UZMANINA SORDUK
Dr. Psk. Esra CEYLAN
İnsanlar, kimi zaman geçmiş hatalarının izini sürer. Fakat bu iz, her zaman vicdani bir muhasebeye imkân tanımaz, insanı hatalarıyla yüzleştirerek onlardan ders alacağı bir kavşağa çıkarmaz. Kimi insanlar ümitsizliğin karanlığında bekler ve bu durum maalesef yeni hatalara da kapı aralar. Bir psikolog olarak “Ben böyleyim.”, “Ne yapsam düzelmiyor.” diyen bireyler için tavsiyeleriniz nelerdir?
Evet maalesef bunu sıkça yapabiliyoruz. Yani söylenip ardından yine aynı şekilde davranmaya devam ediyoruz. Zihinsel ve davranışsal hiçbir şeyi değiştirmeden hayatımızda bir değişiklik olsun istiyoruz. Şikâyet eden, suçluluk hisseden hâlimiz ile aynı yaşantıya devam ediyor ve gittikçe daha da derine batıyoruz. Çünkü bazen değişimi çok da istemeyiz aslında. Şikâyet etmek ve üzülmek değişmekten daha kolay ve konformist olandır.
Aynı davranış ve bakış açısı ile hayatımızda bir şeylerin değişmesi mümkün değildir, bu gerçek dışı bir istek olur. Eğer değiştirebileceğimiz bir durumun içindeysek “Neler yapabilirim?”; değiştiremeyeceğimiz bir durumun içindeysek de “Nasıl ders çıkarabilirim?” sorularına odaklanmak gereklidir. Sorduğumuz soruları değiştirirsek hayatımızda pek çok şey dönüşecektir. “Ben bu hatayı nasıl yaparım?” yerine “Bu olaydan almam gereken dersler neler?” diye sorarsak aktif çözüm moduna geçmiş oluruz. Unutmayalım; söylenmek, çözüme aykırıdır. Tembelliği seven bilinçdışının işidir. “Değişmek istemiyorum.” diyemeyen bilinç dışının kibar ve modern tavrıyla bunu ortaya çıkarmış hâlidir.
Geçmişte yaptığımız hatalar ile ilgili sıkça tavsiye ettiğim bir metot var: Telafi hareketleri. Eğer yaptığınız hatanın geri dönüşü yoksa aynı cinsten bir bedel ödeyin. Babasıyla son görüştüğünde tartışmış olan, sonrasında da babasının vefat haberini alan bir kişi, babası için hayır hasenat işleri yapabilir; ya da babalara nasıl özenli davranılması gerektiğini sosyal medyada ya da ulaşabileceği gençlere ulaşarak anlatabilir. Bu bedel maddi de olabilir manevi de. Önemli olan bireyin, içini rahatlatacak kadar ciddi bir bedel ödemesidir.
Eğer hâlâ içinde bulunduğumuz ve değiştirebileceğimiz bir hatanın içerisindeysek değişimi ne kadar istediğimizi sorgulayabiliriz. Çünkü gerçekten isteyen, kendisinde dönüşüm için bir enerji kırıntısı bulacaktır içinde. “Ben böyleyim, değişmiyorum.” bakış açısı insanın fıtratına aykırıdır. Herkes zamanla dönüşür, değişir. Bir yolculuğun içerisindeyiz ve her an yol alıyoruz. Bir önceki an ile aynı yerde ve şartlarda olamayız. İstesek de istemesek de bizi bu yol dönüştürmektedir zaten. Amacımız bu yolda olma hâlini en güzel şekilde değerlendirebilmek olsun.
Ergenlik ve ilk gençlik, hayatı deneyimleme arzularının zirvede olduğu bir dönem. Tecrübe dediğimiz şey ise insana bu yılların bakiyesi. Fakat bazen gençlerin daha kaygılı ve ümitsiz olduğunu gözlemlemekteyiz. Gençlerimize hayata karşı aldıkları tavırda neleri ön planda tutmalarını önerirsiniz?
Gerek seminerlerde gerek seanslarda karşılaştığımda böyle gençlere ilk olarak “Yaşamına bir anlam ve amaç bul.” diyorum. Yaşamını anlamlandıramayan kişide her türlü duygu durumu dış etkenlere bağlı olarak değişir. Amacı için yaşayan birey, önüne çıkan engellere takılıp vakit kaybetmez. Hedefine odaklanmıştır bir kere; ayağıma taş takıldı, yol çamurluydu demez. Yaşamı anlamlandırmaları için ise ölümü ve ötesini zihinlerinde oturtmaları en güzel varoluşsal adım olacaktır. Kısa vadeli kariyer odaklı hedefler yerine; mana ve anlam odaklı hedefler, bireylerin tatmin duygusunu ve acıya dayanıklılığını artırmaktadır. Modern dünya düzeninde acıdan mutsuzluktan kaçınmamız gerektiği izlenimi veriliyor. Bu nedenle haz odaklı, tek hedefi mutluluk ve kariyer olan gençler görebiliyoruz toplumda. Amaç acıdan kaçmak değildir, olamaz da zaten; amaç acıya anlam katabilmektir.
Gençlik bir hazine. Atılan her adım, karşılarına üretkenlik dönemlerinde atılan tohumun meyvesi olarak çıkacaktır. Bu açıdan çokça kitap okumalarını, fikir üretmelerini, deneyim ve sorumluluklardan kaçmamalarını tavsiye ederim.