TARİHE DÜŞÜLEN NOTLAR: MEKKE TOPLANTISI
Dr. Hasan GÜÇLÜ
DİB Rehberlik ve Teftiş Başkanı
Filistin; ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’yı, kutsiyeti Kur’an-ı Kerim’de açıkça ifade edilen Kudüs’ü bağrında barındıran, iman ve tevhid mücadelesi veren nice peygamberlere yurt olmuş kadim bir coğrafyadır. Filistin toprakları biz Müslümanlar için peygamberlerin emaneti olan nebevi bir mirastır. Peygamber Efendimiz bu nebevi emanete büyük önem vermiş, ashabına ve tüm Müslümanlara da bu toprakları ziyaret etmeleri ve ihtimam göstermeleri hususunda teşvikte bulunmuştur. (Müslim, Hacc, 415, 511; Ebu Davud, Menasik, 94.) Müslümanların idaresi altında asırlarca barışın hâkim olduğu Kudüs ve çevresi, bugünlerde uluslararası hukuku, ahlakı, kutsal değerleri hiçe sayan siyonist zalimlerin elinde, eşi benzeri görülmemiş bir katliama sahne oluyor. Gazze’de, Batı Şeria’da, Kudüs’te ve Filistin’in diğer bütün şehirlerinde korkunç bir zulüm gerçekleşiyor; kadın, çocuk, yaşlı, hasta demeden masum siviller katlediliyor, bir millet topyekûn yok edilmeye çalışılıyor. Bugün Gazze başta olmak üzere Filistin’de büyük bir insanlık suçu işlenmektedir. Kendinden olmayana hayat hakkı tanımayan bu hastalıklı ve ırkçı zihniyet hastane, okul, mabet demeden bütün şehirleri yakıp yıkmakta ve dünyanın gözleri önünde milyonlarca insanı açlık, susuzluk ve karanlığa mahkûm etmektedir. Egemen güçler, sermaye sahipleri ve uluslararası örgütler ise insanı insanlığından utandıran bu siyonist vahşete ses çıkarmamakta, açıkça işlenen soykırım suçunu izlemekle yetinmektedirler.
“Öldürmeyeceksin!”, “Komşunun malına, mülküne dokunmayacaksın!” emrini hiçe sayan bu zalimler hukuk, insaf, vicdan, demokrasi, insan hakları demeden Gazze’yi, Kudüs’ü kan ve gözyaşına boğuyor; insanlığın ortak geleceğine, ortak mirasına ve kutsallarına saldırıyor. Peygamberlerin aziz hatırasını hayasızca çiğniyor. Camileri, kiliseleri bombalıyor. Dinlerin, dillerin, kültürlerin ve medeniyetlerin ortak değerlerini talan ediyor.
Bugün Gazze, tüm insanlığın hukuk, ahlak ve vicdan sınavıdır. Gazze’de akan kan ve gözyaşına hep birlikte engel olmak her şeyden önce vicdanın bir gereğidir. Mabetlere, hastanelere saldıranların karşısında durmak, temel ahlakın bir gereğidir. Zulüm altında inleyen bu masumların haykırışlarına hep birlikte çözüm bulmamız, sesimizi duyurmamız lazım. Bu bir insanlık vazifesidir. İnancı, ırkı, rengi ne olursa olsun ve kimden gelirse gelsin her zaman zulmün, haksızlığın, kötülüğün karşısında olmalıyız.
Bugün Gazze’de yaşananlar bize bir kere daha göstermiştir ki Filistin’in kurtuluşu, İslam ümmetinin bir araya gelerek ortak bir tavırla somut ve kararlı adımlar atmasına bağlıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun yaşanan acı ve ızdırapların son bulması, dökülen kan ve gözyaşının dinmesi için birlik ve beraberlik içinde ortak tavır sergilenmesi, buna da dinî liderlerin ve din temsilcilerinin önderlik etmesi önem taşımaktadır. Bu gaye ile ağustos ayında Mekke’de tarihe not düşülmesi gereken bir toplantı yapıldı. Suudi Arabistan İslami İşleri, Davet ve İrşad Bakanlığının organizasyonuyla icra edilen bu toplantıya 62 devletten bakanlar, müftüler, İslam konseyi başkanları ve eş değer derecede önemli isimler katıldı. “Ortak İnsani Değerler”, “Hoşgörü ve Ortak Yaşama Değerleri”, “Minberlerin Nefret ve Aşırılık Söylemine Karşı Güçlendirilmesi”, “İslamofobi” ve “Aşırılık ve Terörle İlgili Güncel Gelişmelere Karşı Durmak” gibi birçok önemli başlıklara dair müzakerelerde bulunuldu.
