ÜMMETİN FEDAKÂR ANNESİ HZ. HATİCE

Betül ALTUN ERİNCİK
Ankara İl Müftülüğü Başvaizi

Hatice, Hatice büyük ve temiz

Öz anneden daha aziz annemiz

Necip Fazıl Kısakürek

Resul-i Ekrem’in (s.a.s.) yâri, sırdaşı, fedakâr yol arkadaşıdır Kureyş’in hanımefendisi Huveylid kızı Hatice (r.anhâ). On beş yıl risaletten önce, on yıl risaletten sonra olmak üzere sevgili Peygamberimizin en uzun evlilik hayatı sürdüğü eşidir.

Ehl-i beytin kıymetli validesidir. Efendimizin Hz. Mariye’den olan ve bebeklik çağında vefat eden İbrahim dışındaki tüm evlatlarını doğuran kadındır. Müminlerin annesidir. Öz anneden daha aziz annemizdir. Bizzat “Peygamber müminlere kendi canlarından daha yakındır, onun eşleri ise müminlerin anneleridir” (Ahzâb, 33/6) buyuran Yüce Yaradan’ın kelamıyla.

Ümmetin kadınlarının en üstünü, cennet kadınlarının sultanıdır. Efendimizin “Kendi zamanındaki yeryüzü kadınlarının en hayırlısı İmran’ın kızı Meryem, bu ümmetin kadınlarının en hayırlısı ise Hatice’dir.” (Buhârî, Enbiyâ, 47; Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 69) beyanıyla. Allah’ın (c.c.) ve Cebrail’in selam yolladığı kadındır. İçinde gürültü ve yorgunluğun olmadığı inciden yapılmış cennet eviyle müjdelenendir (Buhârî, Umre, 11, Müslim, Fedâilü’s-saḥâbe, 69, 71-78).

Cahiliyenin Tahire’si, İslam’ın Kübra’sıdır. Henüz Cahiliye Dönemi’nde üstün iffeti ve yüce ahlakı sebebiyle “Tahire (temiz kadın)” lakabıyla tanınmış, Efendimizin yaşça en büyük hanımı olması hasebiyle de sonraki dönemlerde “Kübra (büyük ve ulu kadın)” sıfatı ile anılmıştır. Tahire ile Emin’in beraberliğidir onların evlilikleri. Ancak temiz ve iffetli olana yakışır güvenilir ve sadık olanla beraberlik zira.

Allah’ın Habibi’ne sevgisi bahşedilendir. “Ben, Hatice’nin sevgisiyle rızıklandırıldım.” (Müslim, Kitabu’l- Fedail, 75) sözünden anlaşıldığı gibi bir ihsan ve bağıştır Hatice sevgisi Allah’ın Habibi’ne. Eşler arasındaki sevgi, meveddet ve rahmete dayalı o özel ilişki dünya hayatında insanoğluna bahşedilmiş büyük bir nimet; ihtimam ve şükür gerektiren bir rızık ve ihsandır Hz. Peygamber’in dilinde.

Tebliğ ile görevlendirildiğinde “Şimdi bana kim inanır ki!..” diye endişe eden Peygamber’i “Ben inanırım.” beyanıyla tereddütsüz tasdik edendir. Nebi’ye iman edenlerin ilki, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetin ilk ferdi olarak geçer tarihî kayıtlara adı. Hz. Muhammed’in (s.a.s.) Hira’da vahiy meleği olduğunu henüz bilmediği Cebrail’le (a.s.) karşılaştıktan hemen sonra fecrin alacakaranlığında endişe içerisinde ve titreyerek kendisinin yanına koştuğu ve sığındığı kadındır. Belli ki Peygamber olacak eşinin nezdinde kendisine danışılmaya ve istişare edilmeye en layık bir konumdadır feraset ve basiret sahibi bu büyük kadın.

Yeryüzünde Allah’a ibadet eden hiç kimse yokken Mekke’nin vadilerinde Hz. Muhammed Mustafa, Hz. Hatice ve henüz çocukluk çağındaki Hz. Ali’den müteşekkil ilk namaz kılan cemaatin kadın üyesidir Hatice (r.anhâ). Bir ticaret seferinde yolu Mekke’ye düşen attar Afif el- Kindî’nin anlattığı üzere rivayetlerde.

