TUZ EKMEK HAKKI
Gülşen ÜNÜVAR
Ey iyi insan!
Atadan evlada bir selamım var, bilmem alır kabul eder misin? Gönlümden gönlüne bir meramım var, bilmem acaba nedir der misin?
Soru ile başlayan mektupları oldum olası severim evlat. Daha kendimden haber vermeden, senden haber almak isterim. Buraların havasından suyundan bahis açmadan oraların havasını suyunu merak ederim. Kendi gönlümün kavrukluğunu değil de senin gönlündeki rüzgârları bilmek dilerim.
İyi insan diye seslendim bugün sana, bilmem alakanı cezbetti mi? Belki diyeceksin ki hiç görmediği birisini nasıl olur da iyi diye tanımlar bir kişi. Tanımlar elbet. Gönül gözüyle görenler tanımlar; özüyle görenler, hissikablelvuku ile hareket edenler tanımlar. Zatı iyi olanlar, muhabbetin hası ile müşerref olurlarmış. Hatta bir iyi bir iyiyi bulur, der bilenler. Bir güzeli bir güzel, bir kötüyü bir kötü, bir olmazı bir olmazın bulduğu gibi. Yollarımız bir şekilde kesiştiyse bir sebep elbette ki var evlat. Niyetimiz iyi ise iyilik çıkacak bu neticeden. Kötüyse kötülük… Hangi erekle koyulduysak yazmaya ve okumaya, ereğimiz bizi tam da oraya götürecek. Niyetimiz halistir, bunu kalem de kâğıt da zarf da bilir. Sen de ben de el de bilir.
Niyetten bu kadar bahis yeter, gel şimdi iyilik mevzusuna geri dönelim. Sana öğütleyebileceğim ilk şeydir iyi olmak! İyilikten ne sana ne de başkasına zarar gelir. Bilakis, kârların kârıdır karşılıksız yapılan her girişim, her eylem, her çaba.
Ey iyi insan, kötüye katılma. İnsanlara güler yüz göster ve onlara tatlı sözle tuz ekmek yedir.* Tatlı dil ve güler yüz, bir nevi kardeştir iyilikle. Hepsi bir araya gelirse tadına doyum olmaz evlat. Üslubun güzel olduktan sonra ha acı soğan yemişsin sofrada ha kuru yavan. Ha ekmeğin içine tuzu boca edip sunmuşsun ha arasına bal ile kaymak koymuşsun. Söz tatlı olunca ne yesen bal baklava, ne içsen şeker şerbet. Sofra deyince en evvel yeme içme gelir insanın aklına ama başka manaya işaret etmekte bir sakınca yoktur zannımca. Gönül sofrası mesela, ne de güzel yakışır cümleye, ne zarif durur ehil bir dilde. Teşbihte hata olmaz, der bilenler. Olmaz elbette! Ölçü, sözde değil özdedir. Sen sen ol özünü has olmayan niyetlere emanet etme evlat. Gönül sofrana her misafiri “değer” bil, buyur et, hürmet göster. İkramın tatlı söz, güler yüz olsun. Kapını çalan her kim ise onu başköşeye oturt, kendinden bahis açmak yerine önce ona hâl hatır sor, ilkin onun meramını dinle. Bırak çorbaya ilk kaşığı o sunsun, ilk onun içi ısınsın, ilk o yutkunsun. Ama ekmek önemli evlat. Ekmeği evvela sen böl, ekmek ki en kıymetli nimet, en bereketli azık. Ekmeğini bölmek, derdi de kederi de neşeyi de paylaşmak anlamında değil midir? Ekmeğini pay eden insandan kötülük gelmez. Bugün ekmeğini, yarın gönlünü böler sana; bugün derdini dinlerim, yarın da yaralarına merhem sürerim anlamına gelir bu. Vakti zamanında boşuna dememiş bilenler; tuz ekmek hakkı diye. Oraları bilmem evlat ama buralarda çokça kullanılır bu söz. Herkes yediği ekmeğin, içtiği suyun hakkını güder. Hatırı büyüktür yani içilen bir tas çorbanın, bölünen yarım ekmeğin, yudumlanan şerbetin, iki kelamlık sohbetin… Çünkü bunlar evlat, karın değil gönül doyurur. Ferahlık verir her nasiplenenin içine. İyiliğe iyilik sıkıp da insanlık heybesine azık katmak gibidir velhasıl.
Görüyor musun evlat, bir tuz ekmek bahsi bizi ta nerelere getirdi? Söz bu, insanı katar da önüne, dağ tepe aşırır işte böyle. Dokuz mağaradan geçirir, dokuz dereden su içirir. Kâh iğnenin yurdundan bir çırpıda atlatır kâh seni ummanlar ortasında kayıksız bırakır. Söz diyorum evlat, söz ki nice zengin sofralarda kuru bir ekmek. Nice yoksul bohçalarda baldan tatlı nimet!
Sofrayı kurduk kurmasına evet ama beyaz ve temiz bir örtüyü hak etmiyor muydu bu güzel ikram? Halis zeminlerde sunmak varken, sözü kuru yere açmak yakışık alır mıydı? Apak bir örtü serelim haydi o vakit. Boz toprakların üzerine yağan kar gibi örtsün etrafı. İşte şu bembeyaz kâğıdın bağrına dökülen kelimeler hesabı peş peşe gelsin ikramlar. Kimi acı kimi tatlı, kimi yavan kimi katmerli, kimi özlü kimi tuzlu. Hoşuna giden de var, gitmeyen de. Sana tanıdık gelen de var, gelmeyen de. Fakat mühim değil bu teferruatlar. Örtü beyaz, örtü saf, örtü halis, örtü ki niyet etmiş gönül sofrasını gönüllere sunmaya. Dört başından tutup nereye taşırsan taşı, anlam baki, lokmaysa nasip. Gel gör ki iş bir tek sende bitmiyor evlat! Örtünün temizliği ile gururlanırken sen, şer tasarlayanlar da olur. Şaşırmayasın buna, âlemde iyi de var kötü de, gayreti takdir eden de var yeren de. Kaçmak ne mümkün! Kahramanca direnmektir sana tek öğüdüm. Kendini gizleyen amacına al ile, oyun ile ulaşır. Dikkat et, beyaza siyah kolay bulaşır.* Varsın bulaşsın, gizleme kendini. Apaçık koy yüreğini ortaya; ırmaklar gibi ak, çağlayanlar gibi coş! Su ki bütün lekelere çare. Su ki değdiği tüm taşlarda pare…
Su gibi aziz olasın evlat! Mektubumu sana, seni Allah’a emanet ederim. Selametle…
*Kutadgu Bilig