UZMANINA SORDUK
Doç. Dr. Hamza AKTAŞ
Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
İnançla ilgili gözlemlenebilir göstergeler toplumun nazarı dikkatini çekerken namaz gibi ibadetler bireysel alana indirgenerek öteleniyor. Bilhassa namazla kazandırılacak cemaat ve Müslüman bilinci de maalesef zedeleniyor. İlk sosyal alanımız olan ailelerimizde namaz ve cemaat bilinci nasıl yeşertilmelidir?
Dünyaya gelen her insanın ilk kazanımları daima sağlıklı ve sağlam temeller üzerine kurulmuş aile birliklerinde edinilir. Bu sebeple ebeveynler olarak üzerimize düşen en temel vazifemiz öz ibadet bilincine sahip olmaktır. Eğer anne babalar, ibadetleri, kendilerine külfet, hayatını zorlaştıran bir engel, üstünden atması gereken ve taşımaktan yorulduğu bir yük, kınanmamak veya takdir görmek için kazandığı bir alışkanlık yahut en iyi ihtimalle günlük yapılan rutin gibi algılıyorsa evlatlarının da ibadeti samimi bir kulluğun gereği olarak algılaması pek mümkün görünmemektedir.
Özellikle ergenlik dönemiyle birlikte sorgulamaların artması, çeşitli dinî akımların (deizm, ateizm gibi) gençlerin etrafını sosyal ağlar aracılığıyla kuşatması, ibadetlere karşı ilgi ve isteği azaltabiliyor. Her ne durumda olunursa olunsun namaz ve cemaat bilinci oluşturmak isteyen bir ebeveyn, hoşgörülü tutumundan vazgeçmemeli; evladına sevgi, şefkat ve sabır göstermelidir. İbadetlerin neden ve nasıl yapılması gerektiği konusunda tatmin edici açıklamalar yapmak ve bu açıklamaları yaparken ifadelerimiz de karşı tarafı suçlayıcı ve eleştirici bir tavır takınmamak da faydamıza olacaktır.
Tüm dünyada baş gösteren covid-19 vakası da cemaat bilincini olumsuz yönde etkilemiş topluca ibadet yapma hazzından hepimizi uzaklaştırarak bireysel alanlara çekilmemize sebep olmuştur. Aslında bunu fırsata çevirerek evlerimizde manevi ortam sağlayarak namazlarımızı cemaatle kılarsak gençler üzerinde etkisi olacaktır. Özellikle Ramazan aylarında kılınan teravih namazları cemaat bilincini destekleyen birlik ve beraberlik duygularını arttıran ve gençlerin cemaat olma kazanımını en güzel deneyimleyecekleri alanlardan biridir. Ebeveynler çocuklarını bu ortamlara götürerek onların bu bilince ulaşmasını destekleyebilirler.
Çocuklarımıza ibadetle ilgili bilgi verirken nasıl bir dil geliştirmeli, namaz gibi uygulamalı olarak öğretilecek ibadetlerde ne gibi yöntemler kullanmalıyız?
“Söz ola kese savafl› / Söz ola kestire bafl› / Söz ola a€ulu afl› / Ya€ ile bal ede bir söz” diyor Yunus Emre…
Eşref-i mahlukat olarak yaratılan insanoğlunun önemli özelliklerinden biri de konuşma kabiliyetinin olmasıdır. Allah insanın bu özelliğine dikkatimizi çekerek şöyle buyurmuştur: “Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler…” (İsrâ, 17/53). Dilimiz güzelliklere aracı olabildiği gibi kötülüklere de aracı olabilir. Bize düşen görev, dilimizi güzel kullanmak ve kötülüklere sebebiyet vermemektir. Bilhassa da çocuklarla iletişim kurarken kelimeleri seçerek kullanmalı, onların bilişsel gelişimlerini de göz önünde bulundurmalıyız. Her daim şefkatli ve sevecen bir tavır takınmalı onları incitici ifadelerden sakınmalıyız. İbadetlerin uygulamalı öğretimini gerçekleştirirken de yaş dönemi özelliklerine göre davranmak sürecimizi kolaylaştıracaktır.
