TÜRK İSLAM EDEBİYATINDA
KUR’AN ÇEVİRİLERİ

Ali AYGÜN

İslamiyet’i seçen Türk boylarının başlangıçta karşılaştığı en büyük problem şüphesiz, yeni girmiş oldukları dinin gerekliliklerini anlama ve hayatlarının bir parçası hâline getirme sürecinde yaşanmıştır. Yeni bir dinî muhite giren Türkler, kutsal kitapları olan Kur’an’ın mealine ihtiyaç duymuş, bu ihtiyaç bir süre sonra Kur’an metninin hemen altına kelime kelime yapılan çevirilerle giderilmeye başlanmıştır. Karahanlılar döneminde başlayan çeviri faaliyetleri Anadolu’ya yerleşen Türkler tarafından da devam ettirilmiş, bugün elimize birçok kütüphanede muhafaza edilen çeşitli Kur’an mealleri ulaşmıştır. Cumhuriyet döneminde ise Kur’an’ın tamamen veya bir kısmının Türkçeye manzum çevirilerine rastlanmaya başlanmıştır.
Giriş
Türk İslam edebiyatının kaynağı dindir. Edip ve şairler, dinî her konuda eser vermişlerdir. Divan ve mesnevilerinin baş kısmında tevhid, münacat ve naatlara yer veren ve bunu bir gelenek hâline getiren şairlerimiz, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hayatının her safhasını da ayrı birer edebî tür olarak işlemişlerdir. Mevlid, siyer, miraciye, mucizename, hilye, kırk ve yüz hadisler gibi daha birçok konu, edebiyatımızın manzum dinî konuları arasında önemli bir yere sahiptir. Divan ve mesnevilerde olduğu kadar bu edebî türler içerisinde de yeri geldiğinde ayet ve hadislerden iktibaslarda bulunmuşlardır. Özellikle mutasavvıf şairlerin eserlerinde ayet ve hadisleri çok yoğun bir şekilde kullandıkları dikkati çekmektedir. Fakat bu eserlerde yer alan ayetler, manzum birer çeviri şeklinde değildir. (Alim Yıldız, Kur’an Meâlleri Sempozyumu (Ankara: DİB Yayınları, 2007), II/87-88.)
Hz. Peygamber ile ilgili edebî türler meydana getiren ve özellikle manzum kırk ve yüz hadis tercümeleri yapan şairlerimiz, ayet mealleri ve dolayısıyla Kur’an çevirisi için benzeri bir edebî tür meydana getirmemişlerdir. Edebiyat tarihimiz içerisinde bilebildiğimiz kadarıyla sadece bir tane manzum kırk ayet çevirisi yapılmıştır. Her ne kadar satır arası Kur’an mealleri yapılmış olsa da divan edebiyatı sahasında eser veren şair ve yazarlarımız, Kur’an’ın tercümesi etrafındaki tartışmalar ve Kur’an tercümesinin hassasiyetinden dolayı bu işten uzak kalmayı tercih etmişlerdir. (Yıldız, Kur’an Meâlleri Sempozyumu, II/88.)
Mevcut bilgilere göre Kur’an, önce Farsçaya tercüme edilmiştir. Samanoğulları hükümdarlarından Mansur b. Nuh (961-976) Kur’an’ın Farsçaya tercümesini resmî olarak ele almıştır. Aralarında Türk asıllı bilginlerin de bulunduğu Horasan ve Maveraünnehir âlimlerini toplayarak Kur’an’ın Farsçaya tercümesinin caiz olup olmadığı hususunda onlardan fetva aldıktan sonra, oluşturulan heyet, Kur’an’ı, Taberi’nin 40 cilt olan Câmiu’l-Beyân adlı tefsirinin kısaltılmış şekliyle beraber Farsçaya çevirmiştir. (Abdülkadir İnan, Kur’an-ı Kerim’in Türkçeye Tercümeleri Üzerine Bir İnceleme (Ankara: DİB Yayınları, 1961), 7-8.) Bu tercüme, Kur’an’ın zamanımıza ulaşan ilk çevirisi olup satır arası bir nitelik taşımaktadır. Farsça kelimeler, Farsçanın söz dizimi kuralları dikkate alınmaksızın Arapça kelimelerin altına yazılmıştır. Bu ilk Farsça Kur’an meali, Türkçe ilk Kur’an meali için de bir model olmuştur. (Yaşar Şimşek, Eski Anadolu Türkçesi Satırarası Kur’ân Tercümesi (Kırıkkale: Kırıkkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2017), 1.) Kur’an-ı Kerim’in Türkçeye yapılan ilk çevirisinin nerede ve kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Günümüze ulaşan nüshalar arasında en eski olanları Karahanlı Türkçesi özellikleri göstermektedir. Karahanlılar dönemine ait satır arası ilk Türkçe meal İstanbul’da Türk ve İslam Eserleri Müzesi 73 numarada kayıtlıdır. Üzerine araştırmalar yapılan ve çoğaltılan bu nüsha yöntem olarak Arapça metnin hemen altına kelime kelime çevirinin eklenmesiyle oluşturulmuştur.
