TOKMAĞINA
DOKUNDUĞUMUZ KAPI
KONYA
Nisanur Mukaddes UYANIK
Gezmenin bitmeyeceği, görmenin yetmeyeceği bir yer söyle deseniz belki ilk şehirlerdendir Konya. Bunu düşünen sadece ben değilim. Zira Evliya Çelebi’den Ahmet Hamdi’ye kadar pek çok kişinin yazılarında yer alması bir vakıadır.
Kahverengi tonlarının göz alırcasına kaplandığı, ucu bucağı görünmeyen bu şehir, başkentlik tacını ihtişamla surlara takabilmiştir. Konya Kalesi’nin çok az parçası günümüze gelse de bilindiği hâliyle surların sınırları, Bizans döneminde yapılmış, Selçuklular da onarım ve bakım ile burayı “sur içi” bir şehir hüviyetine büründürmüştür.
Kaleyi gezerken rotamız dış kale olarak nitelenen bölgede iz bırakan yerler olacak. Dış surlardan dışarıya açılan kapıların adları ve yerleri kesin olarak bilinmemekle beraber elimize ulaşan bilgiler ışığında şehri tanımaya çalışacağız. Bu bağlamda ilk durağımız kalenin güney çıkışı Larende Kapısı.
Larende Kapısı
Bu kapının temelleri son yıllarda bir inşaat esnasında ortaya çıkmıştır. Alaeddin Keykubat tarafından yapıldığı düşünülen kapıdan kuzeye doğru ilerlediğimizde bizi Sahip Ata Camii karşılıyor. Mescit, türbe, hankah ve hamamdan meydana gelen yapı, Selçuklu mimarisini yansıtıyor, hâlen kullanılan bölümleri ile hem estetik hem de fonksiyonellik açısından dikkat çekiyor.
Meram Kapısı
Sahibiata Caddesi ile Sait Paşa Sokak’ın kesiştiği surun güney kapılarından biri de Meram Kapısı. Meram yolu üzerinde bulunduğu için böyle isimlendirilmiş.
Meram, yeşile ve suya nazır hâliyle Konya’nın nadide yerlerinden biridir. Meram Çayı gedavet rüzgârıyla şenlenir. Çelebi konakları o unutulmaz günlerin son şahitleri olarak hâlâ ayaktalar. Yıldız Köşkü bunlar arasında en meşhuru. Mevlevilik tarihinde unutulmaz hatıralara konu ve sahne olmuş. Konya’ya gelen beyler, şehzadeler, sultanlar burada ağırlanırmış. Öyle ki Sultan IV. Murad, bir gelişinde Meram Bağlarında dinlenmiş.
Meram’a gelmişken Mevlana Dergâhı’nın aşçı velisi, Ateşbazı Veli’yi ve Meram Çayı’na hâkim bir tepe üzerinde bulunan Tavus Baba Türbesi’ni de ziyaret etmeden geçmeyin.
Atpazarı Kapısı
Larende Kapısı’nın doğusunda, kalenin güneyinde yer alan diğer kapı Atpazarı Kapısı’dır. Burası Selçuklu’dan beri yakın zamana kadar at ticareti ile uğraşan esnaf ve nalbantların dükkânları ile dolu olduğundan dolayı bu isimle anılagelmiş. Hatta anlatıldığına göre at tacirleri, Tevfikiye Caddesi ile Hükümet Binası arasındaki caddede atlarla sürat denemesi yaparlarmış. Biz de dümenimizi bir diğer kapı olan “Telli Kapı” ya kıralım.
Telli Kapı
Bu kapının bulunduğu kabul edilen yer ise “her Konyalı’nın hafızasında yer etmiş, üç beş hatıra biriktirmiş olduğu Kapu Camii’nin önü”dür. Burası; esnaf ve halk için yorgunluk ve namaz molasının verildiği mekân… Kapu Camii 1658 yılında Mevlâna’nın torunlarından Konya Mevlevi Dergâhı Postnişini Pir Hüseyin Çelebi tarafından yaptırıldığından beri hep bu görevi üstlenmiş. Yıkılan Telli Kapı’nın varlığını yeniden inşa ettiği zaman dilimi 1867 Konya Çarşısı yangınına tekabül eder. Dönemin getirdiği zorluklar sebebiyle kaleden sökülen taşlar, Kapu Camii’nin bağrında yer bulabilmiş. Bu hazin hikâye ise camiyi ismiyle müsemma yapmış.
Kapu Camii’nden dört bir yanda taze çekilmiş kahve ve baharat kokuları eşliğinde aşağıya doğru indiğimizde bizi Aziziye Camii karşılıyor. Bezirgânlar Hanı Arsası diye bilinen tarihî çarşı içinde yer alan yapı, pencereleri kapısından daha büyük olma özelliği ile Konya’daki büyük ölçekli son Osmanlı mimarisidir. 1867 yılında, Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Valide Sultan adına dönemin zevkine uygun, borok tarzında inşa edilmiş. Geçen süre içerisinde çeşitli nedenlerle üç kez harap olup yeniden yapılmış ve pek çok onarım geçirmiş.
Şems-i Tebrizi Cami ve Türbesi
Mevlana’nın düşünce hayatına ve gönül dünyasına büyük etkisi olmuş Şems-i Tebrizi Türbesi geniş bir park içinde bulunuyor. Türbe, klasik Selçuklu kümbetleri tipinde. Üstü sonradan örtülen kurşun bir çatı ile kaplı. Kubbenin altındaki sandukada Şems-i Tebrizi’nin naaşının olduğu kabul ediliyor.