Oyun çağı çocuklarına ibadetleri sevdirmek ve öğretmek için işin içerisine bir miktar oyun katmak faydamıza olacaktır. Oyun, belli bir amaca yönelik çocuğun isteyerek ve hoşlanarak katıldığı, hayatı zevkli kılan, etkili bir eğitim aracıdır. Eğitsel oyunlar, öğretilen bilgilerin pekiştirilmesini ve rahat bir ortamda tekrar edilmesini sağlayan etkinliklerdir.
Çocuklarımıza ibadetlerin nasıl yapıldıklarını anlatmanın yanı sıra sorular da sormalıyız. Her edindiği dinî tecrübenin sonucunda evladımızın duygularını fark etmesini sağlamalı, merak ettiği konuları cevaplamalıyız.
İbadetleri uygularken çocuğumuz için tedricilik prensibine özen göstermeliyiz. Yani inanç ve uygulama konularında uygun bir sıralama yapmak, yeri ve zamanı geldikçe kademe kademe anlatmaya dikkat etmek gerekiyor.
Bilhassa ergenlik ve ilk gençlik dönemlerinde gençlerimizin ibadetlerle ilgili sorularını, tereddütlerini aşma noktasında ailelere düşen görev nedir? Onlara nasıl rehberlik edebilirler?
Ergenlik döneminde; biyolojik, psikolojik, zihinsel ve toplumsal açıdan yoğun bir gelişim süreci yaşanmaktadır. Bedensel ve zihinsel değişimler yaşayan ergenin, dinî hayatında bir canlanma ve yeniden yapılanma görülmektedir Soyut düşünme becerileri gelişen ergen, kendini bulma çabasındadır. Ebeveyninden öğrendiği inanç ve fikirleri sorgular. Bağımsız bir birey olarak din konusunda düşünür.
Çocuklukta yüzeysel kavranan, aile ve çevrenin etkisine göre şekillenen dinî inanç, yerini ergenlikte bilinçli bir dinî inanca bırakabilir. Gencin duygusal açıdan yaşadığı iniş çıkışlar, çocuklukta yaşanan ama tam olarak ifade edilemeyen dinî duyguları açığa çıkartabilir. Yoğun bir kararsızlık ve şaşkınlık yaşayan ergen, ailesinin olumlu yaklaşımıyla Allah’a yönelebilir.
Ergen ve ebeveyn anlaşmazlıklarının temelinde kuşak çatışması vardır. Kuşak çatışması, genç ve ebeveyn arasındaki görüş farkından kaynaklanır. Her kuşak kendinden önceki kuşağı yadırgar ve kınar. Gençlerin en temel sorunu anlaşılmamaktır. Ebeveynin; ergeni, istemediği alanlara yönlendirmesi, ondan yapabileceğinin üstünde görev ve başarılar beklemesi, onu aşağılaması, eleştirmesi, başkalarıyla kıyaslaması ilişkilerini olumsuz yönde etkilemektedir.
Çocuklar, ergenlik dönemine girdiği zaman onların zorluk çekmemeleri için ebeveynler evlatlarına mükellefiyet çağı öncesinde abdest ve namazı öğretmekle yükümlüdürler.
Çocuklarına ibadet bilinci aşılamak isteyen ailelerin ilk yapacağı şey, Allah sevgisini önce kendi kalplerine sonra da evlatlarının kalbine bir tohum gibi ekmek ve köklenip yeşerinceye kadar o tohumu sulamaktır. Çünkü seven insan değer verir, değerli görür. Allah’ı seven bir kul olmak O’nun bize vermiş olduğu sorumlulukları yerine getirmeye olan isteğimizi arttıracaktır.
Bu dönemde aileler dinî yükümlülükler noktasında evlatlarından beklentilerini açıkça ifade etmeli ve uygulama boyutunda onlara rol model olmalıdırlar. Yargılayıcı ve hüküm verici bir tavır takınmak yerine daha olumlu ifadeler kullanarak ibadetlerin gerekliliklerini, onlara olan kazanımlarını güzel bir üslupla anlatma yolunu tercih etmelidirler. İbadetlerin aksatıldığı noktalarda nasıl telafi edilebileceğinin, Allah’ın merhamet ve bağışlayıcılığının sonsuz olduğunun hatırlatılması da faydalı olacaktır.
