SÖYLEŞİ
TÜLAY GÖKÇİMEN İLE
SAVAŞ VE KADIN ÜZERİNE...
Söyleşi: Mahir KILINÇ
Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) devrinde kadın, hayatın akışı içinde mescitte, cemaatte, ilimde, sanatta, ticarette ve savaş meydanlarında su taşımadan yaralıların tedavi edilmesine kadar toplum hayatında olması gereken her yerde var olmuştur. Hz. Muhammed’in (s.a.s.) kadının varoluşundaki değerle buluşturan uygulamalarından ve kadının sosyal hayatta etkinliğinin topluma sağlamış olduğu faydalardan bahseder misiniz?
Kadının sosyal hayattaki etkinliği topluma naiflik ve incelik katar düşüncesindeyim. Ben özellikle bunu çalışma yaptığımız insani yardım alanında çok fazla deneyimledim. Bir kadın ve bir anne olarak çalışma yaptığımız bölgelerde yaşayan insanların ihtiyaçlarını daha yakından görebilmek nasip oldu. Kendi hayatımızdan, aile ve çocuklarımızın ihtiyaçlarından yola çıkarak karşımızdaki insanların ihtiyaçlarını belirlemeye çalıştık. Çoğu zaman nokta atışı yaptık ve “Bunu düşüneceğiniz hiç aklımıza gelmemişti.” cümleleri ile karşılaştık. Hanımların bakış açısı bu anlamda daha ayrıntılı oluyor çoğu zaman.
Hayber Gazvesi’ne katılmaya niyetli hanımlar Hz. Peygamber’e gelerek, “Biz yün eğirerek kazandıklarımızla cihada çıktık. Yanımızda yaralılar için ilaçlar var. Etrafa saçılmış okları toplayıp askerlere verebilir, onlara un çorbası yapabiliriz.” diyerek izin istemişlerdi. Bunun üzerine Resûlullah onlara müsaade etmiş, Hayber fethedildikten sonra erkeklere verdiği gibi bu hanımlara da ganimetten pay vermişti. (Ebu Davud, Cihad, 141)
Bu örnekte olduğu gibi kadınların da her daim yapabilecekleri bir şey olacağı gün gibi aşikârdır. Canlı tanığı olduğumuz soykırım günlerinde kadınların etkin bir şekilde mücadelenin içinde olduğunu da görüyoruz. Kimileri bir yerde toplanarak Gazze için kermesler düzenliyor kimileri toplumu harekete geçirmek için sosyal medyayı kullanıyor kimileri de seminerden konferansa koşturarak ne kadar zor günler geçirdiğimizi ve bu günlerde yapmamız gerekenleri insanlara hatırlatıyorlar. Ben su satarak Afrika’da su kuyusu açtıran onlarca kadın tanıdım. Yaptıkları projelerden kazandıkları ile yüzlerce kişinin göz ameliyatını yaptıran kadınlarla bir araya geldim. Veya uzman olduğu mesleği ümmetin hayrı için yapan yine binlerce kadın var. Hepsinin ortak özelliği daha duygusal ve çoğunun anneliğinden kaynaklanan merhamet hasleti ve daha ayrıntılı düşünmeleri olabilir. Bu sebeple kadının sosyal hayattaki etkinliği çok önemlidir.
Savaşlar, insanların yeryüzündeki varlığından bu yana ülkelerin çeşitli nedenlerle ortaya çıkardıkları olaylardır. Pek çok acıya sahne olan bu savaşlarda kadının misyonundan ve etkisinden kısaca söz edebilir misiniz?
Ne yazık ki yeryüzündeki savaş, çatışma ve işgallerden en çok kadın ve çocuklar etkileniyor en çok onlar yara alıyor. Gittiğim bölgelerde savaşı, çatışmayı yaşamış, bedel ödemiş, evladını ailesini kaybetmiş, cezaevine girmiş, işkence görmüş pek çok kadınla konuştum. Bir kadın olarak onların yanına gitmem, dertlerini paylaşmaya çalışmam, eğer isterlerse yaşadıkları acıları dünyaya duyurabileceğimi söylemem bile onların bir nebze olsun iyi olmalarına vesile olmuştur. Maalesef coğrafyamızın dört bir yanı yerinden edilmiş kadın ve çocuklarla dolu. Nereye, nasıl gideceğini bilmeyen bir gün sonra nerede uyanacağını bilmeden hareket eden ve sadece yaşamak için evinden, toprağından, anılarından ayrılarak yola çıkan kadınlar ötekileştirilmek değil, anlaşılmak istiyor. İkinci, üçüncü sınıf insan muamelesi görmek değil, yaralarının sarılmasını istiyor. Şu an yeryüzünde milyonlarca insan ülkesinde yaşananlar sebebiyle hareket hâlinde. Ve bu hâlde olmayı onlar istemiyor, yani tercih etmedikleri bir şey yaşıyorlar aslında. Yaşadıkları coğrafyada savaş olan bir kadının misyonu öncelikle hayatta kalmak ve çevresini de hayatta tutmaktır. Şu an Gazze’de kendisini, ailesini ve çevresini hayatta tutmaya çalışan binlerce kadın var. Bu bölgelerin dışında olan kadınların misyonu ise savaş mağdurlarının yaşadıklarını hissederek, empati yaparak onlara ellerinden geldiğince destek olmak, yaralarını sarmak, seslerini duyurmak olmalıdır.
