ŞUARA SURESİ
Doç. Dr. Faruk GÖRGÜLÜ
Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Kur’an-ı Kerim’deki sıralamada yirmi altıncı, iniş sırasına göre ise kırk yedinci sure olan Şuara suresi, 227 ayetten meydana gelir. Ayet sayısı bakımından Kur’an’ın en uzun surelerinden biri olan Şuara suresi (Kurtubi, el-Cami’ li-Ahkami’l-Kur’an, Beyrut: Müessetü’s-Risale, 2006, 16/5.), Mekke döneminin ortalarında Vakıa suresinden sonra indirilmiştir. Sure adını, 224. ayette geçen ve “şairler” anlamına gelen “Şuara” kelimesinden almaktadır. (İbn Aşur, et-Tahrir ve’t-Tenvir, Tunus: 1984, 19/89, 90.)
Surede ağırlıklı olarak Allah’ın birliği, peygamberlik, vahiy ve ahiret hayatı gibi temel inanç konuları ele alınmakta; ayrıca Kur’an-ı Kerim’den, şanının yüceliğinden ve müşriklerin ona karşı sergiledikleri tutumlardan söz edilmektedir. Müşriklerin, Kur’an’ın vahiy dışı bir kaynağa dayandığına dair ileri sürdükleri iddialara karşılık, onun yalnızca Allah tarafından indirilen bir kitap olduğu vurgulanmakta ve başka hiçbir kaynağın onun üzerinde bir etkisinin olamayacağı ifade edilmektedir. Aynı zamanda, başta Hz. İbrahim ve Hz. Musa olmak üzere, Hz. Nuh, Hz. Salih, Hz. Lut ve Hz. Şuayb (a.s.) gibi peygamberlerin kıssalarından kesitler sunularak geçmiş toplumlardan ibret çıkarılması amaçlanmaktadır. (İbn Aşur, et-Tahrir, 19/90, 90.) Zira bu kıssalar, insanlık tarihinin her döneminde insan karakterinin aynı temel özellikleri koruduğunu, bu nedenle gerçeği inkâr etme eğiliminin sürekli tekrarlandığını, insanoğlunun zenginlik, iktidar, nüfuz ve şöhret tutkusuna kapılabildiğini ve kitlesel kültür ile ideolojilere sorgusuz bağlanma eğiliminde olduğunu gözler önüne sermektedir. Ayrıca bu surede, Kur’an’ın bir şair tarafından yazıldığı yönündeki iddialar çürütülerek gerçeği reddeden dönemin şairleri eleştirilmekte, buna karşılık mümin şairlerin de var olduğu vurgulanmaktadır. (Kur’an Yolu Tefsir, 4/142, 143.)
Surenin başında Kur’an ayetlerinin anlamlarının açık, doğruluğunun kesin ve hakikati ortaya koyan ilahi bir kitabın sözleri olduğu ifade edilir. Daha sonra müşriklerin inanmamaları ve düşmanca tutumları karşısında derin bir üzüntü duyan Hz. Peygamber teselli edilir. Allah’ın dilediği takdirde mucizelerle inkârcıları kendisine boyun eğdirebileceği belirtilir. Ancak imtihan gereği olarak iman edip etmeme insanın tercihine bırakılmıştır. Ardından müşriklerin yeni inen ayetlere de sürekli sırt çevirdikleri ve asılsız sayarak yalanladıkları gerçeklerle er ya da geç karşılaşacakları ifade edilir. Daha sonra inkârcıların yeryüzüne bakıp akıllarını kullanmaları hâlinde ilahi kudretin sayısız delilini ve ibretlik dersleri görebilecekleri ancak yine de çoğunun iman etmeyeceği vurgulanır. Bu ayetleri takiben Yüce Allah’ın sınırsız güç ve engin merhamet sahibi olduğu hatırlatılır. (Şuara, 26/1-9.)