Bazı dinî telkinler yapılırken kullanılan üslup, aşılamayacak kadar önemli sorunlara sebep olmaktadır. Bu gibi zamanlarda gençlerin inanç noktasında sıkıntıya düştükleri ve farklı dinî akımların etkisi altında kaldıkları görülmektedir. Bu gibi durumlara sebep olmamak için ebeveynler, dinî telkinler verirken tavır ve tutumlarına dikkat ederek konuşmalı ve gerekli durumlarda bu alanın uzmanlarından destek almalıdır.
Namaz, içerik olarak Kur’an-ı Kerim ile olan irtibatımızı da kuvvetlendiren bir ibadettir aynı zamanda. Çocuklarımız ve gençlerimizin sure ve duaları zorlanmadan öğrenmeleri açısından neler önerirsiniz?
Çocukluk döneminde dinî değerler, doğrudan veya dolaylı, bilinçli veya farkında olmayarak anne babalar, öğretmenler ve diğer yetişkinlerden öğrenilir. Özellikle okul öncesi dönemde anne babalar çocukları için rol model olmalıdırlar. Buna bağlı olarak onlara namazda okuyacak kadar Kur’an öğretmeleri veya buna aracı olmaları da gerekmektedir. Özellikle 4-6 yaş Kur’an kursları imkânlarından faydalanılmalı, oradaki uzman hocaların eğitim yaklaşımlarından istifade edilmelidir.
İslam dini, insanın tabiatına uygun olmasından dolayı kolaylığı ilke kabul etmiştir. İnsan tabiatı gereği zorlama yoluyla bir şey öğrenmekte güçlük çeker ve insana kaldıramayacağı yükü yüklemek doğru bir yaklaşım değildir. Yüce Allah, Bakara suresinde zorluklardan, güçlüklerden insanı sorumlu tutmadığını "Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar." (Bakara, 2/286) ayeti ile açıklamaktadır. Hz. Peygamberimiz (s.a.s.), “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” (Buhârî, İlm, 12) buyurmuştur. Bizler de Peygamberimizin (s.a.s.) bu tavsiyesine uyarak sure ve dua öğretiminde de zorlaştırmadan teşvik eden bir yöntem uygulamalıyız. Kolaydan zora, basitten karmaşığa, parçadan bütüne olacak şekilde öğretmek, öğrenen kişinin zorlanmadan, severek öğrenmesini ve uygulamasını sağlayacaktır.
Sure ve dua öğretiminde esas unsurlardan biri de kurra hafızlardan doğru okumayı öğrenmektir. Onlardan dinleme yoluyla öğrenmek, işi daha da kolaylaştırır. Günümüz kitle iletişim araçlarını etkili kullanarak hem dinleme hem de uygulama yaparak sure ve dua öğreniminde önemli kazanımlar elde edilebilir.
Özetleyecek olursak insan fıtratında inanma, bir yaratıcıya bağlanma ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacını karşılayabileceği yegâne kaynak ise Allah’tır. İnsan, yaratılmışların en şereflisi olarak gönderildiği bu dünyada Rabbine karşı sorumluluklarını yerine getirirken öncelikle aynayı kendisine tutmalı, vazifelerinin ne kadarını tamamladığını sorgulamalıdır. Bu sebeple ebeveynler, diğer her şeyden olduğu gibi çocuklarının iman ve ibadetlerinden de sorumludurlar. Fakat bu sorumluluğu yerine getirirken sergilenen tavır, takınılan tutum ve kullanılan üslup çocuklar üzerinde tahmin edebileceğimizden daha fazla etkiye sahiptir.
Her şeyin hızla değişip geliştiği çağımızda dinî konularda alacağımız eğitimlerle en temel sorunu anlaşılmamak olan gençleri, kendi dünya penceresinden gözlemlemek, aileleri doğru noktalara ulaştıracaktır. Yani onların gözlerinden dünyalarına tanık olarak dinî vecibelerini yerine getirmelerinin önündeki engelleri fark edip karmaşık zihinlerini berraklaştırmakla da işe başlayabiliriz.