Zeynep UZUN
Güneşin kavurucu gülümsemesi ve rüzgârın ağaçları hafiften okşayarak yoluna devam etmesi ile bir yazı tamamlamak üzereydim. Ta ki Van’a gidene kadar. Sıcağın hükümranlık kurduğu bir memleketten Van Gölü’nün serinliğine yol alıyorum. Yaklaşık dört saat süren yolculuğumda Bitlis Tatvan’da bir mola vermek istesem de şaşırtıcı bir trafik buna müsaade etmiyor. Tatvan, Anadolu’da bulunan bir ilçe için oldukça büyük bir yer ve bölgede çok sayıda turist bulunuyor. Yolcu, yoluna devam ederken yer yer yeşeren ve bozkıra dönen dağları taşları seyretmek içime baharı karşılayan bir kardelen gibi umut ve huzur aşılıyor. Yollar geniş ve konforlu. Yolculuk yapmak hayli keyifli tabii. Van, tarihî İpek Yolu üzerinde bulunduğu için medeniyet tarihi açısından en eski şehirler arasında yer alıyor.
İkindi vaktine doğru Van’a varıyorum. Eşyalarımı otele yerleştirdikten sonra ilk işim meşhur Van Kalesi’ne gitmek oluyor. Bakalım geniş bir vadinin üzerine kurulan bu koca taşlar bize neler fısıldayacak.
Van Kalesi
Kale, yoldan biraz uzakta, iç kısımda kalıyor. Van Gölü’nün kıyısında olup şehir merkezine 5 km uzaklıkta bulunan kale, sarp bir kayalık üzerine inşa edilmiş. Bu tür kaleler genellikle düşmana karşı koymak için değil, bölge kontrolü için kullanılırmış. Ayrıca kalenin, o zamanlarda yaşayan dev insanlar tarafından yapıldığına dair söylentiler de geziyormuş halk arasında. Çünkü Van Kalesi’nin o zamanın şartları düşünüldüğünde insan gücüyle yapılması olanaksızmış. Kuru otların arasından yükselen geniş kalenin tarihi ise epey eskilere dayanıyor. Tuşpa adıyla uzun süre Urartu Devleti’nin başkentliğini yapan kale, Urartu kralı I. Sarduri tarafından MÖ 840-825 tarihleri arasında kurulmuş. Vakit darlığından dolayı kaleye çıkmam mümkün olmadı. Ama hemen yanı başındaki müzeyi detaylıca gezebildim.
Urartu Müzesi
Müzeye adım atar atmaz İranlı kafilelerle karşılaşıyorum. Van, sınırda olduğundan devamlı İranlı turist akınına uğruyor. Onlar için Van, tarihi ve özellikle takılarıyla bir cazibe merkezi. Müze çok büyük bir alana konumlandırılmış. Özellikle Urartu çivi yazılı zafer stelleri ile Akkoyunlu ve Karakoyunlulara ait koç ve koyun şeklindeki mezar taşları çok yer kaplıyor. Müzede, Urartular, Roma, Bizans, Selçuklu, Akkoyunlu ve Karakoyunlu ile Osmanlı dönemlerine ait eserler, sikkeler ve Van halk kültürüne ışık tutan etnografik eserler yer alıyor. Takılardan oluşan bölüm dikkatimi çekiyor. Altın, gümüş gibi değerli madenlerle yapılan pek çok pazubent ve bilezik var. Başlarında da aslan, yılan gibi figürler bulunuyor. Urartuların görsel sanatlarında sadece kadın ve erkekler değil aynı zamanda tanrı, tanrıça ve mitolojik yaratıkların kol ve bileklerinde pazubentler ile bilezikler mevcut. Takının neredeyse her çağda kullanıldığı ve bunun bir değer göstergesi olduğunu söylemek yanlış olmaz herhâlde. Sarkaçlı ve büyük küpeler de yine oldukça gösterişli duruyor. Folklorik heykeller eski zamanların havasını teneffüs ettirmede başarılı olmuş. Müze çıkışında Urartu tarihini etraflıca okumak gerektiğine kani oluyorum.
