SÜREKLİ MUTSUZ VE MEMNUNİYETSİZ

OLMANIN GARANTİSİ KIYASLAMAK


Cihan ULUÇ

Psikolog


İnsanın bir kanadı içe bakarken (duygu, düşünce, beden duyumları vb.) diğer kanadı dışarıya yani sosyal alana bakar. İçsel süreçlerimiz bir davranışa, bir tavra hatta bir tepkisizliğe dönüştüğü andan itibaren bizim dışımızdaki insanları, sosyal çevremizi bağlamaya başlar. Sosyal çevremizde nasıl bilindiğimiz, nasıl tanımlandığımız az veya çok hepimizin umurundadır. Ayrıca kendi değerimizi tayin etmek ve kendimize ait özellikleri anlamak için de sosyal çevremiz bizim için bir ayna görevi görür. Örneğin, en yakın arkadaşımız “Çok hızlı öfkeleniyorsun.” der. Eşimiz “Ne kadar ince düşüncelisin.” der. Babamız “Sorumluluk sahibi birisin.” der. Annemiz ise “Çok gayret ettin, elinden geleni yaptın.” der. Bu ve buna benzer olumlu yahut olumsuz geri bildirimler kendimize dair oluşturduğumuz imgeyi şekillendirir.

Kıyaslamak ve Kıyaslanmak

Hayatımızdaki ilk örneklerini “komşu çocuğu” ile görürüz. Karşı komşunun oğlu/kızı derslerinde şöyle başarılıdır, diğer konularda böyle başarılıdır, şu kadar çalışıyordur, böyle böyle harika şeyler yapıyordur. Bu şekilde kıyasın ardı arkası kesilmez.

Sosyal alanda kendini kıyaslamanın iki yönü vardır: Bunlardan birincisi, kendinden daha iyi olanla yukarıyı hedef alan bir kıyaslama iken diğeri, kendinden daha kötü durumda olanla aşağıyı hedef alan bir kıyaslamadır. Kendinden daha iyi durumda olanla kıyas bir motivasyon unsuru olarak kaldığında kişiyi harekete geçirebilir, kendine çekidüzen vermesine ve gelişmesine vesile olabilir. Fakat yetersizlik duygusu tetiklendiğinde kişiyi umutsuzluğa ve çaresizliğe sevk edebilir. Yine kendinden daha kötü durumda olana kıyas bir noktaya kadar rahatlama sağlasa da gelişimin önündeki engellerden biri olabilir.

Sosyal Medya Kıyas Davranışını Nasıl Etkiliyor?

Sosyal medyada kişilerin, hâl ve durumlarının hep en parlak, en renkli ve en mükemmel hâlleriyle karşılaşıyoruz. Kişi annelik yapıyorsa duruma ne kadar hâkim, ne kadar şefkatli ve iş bilir olduğu hâlini görüyoruz. Kişi yemek yapıyorsa en ufak bir hata olmadan kusursuz bir tabak çıkardığına şahit oluyoruz. Sosyal medyada evlilik hayatlarını paylaşan bir çift; hep en mutlu, en iyi anlaştıkları ve sonsuz bir uyum içinde oldukları anları paylaşıyor. Ama çileden çıkmış ve ebeveynlik yapmakta zorlanan bir anneyi ya da büyük bir tartışmanın ardından derinden kırılmış bir çifti göremiyoruz. Sosyal medyanın bu çarpık ve yanlı gerçeklik anlayışı, ekranda durduğu gibi durmuyor ve ona maruz kalan bizlerde de birtakım duyguları harekete geçiriyor. Bu görüntülere sürekli maruz kalan çiftler; kendilerinin daha az gezdiklerini, tam olarak bir çift hayatı yaşamadıklarını ve kötü bir ilişkiye sahip olduklarını düşünebiliyorlar. Ebeveynlikle ilgili hesapları takip eden bir anne, anneliğini sorguluyor; bebeğine bağlanamadığını, yeterince iyi bir anne olamadığını, herkesin bu işi başardığını ama kendisinin başarısız olduğunu düşünüyor.

