SUR’DA BİR BAHÇIVAN VE ÇİÇEKLERİ

Mahir KILINÇ

Dünyanın kötülükten zifirî karanlığa çaldığı zamanlarda bazı kahramanlar çıkar ortaya. Ellerinde gün ışığından daha parlak, miskten daha güzel kokular taşıyan demet demet çiçekler vardır. Cennet kokulu bu çiçekler, Allah’ın en nadide emanetidir onlara. Kolay değildir çoraklaşan topraklarda nazenin çiçeklere bahçıvan olmak, onları en güzel şekilde yetiştirmek. İyiliğin tüm süsleriyle bezenmiş bu güzel bahçıvanların kayıtları, başta Allah’ın (c.c.) sonra da insanlığın gönüllerine “iyiler” diye düşülür. Hakk’ın rızası uğruna kendinden feragat edip başkalarını düşünen, fedakârlığın zirvesine erişen bu emektar bahçıvanlar, bir ömür hiç umulmadık yerlerde iyilik çiçeklerini yetiştirirler, ta ki emr-i Hak gelinceye dek. Etrafı surlarla örülü, otuz üç medeniyetin izlerini taşıyan kadim şehrimiz Diyarbakır’a, Urfa Kapısı’ndan girip o dar ve ara sokaklarının birinde cennet kokulu çiçekler yetiştiren bir bahçıvana rastlıyoruz ve iyilik hikâyesinin başka bir kahramanı olarak karşımıza çıkıyor Amber Hanım.

İşte bu hikâyemizin kahramanları Hûd suresinde geçen “Ve sabret. Gerçekten Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez.” ayetindeki gibi zorluk ve sıkıntılara sabreden, iyilik kanatlarını çocukların üzerine açan fedakâr anne baba. Amber Hanım ve Mevlüt Bey, sizleri tanıyabilir miyiz?

Öncelikle sizinle başlayalım Mevlüt Bey…

Kendimi tanıtmaya başlamadan Diyarbakırımıza ve hanemize geldiğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Ben, Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı eski adı Cinezur şimdiki adı Çağdaş Köyü’nde 1971 yılında doğdum. Sonrasında ailece Diyarbakır merkeze geldik ve buraya yerleştik. Köydeki okulda iki yıl okuduktan sonra ilkokulun devamını ve ortaokulu Diyarbakır merkezde okudum. Babam Libya’ya çalışmaya gidince evin tüm yükü benim sırtımda kaldı. Çünkü evin en büyük erkek çocuğu bendim ve çalışmak zorundaydım. Ben de okulu bitirir bitirmez çalışmaya başladım. O gün bugündür sıla hasretinden elbisemi giyip gurbet gurbet gezerek ailem için inşaatlarda çalışmaya devam ediyorum. Ancak ben her ne kadar inşaatlarda çalışsam da bizim hikâyemizin, evimizin, çocuklarımızın asıl kahramanı kıymetli eşimdir.

Çocuklarının asıl kahramanı Amber Hanım…

Ben, Diyarbakır’ın Yenişehir ilçesine bağlı eski adı Tılhan şimdiki adı Hantepe Köyü’nde 1979 yılında doğdum. Biz dördü kız, altısı erkek olmak üzere on kardeşiz. Babam, okumama maalesef izin vermedi. Dolayısıyla okuyamadım ama kardeşlerimi de tıpkı çocuklarım gibi okuttum. Kardeşlerimden biri imam oldu. Onlar, okul hayatlarının yanı sıra dinî eğitimlerini de aldılar. Hepsi de Kur’an-ı Kerim’i hatmettiler. Hatta erkek kardeşlerim imamlık yapabilecek düzeyde Kur’an okurlar. Babamın kuzuları vardı ve onlara bakacak kimse de yoktu. Kuzulara ya abim bakacaktı ya da ben. Baktım ki babam beni zaten okutmuyor, abime dedim ki: “Kuzulara ben bakarım sen yeter ki oku!” Böylece abim hem Kur’an-ı Kerim eğitimi aldı hem de okula devam etti. Sonrasında eşimle evlendim ve bu eğitim öğretim seferberliğine çocuklarımla devam ettim ve hâlâ da ediyorum.

Peygamber Efendimizin “Hiçbir anne baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmamıştır.” (Tirmizî, Birr, 33) sözüyle çocuk yetiştirmenin önemini vurguladığı hadis, sanki bu evin duvarlarına sinmiş. Sizler zorluklara rağmen çocuklarınızı en iyi şekilde yetiştirme gayretindesiniz. Yaşadığınız bunca zorluğa, sıkıntıya rağmen sizlere tüm bu meşakkatleri unutturan ve aile olmanın verdiği huzuru, güzellikleri yaşatan nedir? Bu konu da bize neler söylemek istersiniz, Amber Hanım?

