TÜRK FİLOZOFU
PROF. DR. ŞABAN TEOMAN DURALI

Şule TÜZÜN

Düşünce dünyamızın kıymetli isimlerinden

Prof. Dr. Ş. Teoman Duralı’yı öğrencisi

Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Sabri Genç’e sorduk…

Yakın zamanda vefat eden Teoman Duralı, felsefeci kimliğinin yanında edebî sahada da eser veren, farklı ilgi alanlarıyla dikkat çeken bir düşünürdü. Üniversite yıllarınızdan beri yaşamına yakından tanıklık ettiniz, onunla ilk tanışma hikâyenizden bahseder misiniz?

Hocamızı, üstadımızı rahmetle anarak söze başlamak istiyorum. Makamı ali olsun. 2001 yılının ekim ayıydı. Gaziantep’ten İstanbul’a felsefe tahsili için gelmiştim. 18 yaşındaydım. 2000 yılının aralık ayında babamı kaybetmiştim. Yaklaşık 10 ay sonra İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünde Teoman Duralı ile tanıştım. Hayatımda dönüm noktasıdır. 2003 yılında oradaki öğrenimimi bırakıp Avusturya Salzburg Paris Lodron Üniversitesi Felsefe Bölümüne gittim. Felsefeyi Almanca okumak için hem Merhum Teoman Duralı Hocam hem de İsmet Özel beni cesaretlendirmişlerdi. Gittikten sonra İstanbul’daki felsefe çevresiyle elbette bağımı koparmadım, sürekli irtibat hâlindeydim. Avrupa’daki felsefe camiasıyla buradaki felsefe camiası arasında bir bağ, rabıta kurmaya çalıştım. Bu çerçevede merhum üstadımızı Salzburg’a ve Viyana’ya da davet etmiştik.

İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü hocalığından çok sıradışı profesör olarak bilinir Teoman Duralı. Kimdir Teoman Duralı desek size farklı gelen özellikleriyle onu bize anlatır mısınız?

Teoman Duralı, bilge bir şahsiyetti. Başka hiç kimseye benzemez taraflarını keşfetmiş, kendi hazinesini vatanına, milletine vakfetmiş bir kişiydi. Çok üstün bir merak duygusu vardı. Bu sebeple ilmî marifeti inanılmaz ufuk açıcıydı. Herhangi bir ideolojinin esiri değildi. Kendisine ve ilmine karşı çok dürüst ve gerçekçiydi.

Teoman Duralı’nın İslam medeniyeti ve Türk kültürü üzerine değerlendirmelerinin gelip dayandığı en önemli noktalardan biri daima dil olmuştur. Onun dil ve kültür hakkındaki düşünceleri nelerdi?

Geçenlerde başka bir söyleşide de bahsettiğim üzere; tahrif olmuş, iğdiş edilmiş ve kendi deyimiyle “kirletilmiş” olarak sunulan Türkçe’ye karşı yüksek medeniyet dili olan Türkçe’yi yani Osmanlı Türkçesi’ni koyan bir “dil milliyetçisi” idi. Milliyetçisi, yani savunucusu olduğu dil; kavramları anlamca sağlam, dil bilgisi ve imla kurallarıyla belirgin, üslup zevki ve ifade güzelliği bakımından yüksek seviyelere erişmiş olan klasik Türkçe idi. Kültüre dair düşüncelerine değinecek olursak; Duralı’ya göre tarihte kendine özel bir yer edinmiş bütün milletler çok güçlü bir ülkünün peşinde olmuşlardır. Türklerin Müslümanlığı kabulünden önce müphem olan imparatorluk devletinin ülkü içeriği, Müslüman olduktan sonra daha belirli hâle dönüşmüştür. Kavmî bir tabandan öte tarihte kendine ayrı bir karakter, seciye ve hulk inşa etmiş milletler, imparatorluk devletlerini gerçekten tesis edebilmişlerdir. Türkler Müslümanlaştıktan sonra yüce bir görev uğruna yaşananlarla ülküsel bir hayat inşa etmiştir ve bunun adı da “Devlet-i Ebed Müddet“tir. Müslüman Türk, savaşma gücü ile kabiliyetini İslam’dan almıştır. Millî karakterimizi, tüm unsurlarıyla tebarüz ettiren de İslam Medeniyetinin mühim temsilcisi olan ve özellikle de on dokuzuncu yüzyıl sonlarının Osmanlı Türk kültürüdür. Felsefe-bilim kültürünün her veçhesiyle tekrar oluşmasına ramak kala bu kültür yok olmakla karşı karşıya kalmıştır. Duralı’ya göre, bu kadim kültürün, tarihin ve seciyenin unutulmasıyla sadece Türk milletine değil bütün insanlığa yazık olur.

