SUTAYTA EL MAHAMALİ
Meryem DALĞIÇ
Başkanlık Vaizi

İslam medeniyeti vahyin ilk emri “oku” gereği ilim, irfan, hikmet temelinde inşa edilmiştir. İlmin kadın ve erkeğe farz kılınması, Kur’an ve sünnette teşvik edilmesi, Müslümanların ilme, bilime rağbetini artırmış, bilgiye ulaşmada farklı diyarlara meşakkatli yolculuklar yapılmıştır. İlerleyen süreçte ise insanlığın yitik mirası olan bilgi ve hikmeti arama yolculuğunda başka toplum ve kültürlerin mirasından da istifade edilmiştir. Özellikle 8. yüzyıl sonundan itibaren Abbasiler Dönemi’nde Bağdat’ta Beytü’l-Hikmenin (Bilgelik Evi) kurulmasıyla yoğun tercüme faaliyeti başlamıştır. İslam medeniyetinde ilk yükseköğretim kurumu olan Beytü’l-Hikme, önceleri kütüphane ve tercüme bürosu niteliğindeydi. Ancak zamanla matematik, fizik, tıp, astronomi, felsefe gibi pozitif bilimlerin araştırıldığı ve eğitimlerin verildiği bir akademiye evrildi. Kuşkusuz ilim sahasındaki olağanüstü gayretler kısa zamanda semeresini verdi. Müslümanlar arasından cebir ilminin kurucusu sayılan matematikçi, astronom ve coğrafyacı olan Harizmî başta olmak üzere Kindi gibi birçok âlim, filozof ve kâşif yetişti. (DİA, Beytü’l Hikme md.)

İlim ve medeniyetin merkezi olan Bağdat’ta kadınlar da dinî ilimlerin yanı sıra pozitif bilimlere ilgi duydular, yaptıkları çalışmalarla bilime önemli katkılarda bulundular. Matematikte bir dâhi ve aynı zamanda İslam hukukçusu olan Sutayta el Mahamali de ismi tarihe geçen kadınlardandı. 10. yüzyılda Bağdat’ta yaşayan ve köklü bir aileden gelen Sutayta, entelektüel bir ortamda yetişti. Babası kadı olan Sutayta’nın amcası da hadis âlimiydi. Öncelikle babasının tedrisinden geçen Sutayta, akabinde dönemin seçkin âlimlerinden hadis, fıkıh, tefsir, tarih ve Arap edebiyatı dersleri aldı. Ancak onun adını bilim dünyasında duyuran, matematik ve cebir alanında yaptığı çalışmalardı. (Sevda Kubilay, Tarihi Perspektiften Bilim Dünyasında Kadının Yeri, s. 396-397)

Zorlama, düzeltme manasına gelen cebir, rakamlar ve semboller kullanılarak matematiksel denklemler kurmak suretiyle işlemlerin çözülmesine denilir. Cebir ilminin kurucusu olan Harizmî, Halife Memun’un isteği üzerine insanlara miras, ölçüler, ticaret, yer ölçümü ve benzeri konulardaki problemlerini çözmede yol gösterecek bir kitap yazdı. Kitabın içeriğini de cebir problemleri, geometrik ölçümler ve miras-vasiyet konuları şeklinde üçe ayırdı. (DİA, Cebir md.)

Harizmî’nin sistemleştirdiği cebir ilmine özel ilgi duyan Sutayta, bu alanda araştırmalar yaparak cebir ilminde uzmanlaştı. Kuşkusuz her ilim dalı hem kendisinden önceki literatürden beslendiği gibi hem de kendisinden sonraki araştırmalara da kaynaklık eder. Sutayta da “kübik denklemler” üzerine yaptığı çalışmalarla yakın halefi Ömer Hayyam’a bu konuda ilham vererek rehberlik etti. Yine kendi zamanında gelişmekte olan matematiğin diğer dalları, ardışık sayılar ve aritmetik hesaplamalar hakkında araştırmalar yaptı. Kimsenin çözemediği denklemleri çözerek kendi asrından sonraki matematikçilere de öncülük etti.

Sutayta el-Mahamali matematiksel zekâsı kadar hukuksal zekâsıyla da adından söz ettirdi. Cebir ilmini İslam hukukuna uygulayan Sutayta, mirasla ilgili hükümlere çözümler üretti. Ferâize (İslam miras hukuku) dair araştırmalarıyla ve sunduğu önerilerle oldukça karmaşık olan miras konularında kendisine danışılan bir otoriteydi. Bu yetkinliği sebebiyle mahkemelerde bilirkişilik yaptı. (Ed. Feyza Betül Köse, İlimde Müslüman Kadın, Ensar Yay. s.24, 168).

10. yüzyılda ilmin merkezi Bağdat, nice dâhileri bağrında yetiştirdi. Sutayta Mahamali de o dehalardan biriydi. İbn Kesir, Hatib Bağdadi gibi âlimler kendisinden övgüyle bahsetti. İlimde zirve olan, zekâsı ve başarılarıyla herkesin takdirini kazanan Sutayta bir o kadar da mütevazı bir kişilikti. Gururdan, kibirden arınmış bir hayatı benimsedi. Güzel ahlakı ve dindarlığı ile de tanınan Sutayta, sahip olduğu her nimetin aynı zamanda bir imtihan olduğu bilinciyle ömrünü ilme adadı. Onun gayretleri ve araştırmaları hem İslam medeniyetinin inşasına hem de pozitif bilimin gelişmesine katkı sağladı.

Sutayta, Orta Çağ Avrupa’sının karanlığını ilimle, bilimle aydınlatan Müslüman kadınlardan yalnızca biriydi. Kuşkusuz o dönemde farklı ilim sahalarında temayüz eden kadınlar da vardı ancak isimleri kaynaklara kaydedilmedi. İslam’ın altın çağı, yaklaşık beş asır boyunca Bağdat, Şam, Kahire, İskenderiye, Horasan, Kurtuba gibi şehirlerde oluşturulan ilim merkezleriyle dünyanın bilim tarihine damga vuran nice kadın ve erkek âlimler yetiştirdi. Matematikten, kimyaya, astronomiden fiziğe bugünkü modern bilimsel teorilerin öncülüğünü yapan bu dönemin güçlü portreleri geçmişten geleceğe köprü kurdular. Tıptan tarihe, edebiyattan müziğe mimariden siyasete kadar birçok alanda varlık gösterdiler, medeniyetimizde ve tarihte derin iz bıraktılar.