Eşim, gurbette inşaatlarda çalışıyor. Dolayısıyla onun evden uzakta olması hem çocuklar hem de benim için ciddi bir zorluk oluşturuyor. Oysa babalarının evde olması bize güven, emniyet sağlıyor. Bulunduğumuz yer çok güvenli olmadığı için çocuklarımı rahat bir şekilde sokağa bırakamıyorum. Onların âdeta koruyuculuğunu üstleniyorum. Ben kapının önünü süpürürken ya da ev temizliği yaparken dışarıda oynamalarına müsaade ediyorum ki gözümün önünde olsunlar. Onun dışında çocuklarımla hep evin içerisinde vakit geçiriyoruz. Dolayısıyla babanın olmadığı bir yerde çocuklarımın emniyetini sağlamak da bana düşüyor. Bu durum benim için ciddi bir zorluk ve sıkıntı. Kuşkusuz bunun yanı sıra ekonomik zorlukla da mücadele etmem gerekiyor. Ancak Rabbimize sonsuz şükürler olsun ki O, bizlere hep bir kapı araladı. Bizlere imtihan olarak verilen tüm sıkıntılar, mutlu ve huzurlu bir aile olmamıza engel olamadı. Çünkü eşimle benim en büyük saadetimiz, her biri cennetten bir çiçek olan ve gözümüzden dahi sakındığımız çocuklarımızın sağlıklı olmalarıydı. Ayrıca her birinin ahlaklı bir birey olmaları, derslerine çalışmaları ve başarılı olmaları bizi mutlu ve huzurlu kılmaya yetiyor hamdolsun. Çokça bunaldığım ve sıkıntılı olduğum zamanlarda onların gözlerine bakıyorum, yavrularıma sımsıkı sarılıp cennet kokularını içime çekiyorum. İşte o an unutuveriyorum tüm dertlerimi. Evlatlarım da bunu fark edip etrafımda pervane oluyorlar ve beni üzmemek için âdeta üzerime titriyorlar. Böylesine sevgi dolu ve sevgiyle kenetlenmiş bir ailemiz var bizim. İşte o sevgi, bizi hem kötülüklerden koruyor hem de birbirimize daha da çok bağlıyor.

Allah’ın en kıymetli ve biricik emaneti olan çocuklarınızın başarılı ve güzel ahlaklı olmasına yönelik neler yaptınız ve nelere önem verdiniz?

Üç kız, üç erkek olmak üzere altı çocuğumuz var ve biz çocuklarımızı ayrı ayrı çok seviyoruz. Onlar da bu sevgimizin farkındalar. Onlara dair söylediklerimizi hiç geri çevirmiyorlar çünkü bizim söylediklerimizin onların iyiliğine yönelik olduğunu biliyorlar. Bu durum çocuklarımızla daha kolay anlaşabilmemizi sağlıyor. Çocuklarımıza çalışmaları ve başarılı olmaları gerektiğini söylediğimizde buna asla itiraz etmiyorlar. Evimizde de eğitim öğretim seferberliği hâkim oluyor. En küçüğünden en büyüğüne kadar herkes okuldan gelip yemeğini yedikten sonra derslerine çalışıyor ve ödevlerini yapıyor. Her akşam yatmadan önce de saat 21.30-22.20 arası kitap okuma etkinliği oluyor. Her ne kadar kitap okuma saatinde uyuklayanlar olsa da bunu hep sürdürüyoruz. Çünkü çocuklarımız okuyarak kendilerini kötülüklerden korusunlar istiyoruz.

Güzel ahlaklı olabilmeleri için de her birini Kur’an-ı Kerim öğrenmesi ve okuması için Kur’an kurslarına gönderdik. Hatta evimizin en küçüğü ikinci sınıfa giden Ali Rıza da okuldan geldikten sonra Kur’an öğrenmeye gidiyor. Çok şükür ki hepsi Kur’an-ı Kerim okumayı biliyor. Hatta bazıları Kur’an-ı Kerim’i birkaç kez hatmetti. Öğrendikleri, okudukları Kur’an-ı Kerim’in onların ellerinden tuttuklarını düşünüyoruz. Bunun yanı sıra dini ne kadar bilirlerse de o kadar ahlaklı, iyi, iyiliğe yönelen insanlar olacaklarını düşünüyoruz. Rabbim tüm evlatlarımızı korusun.

Annenizin ifadesiyle cennet çiçekleri siz çocuklar anne ve babanızın, sizin başarılı ve mutlu olmanız için gösterdiği fedakârlıklardan, gayretlerinden ve sizlere dair şefkatinden bahseder misiniz?