Kedi Evi
Van kedisi gözleriyle meşhur. Mavi, kehribar ya da mavi kehribarın beraber olduğu muhteşem gözler… Kedi evi bu hayvanların bakıldığı korunduğu ve sahiplendirildiği bir yer. Birkaç tane kediyi yatarken gördüm. Kapıda sahiplenmek için bekleyen uzun bir kuyruk var. Van yöresinde, Van halkı tarafından kediye “pisik” denirmiş. Van kedisi, yöre halkı tarafından yalnız bir süs kedisi veya fare ve böcekleri avlaması yanında, bir dost ve ailenin bir bireyi olarak kabul ediliyormuş. Van kedisi eskiden yaz aylarını dağlarda, kış aylarını ise evde geçirirmiş. Bugün ise yaz aylarını Erek Dağı’nın sırtlarında avcılıkla geçiren ve kış aylarında evine dönen Van kedisine çok az rastlanıyormuş. Neredeyse yok denecek kadar. Kedi evinin yanında savat gümüş işlemeciliğinin yapıldığı büyük bir kapalı çarşı bulunuyor. Sırada orası var.
Urartu Takıları (Savat)
Urartu Müzesindeki büyük takıların daha güncel ve ışıltılı versiyonu bu çarşıda bulunuyor. Üstelik takıların yapıldığı atölyeler ve ustalar bu çarşının içinde yer alıyor. Muazzam bir gümüş şöleni gelenleri karşılıyor. Savat, gümüş işlemeciliğinde süsleme sanatının bir ismi. Savat ustası tasarladığı şekli, sanatını koyacağı gümüş eşyanın üstüne kurşun veya sabit kalemle çiziyor. Bu şekil, Van Kalesi, Akdamar Kilisesi, Hoşap Kalesi olabildiği gibi, kedi, at gibi figürler de olabiliyor. Eski zamanlarda Van’da, savatlı muskalıklar, hamayiler, gerdanlıklar, saç tokaları, saç bağları, tepelikler, bilezikler, yüzükler ve kemerler vazgeçilmez takılar olarak yer almış. Yine o dönemlerde bütün saraylarda, hanlarda ve zengin kesimin evlerinde bulunan savatlı gümüş süs eşyaları ile erkeklerin kullandıkları tütün tabakaları ve enfiyelikler Van’da üretilerek her yere dağılmış. Van, savatlı gümüş işlemeciliğinde epey iyi bir yerde konumlanıyor. Bu sebeple diğer bölgelere göre fiyatların biraz uçuk olduğunu söyleyebilirim. Bazı rivayetlere göre Osmanlı Dönemi’nde İstanbul’da çalışan kuyumcu kalfalarının ustalığa terfileri söz konusu olduğunda, Van’dan giden kuyumcu ustalarının sınavına tabi tutuldukları, bu sınavı geçtikten sonra ustalığa kabul edildikleri söyleniyor. Geleneğin güzel âdetlerinden birini daha öğreniyorum. Eskiden savat işleyen sanatkâr eserinin üzerine imza atmazmış. Bu imza atmama geleneği “yaptırana şükür” diyerek Allah’a şükredip yaptığı eserde bir ayrıcalık görmeme tevazusundan kaynaklanırmış. Anadolu irfanı, Anadolu tevazusu geçmişe saygımı artırıyor doğrusu.
Keledoş Yemeği
Akşam namazını kıldıktan sonra yemek için bölgenin meşhur bir restoranına gidiyorum. Elbette pek çok yemek önerisi var. Ayran aşı, sengeser, Kürt köftesi, keledoş, helise… İçlerinden keledoşu tercih ediyorum. Kavurma, tereyağı, nohutun birleşiminden oluşan muhteşem bir tat. Restoran bu işi iyi yapıyor. Bir tabak insanı tıka basa doyuruyor ve unutulmaz bir tat bırakıyor yiyenlerin damağında. Buralara gelirseniz keledoşu muhakkak tadın derim.
