SULTAN II. MURAD’IN
ŞANLI ZAFERİ
II. KOSOVA
Rüya TÜRKBEY TEMEL
II. Murad'ın İlk Yılları
1421–1451 yılları arasında hüküm süren altıncı Osmanlı padişahı II. Murad, karmaşık bir ortamda tahta oturmuştu. Bir yandan kendi adına para bastırıp Rumeli topraklarında saltanatını ilan ederek etkileyici hitabeti ve tesirli sözleriyle Anadolu beyliklerinden bazılarını da kendisine tabi eden amcası Mustafa Çelebi’yle bir yandan da hâlâ tam olarak kontrol altına alınamamış ve buldukları ilk fırsatta bağımsızlıklarını ilan etmeye çalışan Anadolu beylikleri ile uğraşıyordu. Bunların yanında devletin ve saltanatın uğraştığı sorunlar arasında zaman zaman ayaklanan yeniçeriler ve Rumeli topraklarında Osmanlı ilerleyişini durdurmaya çalışan Balkan prensliklerinin girişimleri de vardı.
II. Murad, tahta geçtiğinden itibaren bu sorunları bertaraf ederek oğlu II. Mehmed’e nasip olacak olan “Fatihlik” payesine sahip olmak adına İstanbul muhasarasına başlamayı amaçladı. Toplar ve surları imha edecek top kuleleri hazırlanarak İstanbul’un kuşatmasına girişildi. Bu kuşatma iki ay sürdü. O sıralarda hayli yaşlı ve hasta olan Bizans İmparatoru Manuel’in, babasına vekâlet etmekte olan oğlu Yuannis, II. Murad’ın kardeşi Mustafa Çelebi'yi padişahın üzerine kışkırtmak istedi. Padişah mecburen İstanbul muhasarasını kaldırarak Bursa taraflarına, biraderi Mustafa Çelebi’nin üzerine hareket etti.
Oğlu Alaaddin’in ölümü Sultan II. Murad'ı kedere boğmuş, biraz yaratılmışların işlerinden çok Yaradan'a ibadet ve onu zikir ile günlerini geçirmek arzusuyla huzur ve sekinet istediğinden biraz da oğlu II. Mehmed’e daha çok ve daha hızlı tecrübe kazandırmayı amaçladığından tahttan çekilmeye karar vermişti. O sıralarda 12-14 yaşlarında bulunan Şehzade Mehmet de lalaları Zağanos ve Çandarlı'nın teşvikleriyle İstanbul muhasarasını düşünmeye teşvik edilmişti. Genç şehzadeye babası güveniyordu fakat II. Murad, devletin birliğini ve bağımsızlığını tehdit eden sorunlar ortaya çıkınca idareyi ele almak için tekrar tahta geçmek zorunda kalmıştı.
Meşhur bir anekdotta anlatıldığı gibi Şehzade Mehmed, Varna Savaşı öncesinde babasına yazdığı şu mektupla onu tahta çağırmıştı: "Eğer saltanat taraf-ı saadetinizde ise mülkünüzü düşman çiğnemiştir; hıfzını ve müdafaasını arz ve ihtar ediyorum. Eğer saltanat bu tarafta ise ordu başında bulunmanız hakkında emr-i padişahi vardır, lüzum-u itaatı tebliğ ve ihbar eyliyorum.”
II. Kosova Savaşı’na Giden Yol
1444 yılında kazanılan Varna Zaferi ile Türklerin Rumeli topraklarında hâkimiyeti güçlenerek devam etmiş, düşman kuvvetlerin ve bağlaşık ordunun gücü bu zaferin rüzgârıyla sarsılmaya, umutları sönmeye başlamıştı. Yine de buldukları her fırsatta, bir yeniçeri isyanında, bir iç karışıklıkta Osmanlı aleyhine planlar kurmaktan geri kalmıyorlardı.
Osmanlı Devleti, Balkanlarda pek çok bölgenin hâkimiyetini elinde bulunduruyordu. Selanik, Yanya ve Mora alınmış, Belgrad muhasara edilmişti. Balkanlardaki prenslik ve krallıklar Osmanlının topraklarında daha fazla ilerlemesini, bağımsızlıklarını tehlikede gördüklerinden Balkan topraklarında Türk varlığını istemiyorlardı. Ayrıca Macar Kralı Hünyadi Yanoş (Jan Hunyad) Varna’da uğradıkları hezimetin intikamını Osmanlılardan almak istiyordu.
Osmanlı Devleti'nin Anadolu ve Rumeli topraklarında gittikçe güç kazanarak genişlemesine paralel küçülen ve daralan Bizans Devleti’nin er geç ortadan kalkacağı düşüncesi ile Macaristan kendisini bu devletin varisi olarak görmekte idi. I. Kosova ve Niğbolu'da uğradıkları hezimet bu umutlarını sarsmış olsa da 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra Osmanlının aldığı yenilgi ve girdiği Fetret Devri, Macarlar başta olmak üzere Avrupalıların umutlarını yeniden tazelemişti. 1444 Varna yenilgisinden de ders çıkarmayan Hünyadi Yanoş, Kosova'ya tekrar bir akın düzenlemeye niyetlendi.