Babamızın ve özellikle de annemizin bizler için fedakârlıklarını anlatamayız. Hep bizleri düşünüyorlar. Onlar âdeta yemiyor yediriyor, giymiyor giydiriyorlar. Babamız, gurbette ailemiz için çalışırken annemiz de burada bizler için mücadele veriyor. Özellikle annemin okumamış biri olmasına rağmen bizden önce kardeşlerinin okumasına destek olması ve şimdi de bizim eğitim öğretimimiz için çabalaması müthiş bir özveri ve fedakârlık. Annemiz bizim okumamız, başarılı olmamız ve hayata tutunabilmemiz için âdeta çırpınıyor. Babam gurbete çalışmaya gittiği zamanlarda onun görevini de üstleniyor. O zamanlar bize hem annelik hem babalık yapıyor. Onların o mücadelelerini görünce de biz çocuklar daha fazla ders çalışmaya, daha fazla okumaya gayret ediyoruz. Bu dünyada onların başlarını eğdirecek bir şey yapmaktan da çok korkuyoruz. Mesela herhangi bir dersten notumuz düşük gelirse annemiz üzülür diye çok çalışıyoruz. Çünkü bizler, gözümüzden akacak bir damla yaşa bile dayanamayan şefkat abidesi annemizi ve babamızı çok seviyoruz.

Zuhal, sen

Hz. Peygamberimize mektup yarışmasında Diyarbakır’da birinci oldun; Muhammed Enes, sen de siyer yarışmasında iki kez dereceye girdin ve Türkiye birincisi oldun. Bunlardan Hz. Peygamber’e (s.a.s.) ayrı bir sevginiz olduğunu anlamak hiç de zor olmuyor. Sizin dünyanızda Peygamberimiz nasıl biriydi ve nasıl bir babaydı?

Zuhal seninle başlayalım…

Peygamber Efendimizin çocukları çok sevmesi beni hayli etkilemişti. Hatta bir bayram günü yetim bir çocuğu sevmesi, alıp evine götürmesi ve kendi çocuğu ilan etmesinden müthiş etkilenmiştim. Mektubumda beni de fark edip sever mi diye düşünerek şunları yazdım: “Ben sizden çok uzakta Diyarbakır’da yaşıyorum. Müslüman bir kız çocuğuyum. Kur’an-ı Kerim’i üç defa hatmettim. Çocukları çok sevdiğinizi duydum. Orada olsam beni de sever miydiniz? Oyuncaklarımı getirsem benimle oynar mıydınız?”

Muhammed Enes şimdi seni dinleyelim…

Sevgili Peygamberimi küçüklüğümden beri çok seviyordum. O, herkese ve özellikle de çocuklara şefkatle yaklaşan bir peygamberdi ve bir babaydı. Hocamız siyer yarışması var deyince ben de katılmak istedim. Bu vesileyle Peygamber Efendimizi daha iyi tanıdım ve tanıdıkça da çok sevdim.

Peki, Yağmur sana da soralım. Hz. Muhammed denilince senin aklına ne geliyor?

Peygamberimizin, babasını hiç görememiş olduğunu ve annesini de küçük yaşta kaybettiğini öğrendiğimde, annesine ve babasına duyduğu özlem aklıma geliyor. Onlara doyasıya sarılamamış olması ve onların ardından ağlaması beni çok hüzünlendiriyor. Bunu düşününce de Peygamberimize olan sevgim, saygım artıyor ve annemin, babamın kıymetini bilmem gerektiğini düşünüyorum.

Son olarak Allah’ın (c.c.) Tahrîm suresindeki “Ey iman edenler! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun.” ayeti çerçevesinde hem kendilerini hem de çocuklarını kötülüklerden korumaya çalışan, fedakârlığın timsali bir aile olarak diğer ailelere sizin gibi cennet çiçekleri yetiştirebilmeleri için ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Öncelikle anne babalar çocuklarını çok sevsinler, okutsunlar ve çocuklarından haberdar olsunlar. Çocuklarına aile olmanın ne kadar güzel olduğunu göstersinler. Aile içerisinde herkesin birbirine güvendiği bir ortam tesis etsinler. Çocuklarına asıl mutluluğu, huzuru ailelerinin içerisinde yaşayabileceklerini göstersinler. Çocuklara en güvenilir limanın aile olduğu düşüncesini aşılasınlar. Varlıkta da yoklukta da bir olabilmenin, beraber olabilmenin güzelliğini onlara hissettirsinler. Yuvalarını Kur’an-ı Kerim okuyarak, namaz kılarak sağlam bir zemine oturtsunlar. Çocuklar da bu güzelliğin asıl kaynağının İslam’ı yaşamak olduğunu bilsinler.