Satır arası mealler
Satır arası meallerde kelimelerin anlamı, orijinal metnin yazılı olduğu satırların arasına, her kelimenin anlamı asıl kelimenin altına gelecek şekilde yazıldığı için bu çeviri metodu “satır arası” olarak isimlendirilmiştir. Bu tarz çeviride satırlar, tercümeyi de içine alacak aralıkta yazılmıştır. (Ali Yılmaz (ed.), Türk-İslâm Edebiyatı (Ankara: Grafiker Yayınları, 2020), 255.)
Satır arası meallerde Arapça her kelimeye Türkçe karşılık bulunması esas olduğu için bu çevirilerde Türkçenin ifade gücünü ve zengin kelime hazinesini görmek mümkündür. İslami terimlere Türkçe karşılıklar verilirken müellif veya müstensihin tasarrufta bulunması, tercüme edilen eserin kutsal bir kitap olması hasebiyle sınırlı olmasına rağmen her nüsha Türkçe söz varlığı çalışmaları için oldukça ehemmiyetlidir. Satır arası Kur’an meallerinde Arapça bütün kavramlara bir karşılık verilmesi esastır ve ayrıntılı açıklamalara genellikle yer verilmez. Bazı istisnai durumlarda Arapça kavrama karşılık gelen Türkçe kelimeler için açıklama yazıldığı görülebilir.
Satır arası meallerden Anadolu Türkçesiyle yazılanların en eskisi Türk ve İslam Eserleri Müzesi 40 numarada bulunan nüshadır. Muhammed b. Hamza tarafından yapılan bu Kur’an meali Ahmet Topaloğlu tarafından metin ve sözlük olarak yayımlanmıştır. (Ahmet Topaloğlu, XV. Yüzyıl Başlarında Yapılmış Satırarası Kur’an Tercümesi (İstanbul: Millî Eğitim Basımevi, 1976).) Topkapı Nüshası üzerinde doktora çalışması yapan Yaşar Şimşek, zikredilen nüshanın söz varlığında görülen bazı farklılıklar dışında Anadolu sahasında yapılan çevirilerle çeşitli açılardan benzer olduğunu söylemektedir. Şimşek, Anadolu sahasında yapılan satır arası Türkçe çevirilerini dört kolda toplamaktadır. Buna göre her koldaki çevirinin diğer çeviriler ile az veya çok benzerlikleri bulunmaktadır. Bu benzerliklerin olması da gayet doğaldır. (Şimşek, Gazi Türkiyat Türkoloji Araştırmaları Dergisi 24 (2019), 62.)