II. Kosova Meydan Muharebesi; 1389 I. Kosova, 1396 Niğbolu, 1444 Varna ve daha birçok muharebeleri de ihtiva eden bir savaş zincirinin âdeta son halkası olmuştu. Bu savaş zincirini oluşturan en temel siyasi sebep Macarların büyük bir Macar İmparatorluğu kurma hayali idi.
Hünyadi Yanoş’un savaş çağrısı Fransız ve İngilizlerce karşılık görmedi çünkü bunlar Niğbolu faciasını unutamamış ve tekrarlanmasını göze alamamışlardı. Almanlar, Bohemyalılar, Eflaklar, Slavlar, Lehler, Arnavutlar, Boşnaklar, Sicilyalılar, İtalyanlar, Çekler ve Transilvanyalılar çağrıyı kabul ederek birliklerini Yanoş’un emrine vereceklerini temin ettiler ve ismi zikredilen bu uluslardan oluşan bağlaşık ordu Osmanlı aleyhine kurulmuş oldu. Sırbistan, Varna'dan çıkardığı ders ile tarafsız kalmayı seçmiş, Macarların oluşturduğu bu ittifakın topraklarından ilerlemesine de izin vermeyeceklerini bildirmişti.
Savaşın Cereyanı ve Akıbeti
Hünyadi Yanoş'un savaş hazırlığı içinde olduğunu Arnavutluk seferinde iken öğrenen II. Murad, hızlıca ordusunu Sofya’da toparlayıp Kosova’ya ilerledi. Osmanlının gıda, teçhizat, mühimmat ve istihbarat varlığı kuvvetli idi. Yanoş'un oluşturduğu bu haçlı ittifakının sayısı net olarak bilinememekle birlikte ordudaki asker sayısının 90.000 civarında olduğu; Osmanlı askerlerinin de 80.000-100.000 civarında olduğu tarihî kaynaklarda yer almaktadır. Birleşik Balkan kuvvetleri, yanlış ve kendilerince talihsiz bir tahminle Osmanlının orada olduğunu düşünüp Arnavutluk’a ilerledi fakat yanılmışlardı. Bu durumu fırsata çeviren Osmanlılar epey zaman kazanmış ve hazırlıklarını rahatlıkla tamamlayabilmişlerdi. Sultan Murad Han 17 Ekim 1448 günü savaş meydanı olan Kosova Sahrası’na geldi, sabah namazını kıldıktan sonra yüzünü toprağa sürdü ve ellerini açıp Allah'a, kendilerine küffar karşısında zafer ve inayet nasip etmesi için dua etti.
İki ordu 17 Ekim'de karşı karşıya geldi. Türklerin cephesinde başkomutanlık karargâhında II. Murad, Veziriazam Çandarlı Halil Paşa; sağ kanatta Rumeli Beylerbeyi Turhan Bey ve askerleri; sol kanatta Anadolu Beylerbeyi İsa bey ve askerleri; merkezde yeniçeri, sipahi ve silahtarlardan oluşan kapıkulu askerleri vardı. Merkez grubunun önünde bir hendek kazılmış, bu hendeğin gerisinde develer, atlar, katırlar konuşlandırılmıştı. Bunların arkasında yere saplanmış mızraklar ve kalkanlar, bu kalkanların arkasında da yine yeniçeriler ve toplar mevzilendirilmişti. Bağlaşık ordu ise Hünyadi Yanoş kumandasında 38 değişik koldan meydana geliyordu. Ordunun gerisinde arabalar ve toplardan oluşan tahkimli bir ordugâh buluyordu. Tüm askerler tepeden tırnağa zırh giymişti.
Muharebe eylem olarak 17-19 Ekim tarihleri arasında cereyan etmiş, 3 gün sürmüştür. Savaş resmen başlamadan önce âdet olduğu üzere II. Murad, Hünyadi Yanoş’a barış teklifinde bulunmuş fakat bu teklif Yanoş’un kibri, öfkesi ve gururu yüzünden görüşülmeye bile ihtiyaç duyulmadan reddedilmişti.
İlk gün çarpışma ve çatışma olmamış, taraflar birbirinin moral ve gücünü sınayacak küçük hesaplaşmalarda ve düellolarda bulunmuşlardı. Asıl muharebe 18 Ekim’de öğleye doğru başladı. Türk kuvvetleri düşman atağını beklemeden taarruza geçmiş ancak tepeden tırnağa zırhla donanmış düşman karşısında istenilen sonuç alınamamış, havanın kararmasıyla mevkilerine geri dönmek zorunda kalmışlardı. Hünyadi Yanoş gece baskını düzenleyip Türkleri uykularında gafil avlayacağını düşünerek hücuma geçtiyse de moral ve güç olarak da son derece zinde olan Türk askerlerini asla umduğu gibi bulamadı. Bu da Türk ordusunun ne kadar tedbirli, eğitimli ve disiplinli olduğunu göstermesi bakımından takdire şayandır.