Filtreler ardında sunulan fotoğraflardan yola çıkarak hanımefendiler kendi güzelliklerini, beyefendiler ise kendi yakışıklılıklarını bu mecrada kıyaslayarak kendilerini öz güvensiz, sevilmez ve yetersiz hissedebiliyorlar. Burada öncelikle, paylaşılan hayatın bir “kurgu” olduğunu fark etmek ve kabul etmek gerekiyor. Çocukları ile sürekli etkinlik yapan anne nasıl gerçek değilse harika bir uyum içinde sürekli gezen ve mutluluk pozları veren çiftler de gerçek değiller. Bir tiyatro oyuncusunun morali çok bozukken bile oyun saati gelip sahneye çıktığında rolünü oynamasından çok farklı bir durum değil bu. Kendimizi bu kişiler ve durumlarla kıyaslarken aklımızda tutmamız gereken bir diğer husus, herkesin kendine özel koşullarla dünyaya geldiği ve görünür görünmez farklı imkânlara sahip olduğudur. “Sıfırdan önemli bir noktaya geldim.” diyen bir butik ürün üreticisinin ifadesi çoğu zaman gerçeği yansıtmayabilir. Arkasında büyük bir aile desteği ya da eş desteği olabilir. Genelde hikâyelerin bu tarafı anlatılmaz. Siz her ne yapacaksanız bunu kendi koşullarınızın ışığında ve etkisiyle yapacaksınız. Bu yüzden de ortaya çıkan sonuç size özgü olacaktır.

Kıyaslama Davranışı Evliliği Nasıl Etkiliyor?

Kıyaslama davranışı, genelde hoşa gitmeyen davranışın değişmesi umuduyla başvurulan bir yöntemdir. Örneğin, eşinizin çocuklarla ilgilenmesinden memnun değilsinizdir ve şöyle dersiniz: “Bak Ayşe ablan / Mehmet enişten çocuklarla ne kadar güzel ilgileniyor.” Ya da eşinizin güzel yemekler yapmasını veya evi düzenli tutmasını istediğinizde, “Bak annen ne kadar güzel yemek yapıyor ya da evi hep temiz tutuyor.” şeklinde ifade edersiniz. Eşinizin daha fazla gayret göstermesini istediğinizde ise, “Abini görüyorsun, ne kadar çok çalışıyor.” dersiniz.

Genelde ilk akla gelen bu yaklaşım en az işleyen yöntemlerden biridir. Çünkü karşı tarafa yetersizlik ve kendine has bir değeri olmadığı mesajını verir. Ayrıca kıyaslanmaya maruz kalan taraf bu durumdan dolayı incinebilir ve karşıt tepkiler geliştirmeye başlayabilir. “Sen abinden örnek veriyorsun ama sen bilsen onun çevirdiği işleri.” gibi ifadeler verilen örneği itibarsızlaştırmaya yönelik bir tavra dönüşebilir. Böylece mesele bir kör dövüşüne döner.

Evlilik ilişkisinde kıyasın diğer sonucu, rekabet ve güvensizlik ortamını körüklemesidir. Hâlbuki evlilik, kişinin kendisine en yakın hâliyle var olabileceği bir güvenlik yurdu potansiyelini taşır. Fakat kıyasın olduğu evliliklerde taraflar kendilerini sürekli incelenen, davranışları sürekli değerlendirmeye tabi tutulan hâlde bulurlar. Bu da eşlerin rahat ve doğal olmalarını engeller. Ayrıca rekabeti körüklediği için ekip olması gereken çiftler, iki zıt kutba evrilir ve rakip konumuna geçer. Böylece eş, bir takım arkadaşı olmaktan çıkarak alt edilmesi gereken biri hâline gelir. Bu da ilişkiyi zedelenmiş bir konuma getirir.