Teoman Duralı’nın felsefeyi dil üzerinden yorumladığını biliyoruz. Talebesi olarak bu yorumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Felsefileşmiş bir kültür için felsefi olarak sağlam bir kavram örgüsüne veya çerçevesine sahip olmak elzemdir. Bu sebeple Hocamızın en büyük çabalarından biri, böyle bir kavram örgüsünü yeniden inşa etmek ve ülkemizi felsefileşmiş bir kültür seviyesine yeniden kavuşturmaktı. Bunun en başat yolu da dil aracılığıyla olandı ve bu yolu takip etti. Duralı, “dünyanın girmiş olduğu derin bunalım” sorununa karşı kendi kültürel dimağının kaygılarına, unsurlarına, yanıtlarına yöneldi. Bu yanıtları ortaya koyarken kendi varlık evinin “dil”ine sarıldı ancak, bu toprakların “varlık evi”nin yani “dil”inin tarihsel süreç içerisinde yerle bir edildiğinin bilincindeydi ve bu sebeple işe “varlık evi”mizi tekrar restore etmekle başladı. Bu “varlık evi”nin temeline yani tarihine indi. Son iki yüz yıldır sürekli yıkılmaya çalışılan “evimiz”in temelini belirlemeye çalıştı ve hatta bu temeli tekrar tekrar atma gibi inanılmaz zor bir işi vazife bildi.

Felsefi düşünceyi geliştirememiş milletlerin uzun ömürlü olmayacağını söylüyor Teoman Duralı. Bunu biraz açar mısınız?

Almanya, felsefileşmiş bir kültüre sahip olmasaydı teknolojik açıdan her alanda gelişemezdi. Ayrıca adalet sisteminden kaldırımların düzenine kadar hiçbir şey yerli yerinde olmazdı. Felsefe bize en başta bir şeyi yerli yerine koymayı öğretir, yani adaleti. Evvela kendi aklımıza karşı adaleti. Felsefenin en mühim kollarından biri olan mantık olmazsa ya da bir kültürün her sathına işlenmezse, içselleştirilmezse, ahlaksızlık ve adaletsizlik yani zulüm baş gösterir. Örneğin bir sucunun işini mantıksız yapması sonucu, yaptığı tesisatın patlaması da bir zulümdür. Peki, sucu felsefe eğitimi mi alacak? Elbette hayır. Sucu da felsefileşmiş bir kültürün parçası bir birey olarak vazifesini, ödevini bilerek işini yapacak. Bu, felsefîleşmiş bir kültüre sahip toplumda kendiliğinden olur. Felsefileşmiş bir kültürde otobüs şoföründen profesörüne kadar herkes, felsefi bir bilinçle, bir ödev ahlakıyla eylemlerini ortaya koyar. Dolayısıyla felsefî düşünce kültürünü geliştirememiş milletler ilelebet çöker.

Duralı’nın şiirleri ve hatıralarından oluşan Deniz ve Kâşiflik adında bir kitap yayına hazırladınız. Teoman Duralı ve şiirleri desek neler söylersiniz?