Ümmet birliğinin önemi ve vahdet çağrısı
Dünyanın büyük kısmının kulak tıkadığı kanayan yaramız Kudüs, Gazze, Filistin konularının gündeme alındığı toplantı, bu yönüyle tüm insanlığa İslam ümmetinin bir deklarasyonu olarak değerlendirilebilir. Bu hayati konunun yanı sıra başta İslamofobi, fıtratın korunması ve İslam toplumunda ailenin muhafazası olmak üzere birçok önemli konu gündeme alınarak müzakere edildi. Katılımcılar toplantıda; vasat ümmet fikri, ümmet birliği, tebliğde itidal, aşırılık-yozlaşma-ateizm gibi radikal akımlarla mücadele usullerinin de önemine dikkat çeken görüşlerini bildirdiler. Ümmetin birliği ve bütünlüğü, vahdet ve söz birliğinin sağlanması ve korunmasının zorunlu olduğu konusunda görüş birliğine varıldı. Özellikle “vahdet” kavramının üzerinde durulduğu toplantıda vahdetin İslam’ın en büyük esaslarından biri olduğunun altı çizildi. Zira son yüzyılda İslam dünyasının karşı karşıya kaldığı sorunlar, vahdetin parçalanması ve Müslümanların arasına tefrikanın sokulması neticesinde meydana gelmiştir.
Allah Teâlâ’nın, “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın…” (Âl-i İmran, 3/103.) buyruğundan hareketle bütün katılımcıların birlik çağrısında bulundukları toplantıda; İslam ümmetinin bölünüp parçalanmasına yol açacak, İslam toplumunun huzurunu bozarak meşru yöneticilere karşı çıkmaya neden olacak her türlü iş ve fiil konusunda uyarılarda bulunuldu. Ayrıca masumların kanının dökülmesine, malların yağmalanmasına, saygınlıkların çiğnenmesine, fitnenin, mezhepçiliğin körüklenmesine sebep olan her türlü eylemden de uzak durmanın elzem olduğu yönünde fikir birliği beyan edildi. Toplantıda, dünyanın aradığı huzurun İslam’da olduğu, Müslümanlarınsa birlik ve beraberliği bırakmadan vahdete dönüş yollarını araması gerektiği görüşlerinin öne çıkması dikkate değer konular olarak not edilebilir.
“Allah, dünyada huzur ve barışın en büyük teminatı olarak adaleti emrediyor.”
Her platformda Filistin’de yaşanan insanlık dramını yüksek sesle dile getiren Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Ali Erbaş, bu toplantıda da Filistin’de kalıcı barış ve huzurun tesisi hususuna vurgu yaparak: “Allah, dünyada huzur ve barışın en büyük teminatı olarak adaleti, hakkaniyeti, temel hak ve hürriyetlerin dokunulmazlığını emretmektedir. Onları korumak için hükümler vazetmektedir. Peygamber Efendimiz de (s.a.s.) Müslümanı ‘insanların, elinden ve dilinden emin olduğu, can ve mal hususunda güvendiği kişi’ olarak tanımlamaktadır. Bu ölçü, dünyadaki herkesin onurlu, özgür ve insanca yaşama hakkını savunmayı gerektiren bir hayat düsturudur.” diye konuştu. Sayın Başkanımız, bugün dini, Yaradan’ı ve varlığın aşkın boyutunu öteleyen bir anlayışın egemen olduğu dünyada yaşandığına işaret ederek sözlerine şöyle devam etti: “Dinin ve maneviyatın alabildiğine ötelendiği ve örselendiği bu süreçte toplumsal huzur ve güven ciddi yaralar almaktadır. Adalet, merhamet, emanet, barış, itidal gibi değerler ve en temel insani erdemler, yerlerini büyük oranda kaos, kargaşa ve anlamsız çatışmalara bırakmaktadır. Nitekim bugün tevhid, adalet ve güzel ahlakı öteleyen dünya, zulüm, haksızlık, umutsuzluk, gözyaşı ve bunalımların girdabında kaybolmak üzeredir. Bencillik, yalnızlık, nefret, şiddet, terör, işgal ve hatta küresel savaş gibi tehditler, hayatı kuşatmış durumdadır. Dolayısıyla insanlık, Hz. Peygamber’in ortaya koyduğu hakikatlere bugün her zamankinden daha çok muhtaçtır.”
“Filistin halkına yönelik vahşi soykırımın acilen durdurulması gerekmektedir.”
Toplantıda, sözde ifade özgürlüğü bahanesiyle İslam karşıtlığı ve düşmanlığının alabildiğine sürdürüldüğü, bununla birlikte Müslümanlara ve mazlumlara her türlü baskı ve zulmün devam ettiği bütün dünyaya karşı ortak bir duruş sergilendi. Müslümanların kıblesi ve gönüllerinin aktığı şehir olan Mekke’de, Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa ve Kudüs civarında, kadim ve mukaddes belde Filistin’de yaşanan insanlık suçuna özellikle değinildi. Filistin halkının haklı davasına destek ve meşru haklarını kazanma noktasında destekleyici tutumun sürdüğü bir kez daha ilan edilmiş oldu.
