UFUK ÇİZGİSİDİR UMUT

Hatice Ebrar AKBULUT

Her insan umut eder. Umut her kalbi yoklar. Fakat kaç insan, umut penceresinden kendi hâline bakabilme cesaretini gösterir? Umut, bir şeyi beklemekten ziyade ufuk çizgisine bakmak ve yürümektir. Kendine güven değil, kendi hâlini kavrama, konumunu tayin bilgisidir. Kimliğini, durduğu ve baktığı yeri anlama eylemidir. Kendi gerçeğini okuyabilme hüneridir. İnsan beklediği şey olmadığında hüsrana uğrar. İnsanı hüsrana uğratan, gerçeğin kendisi değil, onun üzerindeki perdedir. Eğer umudumuz sahteyse perdeyi umut zannederiz. Gerçeği bilmek istemeyiz. Perde kalktığındaysa karşılaştığımız gerçek, bize çok katı ve acımasız gelir. İnsan gerçek karşısında ne kadar sarsılırsa sarsılsın onu kabullenme konusunda kendisinin de şaşıracağı bir beceriyle donanmıştır. Kendini bilmek, umut kapısını açar; bilmemek kapatır. Umut, sahte iyimserlikten değil, gerçeklikten doğar.

Umudun sahtesi, insanın kendi karmaşasını çözmesine izin vermez. Sahte umut, insana düzmece bir dünya vadeder, yalandan bir huzur verir. İnsan müşkül bir duruma düştüğünde de onu terk eder. İnsan, o tatlı sahtelikten kendi gerçeğine uyanır ama geç olur. Umudun sahteliğine tutunan kimse en umutsuz insandır. Umut, ona kendini oyalama ve kandırma sebebidir. Sahici umut ise beklenen gelmediğinde de umulan olmadığında da insanın direncini artırır. Umudu sahici olan, kolayca hüsrana uğramaz. Uğramışsa da onu yenme ihtimali umutsuza nispetle çok daha kolaydır. Umutsuzluk iyileşmeyi arzulamayan, kendini sakatlamaktan haz alan insanın hâlidir. Umut, yürüme iradesini inançla sürdürmektir. Umutlu insan, bu yönüyle diğer yürüyenlerden ayrılır. Diğerleri umuda bir avuntu gibi tutunur. Umut, yürüyüşe anlam veren, onu biçimlendirendir. Yürümenin ritmini belirleyendir. İnsan umudun telkin ettiği şevkle yürür. Hâlden dilden anlayan, umudu yormayan, usandırmayanla her yokuş çıkılır. Yoldaş, yokuşun meşakkatini alır. İnsanı yeniden yola koyulacağına, yeniden başlayabileceğine inandıran umutlu yürüyüşçülerdir. Nefeslerin insandan ayrılacağı son ana kadar elindeki fidanı dikme ümidiyle yürüyeni kimse bedbin edemez, yıldıramaz. Umut, ruhun neşesini söndüren, kalbi alabora eden bütün tehlikelerden sağ çıkabilmektir.

Eğer umut safi samimiyetle istikamet üzereyse kişinin bakış açısı, yaşama üslubu, ahlakı olur. Yeryüzünde her şey, umut etmeye vesile olabilir. Bazen bir mekân, küçük bir söz, içten bir ses, bir yüz, tesadüf edilen bir güzellik umut kapısını ardına kadar açabilir. Umudun asıl kaynağı, gözesi, membası insanın kendi ruhudur. Ağacın kökünde kendiliğinden/içeriden bir nemlilik yoksa ne kadar su verilirse verilsin, suyun ona bir yardımı dokunmazmış. Bir şeyin insana tesir etmesi için içinde ona dair bir duygu/his olmalıdır. Dışarıdan gelen bütün çağrıların tesiri de buna bağlıdır. Sevdiğimiz, saydığımız, yakınlık duyduğumuz biri zor durumda kaldığında onun için her fedakârlığa hazır oluruz ama onun elinden tutabilmemiz için de bize elini vermesi gerekir. Umut, insanın yalnızlığını keşfetmesi ve kendi yalnızlığından ürkmemesidir. Kendi yalnızlığından korkan kimse, başkasıyla insani bağlarını koparır, kendini umutsuzluğa sürükler.

Umut biraz da tecrübe etmektir, öğrenilen bir şeydir. Çaresizlik nasıl öğreniliyorsa umut da öğrenilir. Tecrübi bilgisi artan kişi, umut etme konusunda ustalaşır. Tedbir alma becerisi, bir yanlıştan tam zamanında dönebilme hüneri, aynı yerden bir kez daha ısırılmama dikkati, ihtiyatlı yaklaşma alışkanlığı umudun verdiği bilinçle kazanılır. İnsan, yapmak istediklerini yapmaya mecbur olduğu başka şeyler yüzünden ertelemek zorunda kalabilir. Gayesinde samimiyse yoluna çıkan engeller bile onu nasibine ulaştırır. Umutsuzluk insanı tüketir. Umutsa çoğaltır. Umutsuz insan, imkânların içinde yüzse yine de çıkar yol bulamaz. Umutlu insan, her kapının yüzüne kapandığını görse çıkış kapısını aramaktan vazgeçmez.