Hocamızın şiirleri bir seyyahın günlüğü gibidir. Merhum Üstadımız, neredeyse bütün dünyayı gezmiştir. Bir seyyahtır. Biskay Körfezi’nden Atlas Okyanusu’na, Norveç’ten Londra’ya, Kuala Lumpur’dan Paris’e, Singapur’dan Washington’a, Toroslar’dan Moğolistan’a, Aşkabat’tan Bukit Larut’a, Viyana’dan Yeni Zelanda’ya ve Küba’dan Afganistan’a kadar seyahat etmiştir. Şiirlerinde de ekseriyetle bu seyahatlerindeki gözlemlerini ya da ona ilham olan tecrübelerini görürsünüz.

Son olarak Teoman Duralı çok yönlü düşünce yapısıyla ülkemizde felsefe kavramının üzerindeki tozu almaya çalıştı son anına kadar. Onun belki de tohumlarını attığı bu mücadelenin devamı gelecek mi? Onun izinde devam edecek olan kitap, dergi vs. çalışmalardan bahseder misiniz?

Elbette devam edecek. 2009 yılından beri Hocamın kıyıda köşede kalmış konuşmalarını, konferanslarını, gazete yazılarını, katıldığı TV programlarındaki konuşmalarını toparlıyorum. 2014 yılında bunu yaklaşık 20 kişilik gönüllü bir ekiple, talebelerimle yaptık. Felsefe-Bilimin Odağında Metafizik başlığıyla ilkini yayımladık. Elimde yaklaşık 15 kitap olacak kadar veri var. İnşallah üzerinde çalışıp bunları yayımlamaya devam edeceğim. Bunun yanı sıra kendi felsefi çalışmalarımda da hocamızın bıraktığı yerden daha ötesine götürebilmek için çaba sarf ediyorum. Bu anlamda doktora tezim, Hocamızın çağdaş küresel medeniyete dair düşüncelerini daha da açmaya çalışan bir tez olmuştu. İnşallah bunu Çağdaş Küresel Medeniyetin Ontolojisi başlığıyla yayınlamak nasip olur. Ancak bu tür çalışmalarla bir düşünce yeşerip filizlenir ve de kültürleşir. Bu da en büyük vazifemiz. Bu muazzam mirasa layıkıyla sahip çıkabilirsek ne mutlu.

Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı Kimdir?

Felsefeci, akademisyen, araştırmacı-yazar Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı, 1947 yılında Zonguldak’ta dünyaya geldi. Zonguldak’ta başladığı ilköğrenimini Ankara’da tamamladı ve ortaöğrenimini Ankara TED Kolejinde yaptı. 1973 yılında İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi. 1975 yılında aynı üniversitede asistan olarak göreve başladı. “Biyoloji Felsefesine Dair” teziyle felsefe doktoru oldu. 1978 yılında NATO bursuyla Paris’te biyoteknoloji seminerlerine katıldı. 1982 yılında yardımcı doçent, aynı yıl biyoloji felsefesi üzerine verdiği tezle doçent, 1988 yılında profesör oldu. 1992-93 yıllarında Kuala Lumpur’da, 1994 ve 2003 yıllarında Viyana Üniversitesi Bilim Felsefesi Bölümünde, 1995-97 ve 1999 yıllarında ISTAT’ta (Kuala Lumpur) misafir öğretim üyesi olarak bulundu. Yurt dışında değişik zamanlarda inceleme ve araştırma gezileri yaptı. Yurt içinde ise asıl görev yeri olan İstanbul Üniversitesinden başka pek çok üniversitede değişik alanlarda dersler ve konferanslar verdi. 1999 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Felsefe Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı oldu. 2009-2016 arasında Kırklareli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi dekanı olarak görev yaptı. 2017 yılından sonra İbn Haldun Üniversitesi akademik kadrosunda yer aldı, bilim felsefesi, felsefe tarihi ve biyoloji felsefesi alanlarında birçok çalışma yaptı. “Bilim ve kültür” alanında Cumhurbaşkanlığı 2021 Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görülen Ş. Teoman Duralı, 7 Aralık 2021 tarihinde vefat etti.