UNUTULMAYAN TÜRKÜLERİN ŞAİRİ:
ABDURRAHİM KARAKOÇ

Şule TÜZÜN

Türk halk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan şair ve yazar Abdurrahim Karakoç’u kızı Mihriban Karakoç’a sorduk.

Zihnimizde ve gönlümüzde hoş bir seda bırakarak ebedi âleme göç eden Türk şiirinin usta kalemi Abdurrahim Karakoç’un sizin hayatınızdaki yeri nedir?

Öncelikle böyle bir babanın evladı olmaktan gurur duyuyorum. Her şartta daima okumalar yapan babamın kültürel ve siyasi birikimi bizim için önemli bir rehberdi. Zira ülkemizin siyasi ve sosyal olaylarını öylesine derin analiz ederdi ki hâlen ben de konuları bu çerçevede tahlil etmeye çalışır ve hayat yolculuğumda mümkün olduğunca onun izinde gitmenin doğru olduğuna inanırım.

Anadolu’nun bağrından kopup gelmiş; tevazusu, samimiyeti ve cesareti ile bildiğimiz Karakoç evde nasıl bir eş ve babaydı?

Babam evde sorumluluklarını elinden geldiğince yerine getirmeye çalışırdı. Eş olarak annemle geleneksel bir evlilik bağı taşırlardı. Babamın yoğun çalışmasına annem her zaman sabır ve anlayışla yaklaşırdı. Hane içinde ise daha çok baba otoritesinin hissedildiğini söyleyebilirim. Babam, siyasi bir kimliği olması münasebetiyle vaktinin çoğunu evde değil, daha çok davası uğruna muhtelif çalışmalar içerisinde geçirmiştir. Dolayısıyla babamla sürekli birliktelik değil ancak kaliteli zamanlar geçirirdik. Konuşmalarımızda daha çok soru sorar, cevaplar alır onun bakış açısını anlamaya çalışırdık. Babam sürekli nasihat eden değil, davranışları ile örnek olan bir babaydı. Sevgisini ve kızgınlığını da bir bakışından anlardık. Sorduğumuz soruları ise hiç geçiştirmez, hoş bir üslupla anlatırdı; biz de onu keyifle dinlerdik. Aynı sabrı ve tevazuyu torunlarına da gösterdiğini söyleyebilirim. Küçüklere her zaman sevgi ve merhametle yaklaşır onları bir yetişkin gibi muhatap alırdı.

Kalemi dile getiren, eline kalem aldığında âdeta çoşturan bir şiir kabiliyeti vardı Karakoç’un. O, şiir zevkini nereden aldı? Ailede şiirle uğraşan var mıydı?

Ailede başta dedem Ümmet Karakoç olmak üzere amcalarım özellikle Bahaeddin ve Ertuğrul Karakoç, edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir. Tabiatıyla genetik olarak nesilden nesile taşındığını görüyoruz. Şiir yazmanın ilahi ilham kaynaklı olduğuna inanıyorum. Bunu besleyen damarlar ise büyük sevgi duyduğu tarihi, inançları, idealleri ve elbette ki tabiatın düzeni olmuştur.

Şiirin gelenekle bağının olması gerektiğini söyleyen Karakoç, geleneğe bağlılığın yanında şiirin evrensel bir nitelik de taşıması gerektiğini savunmuştur. Onun şiirde evrenselliğe bakış açısını biraz açar mısınız?

Yukarıda da ifade ettiğim gibi o, kendi öz değerleri olan Türk tarihi, İslam inancı gibi en yüce değerleri sevmiş, benimsemiş bir şair olarak bu yüce değerleri dünyaya da tanıtmayı gaye edinmiştir.

Karakoç, şiirin kendi kültürüne yönelmesi gerektiğini vurgulamış hep. Onun şiirinde kendi kültürü nasıl yer almıştır?

O, Türk örf, âdet ve geleneklerini benimsemiş, kendi tarihine derin bağlılık duyan biri olarak geçmişinin töresini günümüze aktarmayı vazife bilmiş ve günümüz gençliğini yönlendirmeyi ve Batı hayranlığından uzaklaştırmayı amaç edinmiştir. Ayrıca gözlemlediği toplumsal sıkıntıları şiiri ile dile getirirken yılmadan mücadele etmeyi, haksızlığa boyun eğmemeyi hak ve hakikatten yana olunması gerektiğini vurgulamıştır.

Karakoç, samimi bir dille kaleme aldığı eserlerinde toplumun her kesimini kucaklıyor âdeta. Karakoç’un kalemi ile savaşını verdiği davası neydi?

Bu soruya babamın yazmış olduğu “Bir Güzel Ülküdür” şiirinden dörtlükler sunarak cevap vermem daha uygun olacaktır:

Yesi’deki kutsal aflk›n mayas›

Malazgirt’te Alparslan’›n rüyas›

Sö€üt’teki has kilimin boyas›

Bir güzel ülküdür gönül verdi€im.

Nizâm-› Âlem’dir, Hakk’›n sözü bu

Söyledi€im cümle, sözün özü bu

Tek damlada umman eyler bizi bu

Bir güzel ülküdür gönül verdi€im.

Ülküsü ve davas› hak ve hakikat yolu olan Türk-‹slam ülküsüdür.

Onun sadece şiirleri değil, lirik eserleri de milletin dilinde pelesenk olmuştu. Bu şiirlerinden en meşhuru “Mihriban” şiiri. Mihriban’ın hikâyesini bir de sizden dinlemek isteriz.