Bu girişin ardından 191. ayete kadar aynı tema etrafında mesajlar verilerek Allah’ın varlığı ve birliği, tüm varlıkların O’na kul olduğu ve yalnızca O’nun mutlak egemenliğe sahip olduğu hatırlatılır. Ayrıca Allah’ın insanlara rehberlik etmek üzere seçip gönderdiği peygamberlerin mesajını dinleyenler için deliller bulunduğu ifade edilir. Ancak kibirli ve inatçı kimselerin, ister doğadaki ayetler isterse peygamberlerin gösterdiği mucizeler olsun yine de inanmayacakları vurgulanır. Bu bağlamda ibret olmak üzere Hz. Nuh’tan itibaren Allah’ın insanlığa rehberlik etmek üzere gönderdiği yedi peygamberin tebliğ süreçlerine ve kavimleriyle yaşadıkları olaylara yer verilir. Bu kavimlerin, tıpkı Mekke müşrikleri gibi Allah’ın elçilerini inkâr ettikleri, onları yetersiz gördükleri ve sürekli yeni mucizeler talep ettikleri ancak inkârlarında ısrar etmeleri nedeniyle helak edildikleri ifade edilir. Bu bölümde ilk olarak Hz. Musa ile kardeşi Harun’un Firavun’a karşı verdikleri mücadele detaylı bir şekilde ele alınır. (Şuara, 26/10-68.) Ardından Hz. İbrahim’in babasına ve kavmine yaptığı tevhid çağrısı, inanç konusundaki derin istidlalleri, Allah’ın merhametini etkileyici ifadelerle anması ve yaptığı duası zikredilir; bununla birlikte ahiret hayatından bir kesit sunulur. (Şuara, 26/69-89.) Bu bağlamda dünyada Allah’tan başka varlıklara tapınmış olanların ahirette taptıkları put ve benzeri şeylerle yüzleşecekleri; onların aslında tapılmaya layık olmadığını anlayarak yaptıklarına pişmanlık duyacakları ve dünyaya geri dönüp kurtuluşa erdirecek iman ve iyi ameller işlemek isteyecekleri, ancak böyle bir isteğin artık kabul edilmeyeceği ifade edilir. (Şuara, 26/90-104.) Daha sonra sırasıyla Hz. Nuh, Hz. Hud, Hz. Salih, Hz. Lut ve Hz. Şuayb’ın (a.s.) kavimleriyle yaptıkları tebliğ mücadelelerinden söz edilir, her peygamberin davet yöntemi ve muhataplarının tepkileri aktarılır. Bu süreçte iman etmeyen kavimlerin helak edildikleri ifade edilir. (Şuara, 26/105-191.) Surede anlatılan bu kıssaların ardından Kur’an’ın, âlemlerin Rabbi tarafından Cebrail aracılığıyla Allah Resulü’nün kalbine indirildiği ve bu mesajın ilahi vahiyden ibaret olduğu ifade edilmektedir. İsrailoğulları’nın bilginlerinin de bu gerçeğe tanıklık ettiği belirtilirken gerçeği inkâr edenlerin yine de azabı görünceye kadar inanmayacakları dile getirilir. Ayrıca Allah Teâlâ’nın, hiçbir toplumu, onlara öğüt veren bir uyarıcı peygamber göndermeden helak etmediği vurgulanır. (Şuara, 26/192-212.) Bu ayetlerin ardından Hz. Peygamber’e, önce yakın akrabalarını uyarması gerektiği hatırlatılır, iman eden müminlere karşı şefkat ve merhametle davranması öğütlenir ve gerçeğe karşı direnenlere asla yaklaşmayacağını bildirmesi istenir. Ardından aziz ve rahim olan Allah’a tevekkül etmesi emredilir. (Şuara, 26/213-220.)
Surenin son ayetlerinde kötülüğün temsilcisi olan şeytanların, yalana, iftiraya ve günaha meyilli kimseleri kötülüğe teşvik ettiği, bu kimselerin azgınlarla ve samimiyetsiz şairlerle iş birliği yaptığı vurgulanmaktadır. Ancak iman eden, dünya ve ahiret için faydalı işler yapan, Allah’ı çokça anan ve haksızlığa uğradıktan sonra kendilerini savunan şairlerin bu gruptan ayrı tutulduğu ifade edilmektedir. (Şuara, 26/221-227.)