Bekleyiş, umudun hem sebebi hem sonucudur. Umut eden insan, beklerken harekete geçer. Kendisini bekleyen muhtemel durumlara hazır bulunur. Bu yönüyle umut, insanın tahmin kabiliyetini ve sabrının kapasitesini geliştirir. Umutsuz insan bekleyişte olsa da onun bekleyişi, kendini yiyen bitiren sabırsız bir bekleyiştir. Ümitler içindeki insan da zaman zaman umutsuzluğa düşer. Düşer ama zaten umut, umutsuzluğa karşı bir mücadele değil midir? Umutsuzluğu tatmayan, ona düşmeyen umudu nasıl anlasın? Umudu kıymetli ve vazgeçilmez kılan, umutsuzluğa rağmen var olabilmesidir. Umutsuzluk, umut etmekten çok daha güçlü, insanı esir alan bir duygudur. Bir şeyin esiri olmak, kendi varlığını yok saymaktır. Buna karşın umut, insanın varlık mücadelesidir. Umudu bir yaşama biçimi, hayat tarzı hâline getiren insan, umutsuz olduğunda da ümitsizliğe düşmez. Karamsar olmayan insan için umutsuzluk, umuda yeniden sarılmanın bahanesidir. İnsanın kendini yeniden inşa etmesinin imkânıdır. Umut tökezlememek, düşmemek değil, yolunda yordamında kararlılıktır.

Umut bir serçedir, kimi zaman çırpınmaktan yorulur. Gariplik de buradadır. İnsan, bir serçeye tutunarak bazen nasıl da devleşir ve insan düşe kalka nasıl da küllerinden doğar. Tabii ki umutla. İnsanın güzergâhı, her zaman gönül şenliği ve iç huzuru ile bezenmez. Yol tekrar ve tekrar çatallanır. Umut, kendini arayıştır, kendine yürümektir. Yürüyen, aradığını bulacağından emin olan değil, aradığını bulacağına olan inancını yitirmeyendir. İnsan aradığı şeyin bilgisine sahip olacağını, sonunda aradığına kavuşacağını sanır. Oysa yol boyunca talim ettiği kendisidir.

Arayan insan, hem umudun kendisidir hem de başkasının umududur. Öyleyse umut, herkesin iç huzurudur. Yalnız kimsenin, bireyci/bencil olduğunu düşünerek onu dışlayanların sahici dostları yoktur. Onlar görseler de Hızır’ı tanıyamazlar. Umut insanın kendisiyle ve Yaradan’ıyla irtibat kurması, kendini bulması, başkalarını anlamasıdır. Umutsuz insanın hem kendisiyle hem de başkalarıyla irtibatı kesilmiştir.

Umut, beklenti içinde olmak diye tarif edilse de bir hâl içinde olmaktan çok, içinde bulunulan hâle rağmen yürüyüşünden vazgeçmemektir. Çiçek bir kere açmışsa sonrası direnmektir onun için. Umut çoğu zaman çiçeğin açıldığı an zannedilir. Oysaki açıldıktan sonraki yaşama inadıdır umut. Isrardır, vazgeçmeyiştir. Kalpteki niyeti sadakatle korumaktır. İnsan bazen elinden geleni yapsa da arzu ettiği şey gerçekleşmez. Tüm gereklilikleri yerine getirse de olmasını istediği şey olmaz. Umut, gerçekleşmesi umulan olmadığında da insanın elini bırakmayandır. İnsan, olmasını istediği şey için ısrarla çabalarken başına neyin geleceğini, onunla nasıl sınanacağını hesaba katmaz. Yürümeyi çok istediği yolun, kendisine neler vereceğini hangi insan önceden bilebilir? Umut, iyilerle karşılaşmayı dilemek ve iyiye doğru istikametini şaşırmamaktır. Güçlü bir duyguyla istenilen ve nihayetinde gerçekleşmeyen bazı şeyler, insanı büyük nedametlerden korur.

Çok acı çekmiş olanlar, çok umut etmiş olanlardır. Acı, insana dermanını aratır. Her derdin bir dermanı var deyince zamanın her derde bir derman göndereceğini sanır insan. Derman, hâl çaresine bakabilme, bir şeyi yapmaya takati olma ve onu aşabilme gücüdür. Derman ansızın çıkıp gelmez. Dermanı getiren, insanın derde dayanıklılığıdır. Umut, dert içindeyken de dermanı ararken de insanın yanı başındadır.

Umut, kendini salmak değildir, sancılıdır, inceliklerle yüklüdür. Umuda tuzak kurar, pusu kurar umutsuzluk. Yaşanan zorluklar, çekilen zahmetler umudu artırmalıdır. Değilse boşunadır. Boş ve asılsız umutlar, umutsuzluk kadar tehlikelidir. Umut kendini akışa bırakma hâli değil, olabilecek ihtimaller üzerine kafa yorduktan, gereğini yaptıktan sonraki ruh hâlidir. Yalnızca kendimiz için değil, başkaları için de umut ederiz. Bu yolda ve her yolda zorluk daima vardır ama umut her zorluğu aşacak kudrettedir.

Umudu iradesizlik, tembellik gibi yanlış tanımlayanlar çoktur. O tür umut kimseye iyi gelmez, atalete sevk eder, tembelleştirir, uyuşturur. Umut, insanın bakışını, kavrayışını değiştirir, hayretini artırır, yürüyüşüne şevk verir. Bazı insanların sezgisi, algısı, ruhu, görüşü ve hayal gücü tecrübe etmeden derinleşmez. Bazıları da tecrübesini hakikatin yerine koyar ve artık hiçbir şeye şaşırmayan her şeyi kanıksayan ruhsuz kimseler hâline gelir. Umut eden hayattan çekilmez, hayatın her anına dâhil olur. Elinden geleni yapmış olmanın iç huzurunu hisseder. Umut kalbe yerleştiğinde onun ferahlığı insana yeter.