Peynirciler Çarşısı
Van denince akla gelen en önemli şeylerden biri de otlu peynir kuşkusuz. Koyun küp peyniri ya da salamura peynir şehrin adını duyuran lezzetlerin başında geliyor. Peynirciler çarşısına giriş biraz sıkıntılı oldu benim için. Yoğun bir trafik vardı ve sokaklar daracıktı. Neyse ki keskin peynir kokusu ve kocaman küplerle beni karşılayan tarihî çarşı buna değerdi. Sadece otlu peynir değil, tadına bakarak bal, kaymak, ayran, tereyağı da satın alabileceğiniz kocaman bir çarşı burası.
Akdamar Adası
Güne zinde başladım. Van’ın çok ferah bir havası var. Van Gölü küçük bir deniz gibi ve sağladığı nemle buraların havasını hatırı sayılır şekilde yumuşatıyor. Ziyaret planımda Van Gölü’nün bir köşesine konumlanmış Akdamar Adası yer alıyor. Küçük ve güzel bir vapurla yola çıkıyorum. Hava hafif rüzgârlı, dalgalar hırçın ve çarpıcı. Seyre dalıyorum şehri ve tabii şehri çevreleyen tepeleri. Nihayet Akdamar Adası’na varıyorum. Vapurdan inince manastıra gitmek için upuzun bir merdiven karşılıyor bizi. Manastırın tarihi çok eskilere dayanıyor. Tarihçiler adanın geçmişini 700’lü yıllara dayandırıyormuş. Dönemin kralı, Mimar Keşiş Manuel’e adanın güneydoğusundaki ihtişamlı kiliseyi yaptırmış. Amacı İran’dan Kudüs’e kaçırıldıktan sonra 7. yy.’da Van’a getirilen hakiki haçın bir parçasını muhafaza etmekmiş. 1021 yılında Vaspuragan Krallığı yıkılınca 1113’te bu yapı manastıra dönüştürülmüş ve Ermeni Patrikliği merkezi hâline gelmiş. Akdamar Kilisesi manastır olduktan sonra Kutsal Haç Kilisesi ismiyle anılmaya başlamış ve 16. yy.’a kadar adada hayat devam etmiş. Uzun yıllar Ermeni Ruhani Başkanlığına ev sahipliği yapan Akdamar Adası’nı hâlâ her yıl yüzlerce Ermeni Hristiyan hacı adayı ziyaret edip hac görevini yerine getiriyor. Kutsallığının yanı sıra Hristiyan sanatı için de önemli bir yere sahip bu yapının duvarlarında büyük büyük oyulmuş hikâyeler, ustaların elinde hayat bulmuş kabartmalar yer alıyor.
Her yıl kışın çetin şartlarını atlatan ada, havalar ısınınca turist akınına uğruyormuş. İranlı ziyaretçileri burada da görmek mümkün.
Seyir Tepesi
Seyir Tepesi’ne gün batımında gittim. İyi ki öyle denk gelmiş. Güneş, gölün berrak suyuna yansıyan bir gündüz yakamozu gibi göz alıyor zira. Sakin bir yürüyüşle şehri tepeden seyredebiliyorsunuz. Buralar, Urartu medeniyeti tarafından adak ve sunak yeri olarak kullanılmış, Urartu krallarının taç giydiği çeşitli törenlerin yapıldığı kutsal bir alan olarak kabul edilmiş. Hemen hemen her görkemli yapı veya bölgeye geçmişte kutsallık atfedildiğini söyleyebilir miyiz acaba? İhtişam, ilahi bir kudretin çağrısını her zaman fısıldıyor…
Van, Anadolu’nun doğusunda en batıdaki şehirleri andıran, tarihî ve kültürel dokusuyla görülmeye değer özel bir şehir.