İslam dünyasının farklı yerlerinden toplantıya katılan ülke temsilcileri, Filistin halkına yönelik vahşi soykırımın acilen durdurulması gerektiği noktasında ortak görüş bildirdi. 1967 sınırları çerçevesinde başkenti Doğu Kudüs olan özgür bir Filistin devletinin kurulması ve bütün meşru hakların Filistin halkına verilmesi, böylelikle adil ve kalıcı barışın tesis edilmesi noktasında tavır ve görüşler ortaya konuldu. Ayrıca uluslararası toplum ve bütün insani kuruluşlar, hayır müesseseleri, insani yardım vakıfları, Filistin halkının yanında durmaya ve onun acılarını dindirmeye davet edildi.
Filistin’de büyük bir soykırım ve zulmün yaşandığına dikkatleri çeken Erbaş, başta kendi vatanlarında zulme ve soykırıma uğrayan Filistinliler olmak üzere, dünyanın herkes için daha güvenli bir yer olmasını dileyerek işgalci siyonistlerin Gazze’de Filistinli çocukları, masumları katletmesini durdurmak için bütün Müslümanların güçlerini birleştirmeleri gerektiğinin altını çizdi.
Sonuç ve diğer görüşler
On oturum hâlinde düzenlenen 9. İslam Dünyası Vakıflar ve İslami İşler Bakanları Toplantısında görüşülen diğer gündem konularını ve sonuç bildirisinde yayımlanan tavsiyeleri özetlemek gerekirse şunları ilave edebiliriz:
* İslam toplumlarında ahlaki değerlerin ve aile gibi kavramların muhafaza edilmesi oldukça önemlidir. Aileye başka bir çehre vermek isteyen bütün ithal sosyolojik kavramların zorla kabul ettirilmesine karşı durulmalıdır. Evlilik çerçevesi dışında gerçekleşen alternatif birliktelikler, Yüce Allah’ın insanları yarattığı fıtrata ve cinsiyet kavramına muhalif bütün unsurlar, ilişkiler reddedilmelidir.
* İslam ve Müslüman düşmanlığından, karşıtlığından/İslamofobiden beslenen söylemlere, ırk ve din temelli şiddet çağrılarına, yüce dinimiz İslam’ın güzel ve aydınlık çehresini kötü gösterme gayretlerine cevap verecek kültürel programlar ve gelecek vizyonları geliştirilmelidir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun “İslamofobi ile Mücadele Tebdirleri” hakkında aldığı karar ve İslamofobi bağlamında özel bir delege ataması olumlu karşılanmalı, bu gelişmeler katılımcı ülkelerce de desteklenmelidir.
* Katılımcı ülkelerin ilgili kurumları, vasat ümmet ve itidal sahibi olma prensiplerini toplumda yaymak için yeterli ve donanımlı imam, hatip ve davetçiler yetiştirmekle sorumludur.
* Fetva konusunda ayet ve hadisler doğrultusunda fayda sağlamayı ve zararları defetmeyi önceleyen bir bakış açısı geliştirilmelidir. Toplumun ihtiyaçları ve asrımızın güncel meseleleri gözetilirken resmî kurum ve muteber ilmî merkezlerden çıkarılmayan aykırı görüşlerden sakınılmalıdır.
* İslam’a hizmet noktasında koordinasyon, iş birliği, bilgi ve tecrübe paylaşımı artırılmalı, karşılıklı ziyaretlerle ortak çalışmalar pekiştirilmelidir.
* Vakıf olgusu; vakıfların sürekli kalkınmayı sağlamada, toplumun fertlerini bilinçlendirmede üstlendikleri roller, vakfın önemi ve bireye, topluma olumlu etkileri gibi konularda bilgi ve tecrübe paylaşımı yapılmalıdır.
* Hoşgörü ve ortak yaşam kültürü gibi konularda kaliteli içerik ve programlar üretilmelidir. Böylelikle toplumun mezhepçilikten, ırkçılıktan doğabilecek kriz ve olumsuz sonuçlara karşı korunaklı olması sağlanmalıdır. Bunun yanı sıra vatandaşlık, ülke birliği, toprak bütünlüğü, söz birliği, ihtilafları bırakma gibi kavramlar da İslam toplumlarının istikrarı için desteklenmelidir.
* Mescit ve camilerin imarı, bakımı, din görevlilerinin yetiştirilmesi, eğitim kalitesinin yükselmesi ve teknolojik imkânların mescitlerin yararına seferber edilmesi bağlamında bilgi ve tecrübe paylaşımı artarak sürmelidir.
* Basın, yayın kuruluşları ve sosyal medya araçları, İslam’ın hoşgörü mesajını ve medeniyet değerlerini bütün dünyaya aktarmak ve yaymak için kullanılmalıdır.