Gazze örneğinde olduğu gibi savaşın en çok mağduru hiç şüphesiz kadınlar ve çocuklar oluyor. Savaş konusunda kadının bilinçlenmesi, dirençli olabilmesi ve korunabilmesi adına ne gibi çalışmalar ve hazırlıklar yapılmalı?
Öncelikle kadınların dünyada neler olup bittiğini bilmesi, bunu içselleştirmesi ve bu yaşananların hep başkasının başına gelecekmiş gibi davranmaması gerekir. Örneğin ben bir anne olarak çocuklarımı her zorluğa karşı ayakta durabilecek şekilde yetiştirmeye gayret ediyorum. Her düşmede onları yerden kaldırmak yerine düştükleri yerden nasıl kalkabileceğini anlatmaya çalışıyorum. Gaybı yalnızca Allah bilir, yarın ne yaşayacağımızı bilemeyiz bu sebeple çocuklarımızı kendimize tam bağımlı yetiştirmemek, onları hayata hazırlamak belki de anne babaların önemli bir görevi olabilir.
Savaş bölgesinde yaşayan kadınların bilinçlenmesi yaşadıkları toplumla ilgili bir şeydir. Örneğin Filistinli bir kadın yaşadığı toplumun gerçeklerini bilir ve hayatını ona göre şekillendirir. Ama yıllar önce Suriye’de ayaklanma ile başlayan sonra bir katliama dönen savaşta kadınların çoğunun bir savaş bölgesinde nasıl yaşanır vb. konularını bilmediğini onlardan öğrendik. Genel itibarıyla bir çerçeve çizmemiz gerekirse dünyada yaşananları baz alarak hayatımıza şekil vermek, kendi yaşadığımız toplumun gerçekliği ile hareket etmek, kendimizi ve ailemizi bunlara göre şekillendirmek gerekir diye düşünüyorum.
Gazze’de şimdi bir soykırım yaşanıyor. Yıllardır mazlum coğrafya insanının haykırışını dile getiren biri olarak bu soykırımı engellemek adına fert ve topluma düşen görevler nelerdir? Özellikle toplumun bilinçlenmesi yönündeki bu mücadelede kadınlar nasıl bir misyon üstlenebilir?
Öncelikle dediğiniz gibi bilinç çok önemli. Zaten bölgelere bizzat giderek yaptığımız yayınlarla çektiğimiz belgesellerle coğrafyamızda yaşananları insanlara anlatmaya çalışıyoruz. Şahitliklerimizi paylaşarak olanları birinci ağızdan öğrenmelerini sağlamaya çalışıyoruz. İnsanlar bilmediğinin düşmanı oluyor çoğu zaman. Bazen topluca bazen tek tek anlatmak gerekiyor. Bu sebeple genel için hazırladığımız videoları, filmleri çoğu zaman küçük topluluklarla birliktelik oluşturarak konuşmaya çalışıyoruz. Maalesef coğrafyamızın neredeyse her toprağında çok acı şeyler yaşanıyor. Şu an canlı yayınlarla şahit olduğumuz Gazze gibi pek çok coğrafya aslında yıllardır soykırımla kavruluyor, insanlar sistematik olarak yok ediliyor veya asimile ediliyor. İslam’ın yaşandığı bölgelerde insanlar özgür bir hayat için çok bedeller ödemek zorunda kalıyor. Ben kadın bir yönetmen olarak pek çok bölgede özellikle kadınlarla daha rahat iletişim kuruyorum ve onların, yaşadıklarını bana anlatmaları çoğu zaman daha rahat oluyor. Benim de ilk ağızdan duyduğum bilgileri başkalarına özellikle kadınlara anlatmam birliktelikler açısından daha kolay oluyor. Coğrafyamızda gerçekten inanılmaz şeyler yaşanıyor. Bu kadar da olmaz dediğimiz her şey gözümüzün önünde gerçekleşiyor maalesef. Bizler bir kadın, bir anne olarak hak ettiği hayatı yaşayamayan kadınların, annelerin hâlini daha net hissedebiliriz. Bir annenin evladının karnını doyuramadığında neler hissedebileceğini çok derinden biliriz. Ve hislerimizi başkalarına anlatabilir, bunlar olmamış gibi yaşamayabiliriz. Sosyal medya vasıtasıyla öyle şeylere şahit oluyoruz ki artık hiç kimse “Ben bilmiyordum, görmedim, ben bunlardan beriyim.” diyemez. Dünyanın bir köşesinde insanlar haksızlığa uğruyor dahası canları yanıyor, yok ediliyorlarsa herkese düşen görevler vardır. Buna bir imtihan gözüyle de bakabiliriz. Coğrafyamızın dört bir yanında insanlar haksızlığa uğruyor ve bu yaşananlara bir imtihan gözüyle bakıyorlarsa onların durumunu bilmek, dertlenmek, dua etmek, duyurmak, el uzatmak, onların iyileşmesi için gayret göstermek de bizim sınavımızdır. Hangi konuda çok iyiysek o şekilde mücadelenin bir ucundan tutabiliriz.
