ÜÇ KARANLIK İÇİNDE BİR ÂLEM

Zeynep K. ÖZTÜRK
Klinik Psikolog

“...Sizi annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek üç (kat) karanlık içinde oluşturuyor. İşte Rabb’iniz olan Allah budur. Mülk (mutlak hakimiyet) yalnız onundur. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O hâlde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?” (Zümer, 39/6)
Tarih boyunca bütün evrensel geleneklerde ve toplumlarda hamilelik dönemi hep çok önemli olmuştur. İnsanlık, belki de bir zamanlar kendileri aynı yolculuk merhalelerinden geçmiş olmalarındandır ki bu özel sürece farklı bir ehemmiyet göstermişlerdir.
Bizim kadim kültürümüzde de gebelik farklı bir yere konumlandırılır. Anne adayına farklı bir bakım uygulanır. Anne karnındaki bebeğin bu süreçten etkilendiği, ahlakının annenin yaşantısı ile şekillendiği anlatılarda, dinî kaynaklarda ve toplum alışkanlıklarında göze çarpan bir durumdur.
Kadim geleneklerde, kültürümüzde, dinimizde yüzyıllardır var olan bu yerleşik bilgi dünya tarihine baktığımızda bilim dünyası için henüz çok daha yeni sayılabilir. Psikoloji ilminin Batı dünyasında ilk geliştiği yıllarda 1900’lerin başında gelişim psikolojisi daha ziyade üç yaş ve sonrasına odaklanmaktaydı. Yapılan araştırmalar ve psikoloji dünyasındaki gelişmeler sayesinde sonraki yıllarda gelişim psikolojisi doğum itibariyle ele alınmaya başlandı. 70’li yıllara gelindiğinde o eski kadim bilgiler hatırlanmış olacak ki psikoloji ilmi anne karnındaki yaşantı ile ilgilenmeye başladı ve bu ilgi prenatal psikoloji olarak literatüre girdi.
Bir gerçek olarak biliyoruz ki hamilelik sürecinde anne ile bebeği arasında fiziksel bir bağ vardır. Bebek annesinin rahmine tutunan plasentası ile kordonu vasıtasıyla, büyüyüp gelişmesi için gereken besinleri edinir ve oksijen ihtiyacını karşılar. Bu süreçteki fizyolojik etkileşim o kadar muazzamdır ki bu konu bilim dünyasının her zaman dikkatini çekmiştir. Bebeğin ufak bir embriyo iken büyüyüp, gelişip yaşamı için gerekli her bir uzva ve organa kâmilen sahip olacak bir seviyeye gelmesi hayret ve merakla incelenmektedir. Bu süreçte yaşanabilecek aksaklık ve hastalıkların anne karnındaki bebeği nasıl etkileyeceği konusu ise özellikle tıp dünyası için önemli bir konudur. Koruyucu hekimlik uygulamaları ile anne karnındaki bebeğin sağlıklı bir şekilde dünyaya gelmesi için özel gayretler gösterilir. Bazı anormal durumlarda bebeğin bütün hayatını etkileyebilecek bedensel rahatsızlıkların gelişebileceği bilindiği için özellikle kadın doğum alanı bu durumların önlenmesi ve tespit edilmesi ile ilgilenir.
70’li yıllar itibarıyla anne karnındaki yaşantının ruh dünyamızı ne denli etkilediği incelenmeye başlandı. Nöropsikolojinin yıllar içindeki gelişimiyle anne karnı deneyimlerine dair pek çok bilgiye ulaşmış durumdayız. Her ne kadar son 20 yıldır artan araştırmalar vesilesiyle prenatal psikoloji artık bilim dünyasında bir yer edinmiş olsa da hâlâ o sırlı âleme dair olan pek çok bilgi keşfedilmeyi beklemektedir.
Pek çok psikoterapist, hamile danışanlarını incelerken bebeğin istenip istenmediğini sorar. Genel kanı, evlat isteğinin doğacak bebeğin aidiyet hissine, kendi varoluşundan duyacağı memnuniyete etkisi olduğudur. Annenin gebelik sürecinde bebeğinin varlığından memnuniyet duyması, onunla iletişime geçmesi, onun hareketlerine tepki vermesi, geleceğine dair hayaller kurması annesiyle bağına ve doğum sonrası iyilik hâline tesir eder. Anneden bebeğe sadece yiyip içtikleri geçmez. Aynı zamanda annenin hormonları da geçiş yapar. Annenin günlük hayatta yaşadıkları mutluluk, hüzün, iyi ve kötü alışkanlıkları bebek tarafından da tecrübe edilir. Özellikle annenin yaşadığı yoğun stres ve travma, bebekte ileride farklı zor karakter özellikleri ya da psikolojik rahatsızlıklar olarak kendini gösterebilir. Bu sebeple hamile annelere özel bir ilgi gösteririz.