2. gün geceden sabaha kadar devam eden muharebenin 3. yani son gününe gelindiğinde alınan karar gereği Türk ordusunun bazı kanatları geri çekildi. Hünyadi Yanoş bu duruma sebep olarak kendi başarılarını görüyor ve Türklerin korkup yenilgiyi kabullendikleri düşüncesiyle geri çekilmeye başladıklarını düşünüyordu. Fakat sahte ricat tekniği ile siperlerde gizlenmiş olan Türk süvariler ve geriye çekilerek düzenlerini tamamlamış olan Anadolu ve Rumeli kuvvetleri kısa sürede düşman kuvvetlerini dört bir yandan çember içine aldılar. Kurtulabilenler kaçmaya başlayınca bu durum onların daha çabuk kıskaç içine alınmasına yardım etti ve kısa sürede büyük zayiat verdiler. Ertesi gün Hünyadi Yanoş ortalarda görülmemişti. Macaristan’a kaçmayı başarmış, geride bıraktığı Almanlar ve Bohemyalılardan oluşan bir avuç asker ve çok sayıda Macar asilzadeler direnmek istedilerse de komutanlarının yokluğunun da verdiği moralsizlik ve şevk kaybından daha fazla dayanamayarak hızlı bir şekilde yok edilmişti. Bağlaşık orduyu oluşturan komutanlar ve askerler tümüyle öldürülmek veya esir edilmek suretiyle bertaraf edildiğinden savaşın sonucunda tam bir imha hareketinden bahsetmek yanlış olmaz.
Hünyadi Yanoş'un yönetici ve komutan kimliğinden uzak bir şekilde aldığı yanlış kararlar, uyguladığı yetersiz stratejiler, kendisine çok güvendiğinden gerek duymadığı istihbaratın eksikliğinden dolayı Macarlar çok zaman kaybetmiş ve bu da onların sonunu getirmişti.
Savaş sonunda meydanda çok fazla maktul ve şüheda vardı. Osmanlı da kıymetli asker ve yöneticilerini kaybetmişti. II. Murad’ın şanı yücelmiş, savaşlarda uyguladığı stratejilerden dolayı başarılı bir komutan olduğu anlaşılmıştı. Düşmanına saldırmadan önce meseleyi barışçıl yollarla halletmek adına elçi gönderip sulh teklifinde bulunması, üstelik bunu birkaç kez tekrarlaması, kan dökme heveslisi olmadığını göstermesi açısından adil ve merhametli bir devlet adamı olduğuna delalettir. Kendisinden sonra padişah olacak olan oğlu Mehmed'e yazdığı vasiyetinde şöyle diyordu Sultan Murad Han: "Oğul! Padişahlar, elinde terazi tutmuş bir kimseye benzerler. sen padişah olunca teraziyi doğru tutmanı isterim. O zaman yüce Allah da senin iyiliğini arzular."
15. yüzyıl Bizans tarihçisi Halkondil, Sultan Murad hakkında şunları söylemişti: "Sultan Murad kanunları, adaleti seven talihli bir adamdı. Yalnızca kendini savunmak zorunda kaldığında savaşırdı. Kimseye haksız yere saldırmazdı. Saldırıya uğrarsa savaşırdı. Bu, korkudan veya tembellikten değildi. İcap ederse kışın dahi sefere çıkar, gözünü budaktan sakınmazdı."
Savaş sonunda elde edilen zaferle Osmanlı İmparatorluğunun Balkanlardaki ve Rumeli’deki hâkimiyeti kesinleşmiş ve Türkleri bu topraklardan atamayacakları Avrupalılar tarafından iyice anlaşılmıştır. Avrupa devletleri başta olmak üzere artık Osmanlıya düşman tüm devletler ve milletler taarruzu bırakıp müdafaaya geçmiş, bu durum üç asır boyunca devam ederek Osmanlının cihan devleti sıfatını korumasını sağlayan bir zafer olmuştur. Kazanılan bu zafer İstanbul fethine giden süreci hızlandırmış, Anadolu ve Rumeli toprakları da güvence ve hâkimiyet altına alındığından fethin hazırlıklarına odaklanılmıştır.
Tarihte bu ay neler oldu?
Arap ülkeleri ile İsrail arasında Yom Kippur Savaşı başladı.
(6 Ekim 1973)
1. Balkan Savaşı başladı.
(8 Ekim 1912)
Kerbela Olayı yaşandı.
(10 Ekim 680)
Ankara başkent oldu.
(13 Ekim 1923)
Uluğ Bey vefat etti.
( 25 Ekim 1449)
Cumhuriyet ilan edildi.
(29 Ekim 1923)