Hâtemü’l-Enbiya’nın en büyük destekçisi, en güvenli sığınağıdır, sekiz yaşından itibaren onu himaye edip koruyan Ebu Talip ailesiyle birlikte. Korku ve endişe içerisinde “Bana neler oluyor Hatice? Endişe ediyorum kendimden.” diyen sevgili eşini, onun ahlaki meziyet ve üstünlüklerini hatırlatarak “Öyle deme! Yemin ederim ki Allah hiçbir zaman seni utandırıp üzmez. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, doğru konuşursun, işini görmekten âciz kimselerin elinden tutarsın, yoksulları kayırırsın, misafirleri ağırlarsın, haksızlığa uğrayan kimselere yardım edersin.” (Müslim, Îmân, 252) sözleriyle teskin edendir. Eşimiz, evladımız dostumuz bizi hangi vasıflarla tanımlar sahi? Onlar için güvenli bir sığınak, endişe ve korkularının dindiren bir liman olabiliyor muyuz gerçekten?

Hira’daki tecrübesinin mahiyetini öğrenmek için Hz. Peygamber’i, Tevrat’a, İncil’e vâkıf, Allah’ı, vahyi tanıyan bilgin bir zat olan Varaka b. Nevfel’e götürendir Hatice (r.anhâ). Bu sayededir Hz. Peygamber’e gelenin vahiy meleği Cebrail olduğunu ve Efendimizin risalet göreviyle görevlendirildiğini öğrenmeleri. İlk vahiy tecrübesindeki bu hayati desteğiyle eşsizdir zevce-i tahire Hz. Hatice.Yemen, Mekke ve Suriye hattında ticaret filoları olan zengin bir tüccar kadınken tüm mal varlığını Allah Resulü ve onun haklı davası uğruna feda edendir Hatice (r.anhâ). Müşrikler Şi’b-i Ebu Talip’te kuşattığında Müslümanları, peygamber olan eşiyle beraber üç yıl boyunca muhasaraya göğüs gerendir. Zorluk yıllarında Resul’e bahşedilendir. Mekke’ye peygamberin ve davasının destekçisi bir Hatice gerektir zira, Allah’ın sevgili elçisini ve müminleri anne şefkatiyle sarıp sarmalayacak; tıpkı İslam toplumunun artık teşekkül ettiği Medine’ye, Kur’an ve sünneti en güzel şekilde özümseyerek gelecek nesillere öğretip aktaracak bir muallim; Hz. Âişe gerektiği üzere. Haticetü’Kübra, ümmü’l-mümininEvvel oldur İslam’a muin (Alvarlı Efe)Ümmetin her bir bireyinin ama özellikle de kadınlarının Müslümanlığında payı vardır kıymetli annemizin. İslam’ı tebliğin ilk yıllarındaki destek ve yardımı o kadar hayatidir ki Hz. Hatice’nin, Efendimizi himaye eden amcası Ebu Talip’le ard arda vefat ettiği tarih “hüzün yılı” olmuştur İslam tarihinde. Varlığı ile olduğu kadar yokluğuyla da etkilemiştir bu büyük kadın Müslümanların tarih ve talihini. Ölümü Müslümanlar için Mekke’yi her şeye rağmen yaşanabilir bir yer olmaktan çıkartmış ve hicreti hızlandırmıştır böylece. Onun vefatının ardından Efendimiz, güvenli bir hicret yurdu bulmak niyetiyle önce Taif’e gitmiş, ardından Medinelilerle gerçekleştirdiği Akabe görüşmeleri neticesinde hicretin yolunu açmıştır müminlere. Yokluk ve meşakkat çekip bolluk ve rahatlık günlerine kavuşamadan bu mihnethaneden çekilen fedakâr kadınların da öncüsüdür Ümmü’l-Kasım Hz. Hatice. Medine\ikbal günleri başlamadan Allah’ın elçisini malı ve canı pahasına tasdik ederek ayrılır konanın göçtüğü bu fâni dünyadan. Varlık ve ikbal günlerine ermeye ömrü vefa etmez. “Burası dünya; burada işler hep yarım kalır.” zira. Peygamber Efendimiz, risalet vazifesini ifa ederken bu uğurda karşılaştığı eziyet ve zorluklara göğüs germesinde ona destek olsun diye Hz. Hatice bizzat Cenab-ı Hakk tarafından özel seçilmiş gibidir. Öyleyse seni yaratıp bu dünyaya gönderenin seninle gerçekleştirmek istediği muradı bil de vazifeni hakkıyla yerine getir sen de ey kârî, annen Hatice misali. İlk eş, ilk mümin, ilk destekçi olarak İslam tarihinde ilklerin göstergesidir Hatice (r.anhâ). “Erken doğan kız çocuğu” anlamına gelen ismi hayatında tecelli edendir. Cenab-ı Hakk’ın el- Evvel ism-i şerifinin ahlakıyla ahlaklanmış olandır. “Evvel” isminin kendisinde tecelli ettiği kişinin hayır ve hizmette, insanlığın faydasına olan buluş ve icatlarda öncülük ettiğini, ahir isminin tecellisi ile ise dünyadan göçüp gitmiş olsa da adı ve namının baki kaldığını söyler, Allah’ın en güzel isimlerini şerh eden eserler. Hatice evvel ve ahir ismin tecellisine mazhar olmuş ilk kişisidir ümmetin. Allah’ın Sevgilisi tarafından ölümünden sonra dahi unutulmayan, sevgisi, dostluğu, fedakârlığı hep hayırla anılandır. Ölüme yenilmeyen içinde dostluk, sadakat, fedakarlık ve vefa barındıran bir muhabbet öyküsüdür onlarınki. Hz. Peygamber’in Hz. Hatice’ye olan vefa ve bağlılığını anlatan nice olay vardır İslam tarihinin sayfaları arasında. Hz. Hatice annemizin vefatının üzerinden on bir yıl geçmiş ve Efendimiz başka evlilikler de yapmışken üstelik fetih günü Mekke’ye girdiğinde, ordusunu sevgili eşinin metfun olduğu Hacun Kabristan’ını gören bir tepeye; Hatice’sinin karşısına yerleştirmiştir vefa Peygamberi.

