısından da düşünüldüğünde toplumumuz için ne tür tehlikeler doğurur?
Sosyal medya günümüz toplumunun bilgiye erişiminde önemli imkânlar sunmaktadır. Bu mecralarda insanlar ister istemez çeşitli bilgilerle yüzleşebilmekte ve farkında bile olmadan pek çok bilgiyi hafızasına almaktadır. Müslüman birey bu mecralarda her şeyden önce dininin kendisine kazandırdığı bilgi ahlakını kuşanarak yer almak durumundadır. Müslüman, özellikle bu mecralarda sunulan bilgiler konusunda seçici davranıp faydasız bilgilerle zihin ve gönül dünyasının kirlenmesine müsaade etmemeli, bu tür bilgilerin yayılmasına da aracı olmamalıdır. Öte yandan, dinî bilgi sunumunda, aktarılan bilginin dine aidiyetinin önemsenmesinin yanında, muhatap kitlenin muhayyilesinde ne şekilde karşılık bulacağı da ayrıca hesap edilmek durumundadır. Hz. Ali’nin (r.a.) deyimiyle, insanlara idrak gücünü aşan bilgileri rastgele sunmak, dine karşı olumsuz bir tavır alma gibi bir sonucu kaçınılmaz kılabilir. (Buhari, İlim, 49) Bunun yanında Müslüman birey, kendisine ulaşan her bilgiyi sorgusuz bir şekilde yayma rahatlığına sahip olamaz. Doğurabileceği muhtemel sonuçları hesap ederek bilginin gerçekliğini sorgulamak ve gerekli durumlarda ehline danışmak konusunda sorumlu davranmak bizzat Kur’an tarafından dikkat çekilen son derece önemli bir husustur. (Nisâ, 4/83; Hucurât, 49/6) Dolayısıyla din adına yapılan paylaşımların dine aidiyeti, doğruluk derecesi ve dinin amaçları ile ne ölçüde örtüştüğü her Müslüman’ın dinî bir hassasiyet olarak önem vermesi gereken bir husustur.
Bilginin değil algının ön plana çıktığı dijital dünyada insanımızın sahip olduğu değerleri koruması ve manipülasyonlara karşı durması için neler yapması, bilhassa din hakkında yaygınlaşan spekülasyonlara karşı ne tür bir tavır geliştirmesi gerekir? Dinî bilgiye sahih kaynaklardan ulaşmayı önceleyen insanımıza neler önerirsiniz? Başkanlığımızın bu konuda sunduğu hizmetler ve yaptığı çalışmalar nelerdir?
Sosyal medya, bilgi sunumunun özgürce gerçekleştirildiği bir alan olunca spekülasyon ve algı yönetimine dair paylaşımlar bu mecralarda sıklıkla kendisine yer bulabilmektedir. Kişi ve kurumlar hakkında yapılan gerçeklikten uzak bilgi paylaşımlarının toplumda meydana getireceği kirlilik ve bozulmanın acı sonuçlarıyla yüzleşmenin buna sebep olanlar için de kaçınılmaz olacağı kuşkusuzdur. Bu bakımdan, davranışta ahlaki olanı ortaya koymayı varoluşun bir gereği olarak görmesi gereken insanın, bunun aksi çaba ve tutumlara meydan vermemeyi de medeni bir görev olarak telakki etmesi gerekir. Bu meyanda, insanlar arasında üstün ahlaki ilişkilere dayalı bir toplum oluşturmayı hedefleyen dinin öğütlerini bağlamından koparıp manipüle ederek âdeta bir silaha dönüştürmek isteyen iyi niyetten yoksun çabalara karşı en doğru tavır yine doğru bilginin rehberliğine sığınmak olacaktır. Bunun için de her Müslüman bireyin görüp duydukları ile dinî hayatını inşa etmek yerine, ehlinden edineceği sağlıklı dinî bilginin arayışında olma azmini ortaya koyması gerekir. Bu noktada Diyanet İşleri Başkanlığımızın her türlü yayın ve iletişim imkânlarıyla vatandaşlarımızın dinî bilgi ihtiyacı için güvenilir bir adres olduğunu belirtmek isterim. Başkanlığımız, İslam’ın doğru anlaşılmasında, sahih dinî bilgi üretiminde ve toplumun din konusunda aydınlatılmasında özverili bir hizmet yürütmektedir. Toplumun dinî hayatını sahih bir bilgi zemininde sürdürmesini sağlamak için yürüttüğü hizmetlerin yanında Başkanlığımız, insanımızın dinî hassasiyetlerini istismar etmek isteyen oluşumlara karşı gerekli tedbirlerin alınması noktasında da önemli bir çaba ortaya koymaktadır.