İplikçi Camii
Rivayete göre Vezir Şemsettin Altınaba, tüm sevabı elde etmek için kimseden yardım almadan camiyi inşa ettirmek istemiş. Geçimini iplik bükerek sağlayan bir kadın ise ısrarla katkı sunmak istese de talebi reddedilmiş. Ama kadın vazgeçmemiş, gece büktüğü iplikleri duvarının örüldüğü harca karıştırmış.
Çeşitli onarımlarla günümüze ulaşan cami, İplikçi Necibüddin Ayaz’ın Altunaba Medresesinin mütevellisi olmasından ve caminin İplikçiler Çarşısı’nın yakınında bulunmasından dolayı bu isimle anılmıştır. Alaeddin Tepesi’nin doğusu Kürkçü mahallesindeki bu caminin ilginç bir özelliğini de paylaşalım: Caminin şadırvanının ses yansıması özelliği es geçilemez. Sekiz sütunu bulunan şadırvanın birbirine karşıt aynı hizadaki sütunlar arası konuşmalarda oluşan akustik nedeniyle ses sanki yukarıdan aşağıya doğru çok yakından geliyormuş gibi bir his uyandırıyor.
Aksaray Kapısı ve Mevlana Kültür Merkezi
Kalenin doğusunda bugünkü Babür Aksaray Mahallesi’nde yer alan kapı üzerindeki Aslan heykellerinin Aslanlı Kışla’ya kaldırıldığı biliniyor. Aslanlı Kışla ise yıkılmış, yerine bugünkü Mevlana Kültür Merkezi yapılmış. Mevlana Türbesi’nin bulunduğu ve Selçuklu Sarayı’nın gül bahçesi olan müzenin avlusuna Dervişan Kapısı’ndan girilir. Derviş hücreleri ile dolu olan avlunun güneyinde matbah ve Hürrem Paşa Türbesi yer alır. Müze, Üçler Mezarlığı’na açılan Hamuşan (Susmuşlar) Kapısı ile son bulur. Yavuz Sultan Selim’in yaptırdığı üzeri kapalı şadırvan ile Şeb-i Arus Havuzu ve avlunun kuzey yönünde yer alan selsebil çeşmesi, müzeye ayrı bir renk katmaktadır. Müzenin yanındaki Sultan Selim Camii, Mimar Sinan’ın eseri olup banisi Sultan Süleyman’dır. II. Selim’in inşa ettirdiği imaretten dolayı II. Selim’e mal edilmiştir. Caminin batısında sonradan eklenen nadide yazma eserlerin bulunduğu Yusuf Ağa Kütüphanesini de ziyaret etmeyi unutmamak gerek.
Alaeddin Camii
Alaeddin Tepesi ile Mevlana Türbesi’ni birbirine bağlayan Mevlana Caddesi boyunca devam edince Alaeddin Camii’nin sizi selamladığını göreceksiniz. İç kaleye yaptırılan ve saltanatı da temsil eden caminin en dikkat çeken özelliği güney cephesindeki kırılmadır. Kırılma, kıble yönünün belirlenmesiyle alakalıdır. Konya’da kıble yönünün 24° doğu olması gerekmesine rağmen mihrabın istikametinin 14° doğu olduğu fark edilince sonradan düzeltilmiştir. Keykubat’ın mimarı Şamlı Muhammed Usta da estetiği bozma pahasına da olsa düzeltmeyi yapmıştır.
Ertaş Kapısı
Kalenin kuzeydoğusunda ise Ertaş Kapısı bulunmaktadır. Batıya ilerledikçe Zindankale ile Taç Veziri Türbesi’nin arasında göreceğimiz bir diğer mühim yer Sille Kapısı’dır. Bu arada Alaeddin Keykubad zamanında dış surlara ilave edilen hapishaneye binaen Zindankale ismiyle meşhur olmuştur. Civardaki darülhadis olarak kullanılan İnce Minareli Medrese ve Karatay Medresesi asırlık ilim yuvaları olarak dikkat çekmektedir.
Sille denilince bol pınarlı Selçuklunun yaylalarını anmadan geçmek olmaz. Bölgedeki yerleşimin tarihi, arkeolojik verilere göre Neolitik Çağ’a kadar uzanmaktadır. Rivayete göre Eski Kapı, Çeşme Kapısı, Halkabegüş Kapısı gibi kapılar da surun dünyaya açılan diğer kapılardır…
Yöresel Lezzetler
Etli ekmek denilince Konya, Konya denilince etli ekmek akla gelse de daha nice lezzetleri mevcut bu şehrin. Mevlana böreği, tirit, kuru bamya çorbası, etli topalak çorbası, furun kebabı, yağ somunu, su böreği bunlardan sadece birkaçı. Bu mükellef yemeklerin arkasına tatlı olarak da Konya sacarasını sipariş etmeyi ihmal etmeyin.
Gerek Selçuklu gerek Karamanoğulları gerekse Osmanlı elleriyle dokunan şehir, huzurlu havası, tarihî yapıları, hareketli çarşıları ve yöresel lezzetleriyle göz kırpmakta; Mevlana’nın “Gel” çağrısı eşliğinde siz seyyahları çağırmaktadır.