Haykırış, Savaşın Çocukları, Suriye Zindanlarında 24 Saat gibi çok sayıda belgesele imza atarak insanlarda sosyal sorumluluk ve insan haklarına yönelik bir bilinç oluşturmaya çalıştınız. “Human Movie Team” ekibi olarak mazlum coğrafyaların sesini dünyaya duyurma amacıyla yapmış olduğunuz gönüllü çalışmalar ve projelerinizden bahsedebilir misiniz?
Human Movie Team yani İnsan Film Ekibi, kamuoyundaki yanlış mülteci algısından şikâyet eden, dünyada yaşanan savaş, çatışma ve işgallerde insanların başına gelenleri dünyaya duyurmak isteyen kısaca başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanan gençlerle bir araya gelerek kurduğumuz bir medya platformudur. Dünyada yaşanan hak ihlallerini yine dünya insanına, topluluklara, bir şey yapabilme gücü olanlara iki dilde yaptıkları multimedya içerikleri ile anlatmaya çalışıyor Human Movie Team. Tamamen gönüllü bir ekipten oluşuyor fakat dışarıdan bakıldığında bir yayın prensibi olan, belirli bir kaliteye ulaşan, sanki arkasında yüzlerce çalışan varmış gibi üretim yapan bir platform hâline geldi çok şükür. Hazırladıkları videolar, infografikler, belgeseller dışında sahada da aktif çalışma yapıyor bu ekip. Örneğin dört yıl üst üste Suriye kamplarında yaşayan kız çocuklarıyla “Saçlara Örgü Yüreklere Kardeşlik” projesini yaparak on binden fazla kız çocuğuna ulaşmıştır. Deprem bölgesinde gerçekleştirdiği “40 Yıllık Hatırı Var” ve “Hatıran Yeter” projeleri ile de depremden etkilenen insanları bir nebze rahatlatmaya çalışmıştır. Şimdilerde ise 7 Ekim’den bu yana kesintisiz Gazze paylaşımları yaparak ürettikleri içeriklerle yaşananları dünyaya iki dilde anlatmaktadır.
ÖZ GEÇMİŞ
Tülay Gökçimen, 1981 yılında İstanbul’da doğdu. 2001 yılında Kanal 7 televizyonunda yapım-yönetim asistanı olarak televizyonculuk hayatına başladı. İlk belgeseli Camın Ateşle Dansı oldu. Filistinli mültecilerin hayatlarını anlatan Bitmeyen Gün; Sürgün; M. Celaleddin Ökten’in hayatını anlatan Bir Neslin Ardındaki Meçhul Kahraman Mahmud Celaleddin Ökten; Suriyeli kadınların yaşadığı acıları anlatan Haykırış ve Şam Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini anlatan Suriye Zindanlarında 24 Saat; Suriye’de yaşananları çocukların gözünden anlatan Savaşın Çocukları; Kutubalang Kampı’nda yaşamaya çalışan Arakanlı Rohingyalıları anlattığı İyi Geceler Rohingya ve eş zamanlı olarak Bangladeş’te yaşanan hak ihlallerini anlatan Direnişin Kadınları Bangladeş; Kudüs ve Mescid-i Aksa’yı konu alan Biz Burada Kalacağız; Somali’deki insani krizi anlattığı ve su ihtiyacına dikkat çekmeye çalıştığı Hayatta Kal ve son olarak da Doğu Türkistan halkının yaşadıklarını anlatan Adı Soykırım belgesellerini hazırladı. Gençlerle birlikte kurduğu ve dünyada yaşanan hak ihlallerini yaptıkları multimedya içerikleri ile anlatmaya çalıştıkları Human Movie Team’in kurucusu olan ve belgeselleri dünyanın farklı ülkelerinde pek çok dilde yayınlanan Tülay Gökçimen, evli ve iki çocuk annesidir.