Bu bize bilimsel bir bilgi olarak ulaşmadan evvel de tarih boyunca insanlık olarak tüm bu gerçekliğin farkındaydık. Bebek henüz 8 haftalıkken yani yaklaşık 15 mm iken beyinsel aktivitenin başladığını biliyoruz. Beyin hücreleri arasında bilgi alışverişi yapılmaya başlanır. Beyin artık henüz başlangıç seviyesinde dahi olsa çalışmaya başlar. Buna bağlı olarak anne karnında pek çok duyusal kapasite gelişir. Bebek, bu yolculukta duyu organlarına sahip olur. Ve fiziksel iletişim henüz anne karnında başlar.
Bebek dış sesleri boğuk olsa da duyabilir, etrafına dokunabilir, tepki gösterip tekme atabilir, parmağını emebilir, her ne kadar amniyotik sıvının içinde bulunsa da koku alabilir. İçinde bulunduğu sıvıyı tadabilir, bulanık ve loş olsa da ışığı görebilir. Tüm bu duyu gelişimi sayesinde bebek çevresiyle ve hatta dış dünyayla ya da dış dünya olarak bildiği annesiyle ilişki kurabilir. Tüm bu bedensel gelişim aynı zamanda bize ruhsal gelişim kapasitesini de bildirir. Bebek anne karnında mutlu olabilir, yüksek ses sebebiyle korkabilir, sakinleşmek için kordonuna sarılma, aşırı hareketlenme, ters dönme, elini emme davranışları gösterebilir.
Tüm bu bilginin anneler üzerinde sorumluluk artırıcı bir etkisi olduğunu da biliyoruz. Özellikle günümüz anne adayları bu bilgi bombardımanının altında ezilmekte, yaşadıkları normal stresin bile kaygısını yaşamaktadırlar. Öncelikle anne adaylarına şunu belirtmek isterim: Bebeğiniz sizin kanınızdan ve canınızdan... Elbette evlatlarımızı elimizden geldiğince dış etkenlerden korumak için özen göstereceğiz. Ancak bu dünyanın imtihan dünyası olduğunu, evlatlarımızın da imtihanları olacağını unutmayalım. Yani bütünüyle onları korumamızın mümkün olmadığını bilmemiz gerekiyor.
Bununla birlikte anne adaylarına şunu ehemmiyetle tavsiye ederim: Huzurlu bir gebelik, huzurlu bir bebekliğe ve yaşantıya sebep olur. Gebelikten ne kadar memnuniyet duyarsanız doğum sonrası bebeğinizin yaşantısına o kadar katkınız olacaktır. Bu süreçte bebeğinizle iletişimde kalmayı unutmayın. İçsel ve dışsal sesinizle onunla konuşun. Bu iletişim stresli anlarınızda bile bebeğinizi korumanız ve bağ kurabilmeniz için önemli bir araçtır. Bebeğinizle maneviyat üzerinden de bağ kuracağınızı hatırlayın. Bulunduğunuz her hâl onun hâline de yansıyacaktır. Faydalı işlerle meşgul olmak ve onu da bu işlere dâhil etmek, hem bebeğinizin ahlakına tesir edecek hem de aranızdaki muhabbetinizi artıracaktır. Birlikte Kuran-ı Kerim okumak, güzel insanlarla birlikte olmak, ruhunuza iyi gelecek işler içinde bulunmak yapabileceklerinizden bazıları.
Hamile yakınlarına da şunu tavsiye ederim: Hamile olan yakınınızın bedeninde bir mucize gerçekleşiyor. Hiç yoktan bir canlı var ediliyor. Bu kutsal evreye saygı duymak, hamile annenin ihtiyaçlarını görmeye yardımcı olmak, gelecek tüm nesillerimizin sağlıklı şahsiyetler olması için çok kıymetlidir.