Çocukluğumdan bu yana babama bu sorunun sorulduğuna hep şahit olmuşumdur. Her defasında hikâyesini anlatmayı reddetmiştir. “Bu hikâyenin muhatabı olan kişi ve yaşanılanlar benimle mezara girecek.” demiştir. Bana bu soruyu yönelttiğiniz için ayrıca teşekkür ederim. Çünkü gerçekliği bulunmayan ya da babamın ağzından söylenilmiş gibi hikâyeler yazıldığına şahitlik ediyoruz. Bu vesile ile bunların gerçek olmadığını bir kez daha dile getirmek istiyorum. Zira hikâyenin aslını biz evlatları ve yakınlarımız da dâhil kendisinden başka hiç kimse bilmiyor. Nitekim bu konu ile ilgili ne yazılırsa itibar edilmemesi gerektiğini babam defalarca söylemiştir.

Son olarak babanızla ilgili unutamadığınız bir anınızı ve onun en çok sevdiğiniz şiirini paylaşır mısınız?

1980 ihtilalinden önce o dönemde siyasi kamplaşmalar vardı, hepimizin bildiği üzere. Babam da o dönemde siyasi olaylar nedeniyle bir müddet hapiste kaldı. Tabii ben de küçüktüm; bu, bizi çok etkiledi. Babamı ziyarete giderdik. Bir keresinde bana orada yapılan bir kolyeyi hediye ettiğinde gözyaşlarımı tutamamıştım. Hapisten çıktığı gün evimizde hazırlıklar yapıldığı, evimizin damına Türk bayrağının asıldığı ve babamın, arkadaşları tarafından şenlik havasında davul, zurna ile karşılandığı gün unutamadığım anılar arasında yer alıyor.

Mücadeleci ve yol gösterici olduğu için “Tamam mı?” şiiri bende özel bir yere sahiptir.

Tamam mı?

Unutma, tez geçer zulmün ezası

Sabretmeyi bileceksin; tamam mı?

Yiğide ar değil bahtın kazası

Hakk’a teslim olacaksın; tamam mı?

Geri dönmek yoktur güneş doğmadan

Rahmet nuru karanlığı boğmadan

Hakikat yolunda boyun eğmeden

Gerekirse öleceksin; tamam mı?

Yenilir mi inanmışın imanı?

Böyle bir gerçeğin olmaz gümanı.

İnşallah başlarsa hesap zamanı

Haklarından geleceksin; tamam mı?

Yolumuz her zaman Allah yoludur

Bu yoldaki ölüm oğul balıdır

Hak, haklının en mukaddes malıdır

Vermezlerse alacaksın; tamam mı?

Abdurrahim Karakoç kimdir?

Abdurrahim Karakoç, Kahramanmaraş’a bağlı Elbistan ilçesinin Celâ köyünde (1991’de ilçe olan Ekinözü) doğdu. Günümüz şair ve yazarlarından Bahattin Karakoç’un kardeşidir. Babası çiftçilikle uğraşan, hece vezniyle halk şairleri tarzında şiirler de yazan Ümmet Efendi, annesi Fadime Hanım’dır. Karakoç, ilkokuldan sonra imkânsızlıklar yüzünden öğrenimine devam edemedi. Bir süre köyünde marangozluk ve çiftçilik yaptı. Ekinözü belde olunca 1958’de muhasebeci olarak belediyede görev aldı. 1981 yılının Mart ayında emekliye ayrılıncaya kadar bu görevini sürdürdü. Ardından Ankara’ya yerleşti. Burada şiir çalışmaları yanında bazı gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yaptı.

Şiir zevkini Balcı Fakı diye tanınan ve halk şiirleri söyleyen dedesi Mehmet Efendi ile babası Ümmet Efendi’den alan Karakoç, Türk halk şiiri geleneğine sahip bir ortamda büyümüş, küçük yaşlardan itibaren şiir yazmaya başlamış, ilk şiirleri 1955’te Elbistan’da çıkan Engizek Gazetesi’nde yayımlanmıştır. Halk şiirinin tükendiği, tıkandığı yerde şiirini yeni hayallerle oluşturarak saz çalmadığı halde âşık tarzı Türk şiirinde âdeta yenilikler yapmıştır. Bilhassa Hasan’a Mektuplar adını taşıyan ve birbirinin devamı olan yirmi iki şiirinden meydana gelen eseri (İzmir 1965), Karakoç’un tanınmasında etkili olmuştur. Daha sonra beş şiirden oluşan Hasan’dan Gelen Mektup, sekiz şiirden oluşan Haberler Bülteni, yedi şiirden oluşan Vatandafl Türküsü, beş şiirden oluşan Masal Karakoç’un şöhretini sağlamıştır. Köyde doğup büyümesi, memuriyet hayatını burada geçirmesi Karakoç’un köyü ve köylüyü yakından tanımasına vesile olmuş, onların duygu ve düşüncelerini, köy ve köylü gerçeğini şiirlerinde yansıtmaya çalışmış, özellikle Hasan’a Mektuplar’da elli yıl önceki Anadolu’da köy ve köylü gerçeğini bütün çıplaklığıyla dile getirmiştir. Bu arada Anadolu insanının hastane ve mahkeme kapılarında karşılaştığı zorlukları, çektiği sıkıntıları, siyasetçilerin vaatlerini yerine getirmeyip vatandaşları aldatmasını insanı derinden sarsan yergi ve öfke duygularıyla dile getirmiştir.

Abdurrahim Karakoç, 7 Haziran 2012 tarihinde öldü ve Ankara’da Bağlum Mezarlığı’nda Şeyh Abdülhakim Arvâsî Türbesi’nin yanına defnedildi.