ÜÇ NESLİN HİZMETKÂRI:
ÜMMÜ EYMEN

Dr. Melek YILMAZ GÖMBEYAZ

“O, benim ceddimden kalan son yadigârdır.”

Asıl adı Bereke bint Sa’lebe olan bu hanım, ilk oğlu Eymen’e atıfla Ümmü Eymen (Eymen’in annesi) olarak anılmış ve tanınmıştır. Habeşistan asıllı olan Ümmü Eymen, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) dedesi Abdülmuttalib’in maiyyetinde iken onun vefatının ardından oğlu Abdullah’a, ondan da Hz. Peygamber’e tevarüs etmiştir. Yani Ümmü Eymen Hz. Peygamber’in ailesinden üç nesle hizmet etmiştir. Abdullah Âmine ile evlendiğinde onlarla birlikte yaşamaya başlayan Ümmü Eymen, Abdullah’ın vefatından sonra da ailenin bir parçası olarak görülmüş; Âmine’ye yardımcı olmasının yanı sıra, Hz. Muhammed (s.a.s.) doğduğunda ona hem sütannelik hem de dadılık yapmıştır. Böylece o, başından beri bu ailenin sevinçlerine olduğu gibi hüzünlerine de şahit olmuş; Abdülmuttalib’in evlat acısına, Âmine’nin dul, anne karnındaki bebeğin yetim kalışına tanıklık etmiştir. Ümmü Eymen, Âmine’yle (r.anha) birlikte yaşadıkları o evde, hem onun hem de küçük oğlunun bir nevi en yakın yardımcısı olmuştur.

Hz. Muhammed (s.a.s.) yaklaşık altı yaşına geldiğinde annesi onu hiç görmediği babasının mezarını ve bazı akrabalarını ziyaret etmek niyetiyle Medine’ye götürmek istediğinde Ümmü Eymen’i de yanına almıştı. Ancak giderken üç kişi olarak başlayan bu yolculuk, dönüşte iki kişi olarak tamamlanacaktı. Zira Âmine, dönüş yolunda Ebvâ mevkisinde aniden hastalanarak vefat edecekti. Ölümünün yaklaştığını anlayan Âmine, “…Her yaşayan ölür, her yeni eskir, her yaşlanan sona erer. Evet, ben de öleceğim fakat hep anılacağım. Çünkü ardımda tertemiz, hayırlı bir evlat bırakıyorum.” dedikten sonra oğlunu Ümmü Eymen’e emanet ederek bu dünyadan göçecekti.

Ümmü Eymen, babasından sonra annesini de kaybeden hem yetim hem de öksüz kalan küçük çocuğu beş gün süren dönüş yolculuğundan sonra Mekke’ye ulaştırmayı başararak dedesi Abdülmuttalib’e teslim ettti. Ancak büyüyünceye kadar Hz. Muhammed’i (s.a.s.) yalnız bırakmayıp onun dadılığını sürdürdü, onu kendi çocuğu gibi koruyup kollamaya devam etti.

Ümmü Eymen, Hz. Muhammed (s.a.s.) evlendiğinde de ona ve ailesine hizmet etme arzusundaydı. Ancak Allah Resülu, Ümmü Eymen’in kendi yuvasını da kurmasını istediğinden onu azat etti. Bundan sonra Ubeyd b. Zeyd’in izdivaç talebini kabul eden Ümmü Eymen, bu evlilikten Eymen adında bir erkek evlat sahibi olsa da bir süre sonra eşi vefat etti. Tüm bunlar nübüvvetten önce idi. Ümmü Eymen, nübüvvetten sonra da yani Hz. Muhammed (s.a.s.) peygamber olup çeşitli baskı ve zorluklara maruz bırakıldığında da onu yalnız bırakmadı. O, kendisine anne olmadan anneliği tattıran, emek ve değer verdiği Hz. Muhammed’in (s.a.s.) yanında olmaya devam etti; ehl-i beytin diğer fertleri gibi, ona inanan ilk Müslümanlardan oldu. Allah Resulü; dedesinden, babasından ve annesinden kalan kıymetli bir hatıra olarak gördüğü, bakımında büyük emeği olan Ümmü Eymen’in güzel ahlakına istinaden “Cennet ehlinden biriyle evlenmek isteyen Ümmü Eymen’le evlensin.” diyerek onun değerini ortaya koydu. Nübüvvetin ilk yıllarında, Müslümanların türlü işkencelere uğradığı yıllarda Allah Resulü’nün Ümmü Eymen hakkında kurduğu bu cümle nasıl görmezden gelinirdi ki… Nitekim Hz. Peygamber’in (s.a.s.) manevi oğlu Zeyd b. Hârise onunla evlenmek istediğini beyan etti. Allah Resulü’nün nikahladığı bu iki güzide insanın evliliğinden Üsâme adını verdikleri bir oğulları oldu ki Hz. Peygamber (s.a.s.) onu kendi torunlarından biri gibi görür, öyle davranırdı.