Hz. Hatice’nin vefatından çok sonra bir gün, kız kardeşi Hâle, Resûlüllah’ı ziyaret edip yanına girmek için izin istediğinde onun sesini ve tavrını Hz. Hatice’ye benzeten sevgili Peygamberimiz “Allahım! Bu Hâle’dir.” diyerek yerinden sıçramıştır heyecanla. Vefatından sonra dahi Hatice’sine dair her hatıra onu heyecanlandırmıştır belli ki. Hz. Hatice’nin ahlakını ve feragatini bekliyorsun ya eşinden ey kârî, dön bak kendine; sahip misin Muhammedü’l-Emin’in sadakat, bağlılık ve ahlakına?

Hz. Hatice, Efendimiz’in genç ve zeki eşi Hz. Aişe’nin en çok kıskandığı kadındır, hayatta olmasa da. Efendimizin yine Hz. Hatice’yi en güzel övgü ve sitayişlerle andığı bir seferinde, Hz. Âişe annemiz kendisini kastederek “Sanki dünyada Hatice’den başka kadın yok. Allah sana ondan daha hayırlısını da verdi.” deyince Hz. Peygamber (s.a.s.), pek sevgili ve genç eşinin gönlünü kazanmak için dahi olsa onun bu sözlerine suskun kalmamış, hayatta olmayan fedakâr eşinin hatırını gözeterek “Allah, bana ondan hayırlısını vermedi. İnsanlar beni yalanladığında o tasdik etti. İnsanlar benden mallarını esirgediklerinde o, malıyla destekledi. Allah diğer kadınlardan değil ondan bana evlat bahşeyledi.” buyurmuştur (İbn-i Hanbel, VI, 118; Buhari, Menakibu’l- Ensar, 20).

Sebeb-i vücudun olan anneni tanır gibi tanı, anneni sever gibi sev o aziz anneyi ey kârî!

Ey Ümmü’l- Müminin, Hayrun Nisa; Haticetü’l- Kübra! Anneciğim!

Ümmeti yoğuran mübarek ellerinden hürmet minnet ve muhabbetle öperim. Ukbâda bucağında, kucağında, civarında olmayı niyaz ederim.