Kıyaslanmanın getirdiği duygulardan biri de öfkedir. Kıyaslanan taraf bu öfkeyle ya içe kapanır ya da daha da tepkiselleşir. Amaç, tehdidi yani kıyası ortadan kaldırmaktır.

Evlilikte kıyaslama davranışı, tarafların evliliğe aitlik hissine de zarar verir. Kıyaslayan taraf sürekli karşıdakini yetersiz görürken kıyaslanan taraf da bu evlilikte kabul edilmediği, sürekli değiştirilmek istendiği ve kendisinde bir bozukluk olduğu hissiyle mücadele eder. Böylece tarafların evliliğe dair olumlu duygularını sürdürmeleri zorlaşır ve kendilerini “Ben bu evlilikte ne yapıyorum? Niye bu evlilikteyim?” gibi sorgulamalar içinde bulabilirler.

Evlilikte kıyasın diğer bir zorlayıcı tarafı ise ilişkide sürekli olarak olmayan, eksik olan şeyi görmeye yol açmasıdır. Hâlbuki kötü ve şikâyetçi olduğumuz yönler olduğu gibi memnun olduğumuz taraflar da vardır. Ama kıyaslama döngüsüne girdiğimizde eşimizin ya da kendimizin iyi taraflarını görmek zorlaşır. Sürekli “Daha iyi olabilir, neden daha iyi yapmıyor?” gibi düşüncelerle hem ilişki hem de kişisel hayat bir memnuniyetsizlik tekrarına dönüşür.

Evlilikte Kıyasa Yönelik Neler Yapılabilir?

Kıyaslamaları bırakıp eşin olduğu hâliyle kabulü ilişkide güven ve rahatlama sağlayabilir. Yakın ilişkilerde kabul, çiftlerin gelişmesini destekleyen bir tutumdur. Bu durum çoğu zaman paradoks gibi görünür. Tam da değiştirme dürtüsünü bir kenara koyduğumuzda eşimizin değişimine hizmet etmiş oluruz. Aksi hâlde değiştirilmeye yönelik tavırlar tam tersi bir inat döngüsü başlatır. Kişi, o özelliğine daha sıkı sarılabilir. “Şu kişi gibi biri olmanı isterdim, bak o şu işleri ne kadar güzel yapıyor. Sen şunu eksik yapıyorsun, beceremiyorsun.” gibi suçlayıcı, eleştirel ve aşağılayıcı bir dil kullanmak yerine, arzulanan değişim gerçekleştiğinde olacak olumlu şeylerden bahsedebilirsiniz. Örneğin, “Seninle daha yakın ve daha çok paylaşım içeren bir ilişkiye sahip olmak isterim.”

Kıyas, ister istemez eşinizde olmayan yönlere odaklanmanıza yol açar. Bu da onunla ilgili çarpık bir algı oluşturur. Bunun önüne geçmek için eşinizin güçlü yönlerini fark etmek, iyi yaptığı hususlarda takdir etmek ve şükran duygusu ifade etmek daha sağlıklı bir seçenek olabilir.

İnsanların hayatlarını genelde ortaya koydukları, ifade ettikleri kadarıyla biliriz. Çünkü her zaman yaşamlarını, ilişkilerini ve süreçlerini oldukları hâliyle yansıtmayabilirler. Bu yüzden çoğu kıyas, gerçeklikten uzak; sadece bir durumun cımbızlanmasından ibarettir.

Son olarak; çoğu zaman iyi niyetle ve değişim umuduyla yapılan kıyas davranışı çoğunlukla tam tersi bir sonuç doğurur. Kıyaslanan tarafta yetersizlik, değersizlik, küçük görülme, eksiklik gibi duyguları tetikleyerek değişimin önünde engeller oluşturur. Bu yüzden kıyasa değil kabule ve takdire dayalı bir dil geliştirmek, tatminkâr bir ilişki kurmanın önemli bir adımı olabilir.