Hasılı, Hz. Peygamber’e iman eden ilk Müslümanlardan olan Ümmü Eymen ve eşi Zeyd, Allah Teâlâ’nın Kur’an’da methettiği “es-sâbikûne’l- evvelûn”den oldukları gibi, Mekke’den Medine’ye hicret eden ilk muhacirlerden olma şerefine de nail olmuşlardı. Onlar, Resûlüllah’ın ve Hz. Ebû Bekir’in aile fertleriyle birlikte hicret yolculuğunu gerçekleştirmişlerdir. Böylece Medine’ye yerleşen Ümmü Eymen, burada da Hz. Peygamber’e olan bağlılığını, hizmet aşkını sürdürmüş, oğulları Eymen, Üsâme ve eşi Zeyd ile birlikte hayatları boyunca dinin hâdimleri olmuşlardır. Cesur, güçlü ve becerikli bir hanım sahabi olan Ümmü Eymen, bir kadın olarak bizzat Uhud, Huneyn ve Hayber gazvelerine katılmış, Müslümanların en çetin günlerinden olan Uhud’da askerlere su dağıtmış, yaralıları tedavi etmiştir. Onun, Uhud’da Hz. Peygamber’in talimatına uymadığı için yenilgiyle yüz yüze gelen ve Medine’ye geri dönen askerlere kızarak onları azarladığı, yanına birkaç kadın daha alıp Uhud’a gittiği, Resûlülah’ın sağ olduğunu görüp sevindikten sonra yaralı askerlere yardıma giriştiği kaydedilir.

Ümmü Eymen, Müslümanlara hainlik eden Yahudilerin toplandığı Hayber şehrinin fethine de bir grup hanım sahabi ile katılmış; yaralıları tedavi etmek, yemek pişirmek gibi yardımlarla İslam ordusuna destek olmuştur. Ayrıca Huneyn gazvesine de oğullarıyla katıldığı rivayet edilen Ümmü Eymen’in, Müslüman ordusu için “Allah ayaklarınızı sabit kılsın!” diye dua ederek onları gazaya teşvik ettiği belirtilir. Ümmü Eymen bu savaşta büyük oğlu Eymen’i şehit vermiş; bir süre sonra da eşi Zeyd, Mute savaşında şehit düşmüştür.

Allah Resulü’ne ve dolayısıyla onun hane halkına hizmette bulunmayı, onlarla olmayı hayat tarzı olarak benimsediği anlaşılan Ümmü Eymen, Resûlüllah’ın yanı sıra kızlarının da izdivaçlarına tanıklık etmiş, onlara yardımcı olmuştur. Örneğin Ümmü Eymen, düğünden önce Hz. Fatıma’nın çeyizini kendisinin hazırladığını, bu çeyizin de bir yastık ve bir sergi/kilimden ibaret olduğunu söylemiştir. Keza Hz. Fatıma’nın ablası Ümmü Gülsüm’ün de gelin olarak hazırlanmasına dair işler Ümmü Eymen’in sorumluluğunda gerçekleşmişti.