Kur’an meallerinde şiirin kullanımı
Divan edebiyatında Kur’an’ın şiirsel bir çevirisi pek görülmez. Kur’an’da: “Biz o Peygambere şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da. O(na verdiğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır.” (Yasin, 36/69.) buyrulması Kur’an’ın nazmen çevirisinden uzak durulmasına sebep olmuş olabilir. Ayrıca nazmın bir ölçü ve kafiyeye dayanması ve Kur’an’ın anlamının bir şekil içerisinde sıkıştırılmasındaki zorluğun nazmen tercümeye engel olduğu söylenebilir. Klasik şiirde ayet iktibaslarının bir kısmı mealen iktibas olsa da bunlar, tercüme niyetiyle yapılmadığından ayetin manzum çevirisi olarak görülemez. Klasik tercüme geleneğimizde müstakil bir manzum Kur’an çevirisine rastlanmasa da kısmi olarak sure ve ayet çevirileri bulunmaktadır. XV. yüzyılda yaşamış olan Hatiboğlu Muhammed, Muslihuddin Mustafa b. Muhammed tarafından yapılmış olan Mülk suresi tefsirini Türkçeye manzum olarak çevirmiş ve Letâyifname adını vermiştir. (M. Esad Coşan, Hatiboğlu Muhammed ve Eserleri (İstanbul: Server Yayınları, 2011), 55.) Okçuzade Mehmet Efendi (ö. 1630) manzum kırk hadis çevirisi ile birlikte bir de manzum kırk ayet çevirisi yapmıştır. (Yıldız, agm., II/88.)
Kur’an’ın tamamen veya kısmen Türkçeye manzum çevirileri Cumhuriyet döneminde gerçekleşmiştir. Bu dönemde yapılan Kur’an tercümelerinden biri Mehmet Akif’e aittir. Manzum olup olmadığını bilemediğimiz bu çalışma, bir şairin kaleminden çıkması yönüyle ve tamamen manzum olmasa bile en azından yer yer manzum kısımların bulunabileceği itibarıyla önemlidir. Kur’an’ın manzum tercümesiyle ilgili önemli bir çalışma, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi emekli öğretim üyelerinden merhum Emin Işık’ın çeşitli dergilerde yayımlanmış Alak, İnşirah, Tin, Fil ve Kureyş surelerinin manzum çevirileridir. Işık bu tercümelerinde mümkün mertebe orijinal metne sadık kalmaya çalışmıştır.
Son dönemlerde yapılan manzum bir çeviri ise Mahmut Kaya’nın Kur’an’dan Esintiler adlı eseridir. Bu eser, 58 sure ile yoğun mesaj yüklü bazı ayetlerin manzum çevirisidir. Kaya’nın çalışmasında metne sadık kalmaya azami gayret gösterdiği görülmektedir. Çeviride mısra ve beyti tamamlamak veya kafiye tutturmak için meal dışı kullanılan kelimelerin kolayca fark edilmeleri sebebiyle italik yazıldığı dikkati çekmektedir. Meal dışı kullanılan kelime ve cümlelerin ayetlerin mefhumuna uygun olmasına özellikle dikkat edildiği anlaşılmaktadır. Mealde Arapça metne yer verilmesi, meal ile metnin karşılaştırılmasına imkân sağlamaktadır. Dil ve üslup bakımından daha şiirsel, kısa ve anlamca yoğun ayetlerden müteşekkil olan Mekkî surelerin mealde yer almasına dikkat edilmiştir. Şiirselliğin ön planda olduğu bu mealde, şiirsellik uğruna mananın değişmesi veya zaafa uğramasına izin verilmemeye gayret edilmiştir. Mahmut Kaya’nın meali, hece ölçüsü nazım tekniğine uygun olarak yapılmıştır. Şiirsellik, kafiye ve rediflerle sağlanmıştır. Bazı ayetlerin asıl metinlerinden kaynaklanan şiirsel ifadeler, müellif tarafından Türkçeye güzel bir şekilde aktarılmıştır. Ayrıca bir suredeki konu değişikliğinin kolayca fark edilmesi için ayetler arasına bir nakış konulmuştur.
Sonuç
Kur’an-ı Kerim’in Türkçeye ilk çevirileri, Karahanlı Türkçesine, satır arası yöntemle yapılmıştır. Kur’an’ın tamamen veya kısmen Türkçeye manzum olarak çeviri denemeleri ise Cumhuriyet döneminde gerçekleşmeye başlamıştır.
Kur’an-ı Kerim’in Türkçe çevirileri, temelde bir ihtiyacın tezahürüdür. Karahanlılar ve Cumhuriyet’in ilk dönemlerindeki gibi sonraki dönemlerde de aynı ihtiyacın devam ettiği görülmektedir. Her dönemde dil ve üslup bakımından bu ihtiyacın yenilendiğini söylemek mümkündür.