Anne karnından doğumuna, bebekliğinden çocukluğuna, gençliğinden yaşlılığına, bekârlıktan evliliğine, beşerlikten peygamberliğine hayatının her evresinde Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hayatının bir parçası olan Ümmü Eymen, buna mukabil ondan büyük hürmet ve vefa görmüştür. Allah Resulü, atalarından yadigâr olarak gördüğü Ümmü Eymen’i ziyaret eder, hâlini, ihtiyacını sorar, bazen onun evinde dinlenir ve ondan “ümmî/annem” diye bahsederdi. O, Resûlüllah’ın hanesinin öyle bir parçasıydı ki, hayatı onlarla iç içeydi, onların hemen her anlarına dair anıları vardı. Örneğin Resûlüllah’ın büyük kızı Zeynep vefat ettiğinde onun tekfin işleriyle ilgilenmesini istediği kişilerden biri Ümmü Eymen’di. Yine oğlu İbrahim vefat ettiğinde Ümmü Eymen Allah Resulü ile birlikte ağlamıştı.

Ümmü Eymen oğlunu ve eşini şehit vermiş olsa da en çok Resûlüllah vefat ettiğinde ağlamıştı; öyle ki aralarında Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in de bulunduğu bazı sahabiler onu teselliye çalışınca şu manidar karşılığı vermişti: “O, Hak Teâlâ’ya kavuştu, bunu biliyorum lakin ağlamamın asıl sebebi vahyin kesilmesidir”. Belli ki Ümmü Eymen sadece evladını değil daha ziyade sevgili Peygamber’ini yitirmiş olmanın verdiği acıyla ağlamaktaydı. Nitekim o, Resülûllah’ın vefatının ardından üzüntüsünü mısralara nakşetmiş, yedi beyitten oluşan bir mersiye söylemiştir.

Resûlüllah’ın vefatından sonra ashab ona Hz.Peygamber’in (s.a.s.) yadigârı olarak hürmet göstermiş, özellikle Resûlüllah’ın yakın dostları Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer ara ara onu ziyaret ederek hâl hatır sormuşlar, varsa ihtiyaçlarını gidermişler, o da onlara dua etmiş, birlikte Resûlüllah’ı anıp hasretle ağlamışlardır.

Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’a söylediği şu sözler, Resûlüllah’ın Ümmü Eymen ve ailesini ne kadar sevdiğini açıkça göstermektedir: “…Resûlüllah Üsâme’yi senden fazla, babasını da babandan fazla severdi; hele ki annelerine ‘annemden sonra annem’ derdi.” Nitekim, Hz. Ömer’in oğlu Abdullah bir gün Ümmü Eymen’in torunu Haccac’ı gördüğünde “Resûlüllah (hayatta olup) onu görseydi çok severdi.” demekten kendini alamamıştı. Yine bu sevgiye işaret eden bir başka rivayete göre Resûlüllah, torunu Hasan’ı sol dizine, Ümmü Eymen’in oğlu Üsâme’yi sağ dizine oturtur, onlar için dua ederdi. Irkçılığın, ayrımcılığın zirve yaptığı bir dünyada Hz. Peygamber (s.a.s.), Habeşli, siyahi, azadlı bir köleye ve dahi ailesinin her bir ferdine ayrı ayrı verdiği değerle ezberleri bozmuş, âdeta çığır açmıştı.

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) baba ve dedesinin hizmetinde bulunmuş, sonra Hz. Peygamber’e dadılık etmiş ve devamında da onun eş, çocuk ve torunlarının yardımcısı olmaya devam etmiş olan Ümmü Eymen, hayatını tabiri caizse Resûlüllah’a ve ehl-i beytine vakfetmişti. Resûlüllah da ondan her daim övgüyle, şükranla bahsetmiş, “anne” hitabıyla muhabbetini göstermiş, “Bu, benim ehl-i beytimin (ailemin) bakıyyesidir.” diyerek onun kendi nezdindeki yerini izhar etmişti.

Bazı başka rivayetlerde belirtildiğine göre Ümmü Eymen, halife Ömer’in camide şehit edildiği haberiyle sarsılmış, “İslam’ın güneşi işte bugün sarardı, Allah dostları bir bir gidiyorlar.” demiş, iyice ilerleyen yaşıyla birlikte bu olaydan bir süre sonra vefat etmiştir. Medine’ye defnedilen Ümmü Eymen’in kabri Cennetü’l-Bakî’dedir.