SONSUZLUK SERZENİŞİ
Kalemkârî
Mefra Bilge DÖNMEZ
Bursa Osmangazi Kur’an Kursu Öğreticisi
Möabetlerimiz, asırlardır sanatkârane dokunuşun azami tecelligâhı olmuş, yalnızca inancımızın değil medeniyetimizin de bayraklaşmış bir sembolü olarak yeryüzünü süslemiştir. Zira sanat, sessizliğinde dahi muazzam sırlar fısıldar muhatabına. İnançla yoğrulur sanat, sevgi ile suret bulur. Azim ve sabır eşlik eder bu serüvenin her aşamasında ve asırları arşınlayan ömrü boyunca, insanlığa nice hakikatler nida eder. Geleneksel İslam sanatlarının içinde, en eski ve en yaygın olan kalemkârî, bir diğer ismiyle kalem işi, duvarları harika bir tabloya dönüştüren muazzam görsel şölenin adıdır.
Mabetlerdeki geleneksel mimari üslubun vazgeçilmezi, ihtişamlı kubbelerimiz ve olmazsa olmaz ziyneti kalem işi bezemelerimiz, bir ruhun arzuladığı en derin anlam olan sonsuzluk tahayyülünün resmi gibidir. Desenler, görenleri vecde getirir.
“Kaynaklarda kalem işi; binaların el değmeyecek kadar yükseklikteki kısımlarını bezemek için sıva üzerine doğal boyalarla yapılan süsleme şeklinde tarif edilmektedir. Nakışlar özel kalıplara çizildikten sonra, kalıp üzerindeki resimler iğneleme işleminin ardından sıva üzerine silkme yapılır. Ardından nakışlar renklendirilerek etrafına tahrir çekilir.” (M. Uğur Derman, TDV İslam Ansiklopedisi, c.41, s.79-83.) Neticede gözleri ve gönülleri hayran bırakan bu sanat vücuda gelir.
Mekânların tavan, duvar, kubbe gibi yüzeylerine yapılan kalem işi süslemeleri sıva, ahşap, taş, bez, deri, metal gibi pek çok değişik yüzeyde de uygulanmıştır. Hatta ahşap üstüne kabartma olarak uygulanıp “Edirnekâri”, sıva üstüne kabartma olarak uygulanıp “malakâri” adını almıştır. (https://www.ktsv.com.tr/sanat/12-kalemisi)
Kalemkârlar, ebediyet sırrını nakşederler kubbelere. Desenler nihayeti olmayan bir hayatın güzelliğinden beslenir. Âdeta itikadi hükümlerin damıtılması neticesinde teşekkül etmiştir bu kıymetli sanat. İlahi azametin hissiyatını ruha bahşederken kubbeler, kalemkârların eliyle ulvi bir bayrama erişir gönüller. Nakkaşlar, duvarları tablolarla süslemek yerine yapıyı bütünüyle bir şaheser şekline dönüştüren sanatın mimarıdır. Kadirşinaslık, sabrın abidesi motiflerinde okunur. Kalemkârlar, kubbe ile bütünleşmiş maharet dolu eserlerini icra ederken sonsuzluk serzenişi ile taşan yüreklerinden feyz alırlar şüphesiz. Desenlere müdakkik bir nazarla bakanlar, her bir motifin inançlı bir kalemkârın itikadından işaretler barındırdığını anlamakta zorlanmaz. Mesela yumuşak geçişlerin ve kavislerin varlığının müminde bulunması gereken hilm sıfatından geldiğini rahatlıkla hissedebilir insan. Tabiattan esinlenilen bitkisel motiflerin, İslam’ın surete mesafeli duruşuyla alakadar; desenlerin sınırlandırılmış olmayıp alanın büyüklüğü ile orantılı sürdürülebilir oluşunun, ruhundaki ebediyet duygusuyla bütünleşmiş olduğunu derk edebilir. Evet, hakikat şu ki insanın fikri ne ise zikri de hatta etvarı ve icadı da odur. Kalemkârlar inanç ve ruhlarının güzelliği ile icra ederken sanatlarını, sanat da vefasını gösterir ve besler ruhlarını. Sanat bir şifa vesilesi olur beşerin manevi hayatına. Sabır öğretisi, merkezi teşkil eder. Peşi sıra nice ulvi açılımlar, feyizler ruhu abat eder.
Kalem işi, hassas bir ölçü ve düzen gerektirir. Yapının atmosferine en muvafık desenin oluşturulması için kapsamlı bir proje çalışmasına başlanır. Günümüzde teknolojiden yardım alarak oluşturulan desenlerin teşekkülü uzun bir zaman dilimini kapsarken bu kolaylıktan mahrum dönemlerde ecdadın göstermiş olduğu sabır ve azmi kelimelerle ifade edebilmek mümkün değildir.
Eskiz kâğıtlarına çizilen desenler, yumuşak bir zeminde iğne perdahı tekniğiyle kopyalamaya uygun hâle getirilir ve silkme yöntemi ile sıva üzerine çizilir. Ardından maharet ve hassasiyet gerektiren deseni boyalarla bezeme işlemi gelir. Geleneksel sanatlarımızda en çok tercih edilen lacivert, çivit, kobalt mavisi, mercan kırmızısı gibi renkler görseli daha da dikkat çekici hâle büründüren ana renklerdir. Ulaşılması en zor ihtişamlı kubbeler, kalem işi ile bezenirken sanatkârın icrasını kolaylaştıran bir baston yardımı ile âdeta ilmek ilmek süslenir. Neticede göz kamaştıran hayret ve tefekkür ile temaşa edilen bir sanat eseri ortaya çıkar. Mabet bütünüyle bir şahesere döner ve sanatın izleri işçiliğin kalitesinden mütevellit asırlarca sürüp gider.
14. ve 15. yüzyılda kalemkârîde en zengin desenler, Bursa Yeşil Cami (1419), Bursa (1447) ve Edirne Muradiye Camileri (1436), Edirne Üç Şerefeli Cami (1437-47), İstanbul Davud Paşa (1485) ve Rum Mehmed Paşa Camilerinde (1471) bulunur.
Netice-i kelam; kalemkârların bu kıymetli icrası olan kalemkârî, taşıdığı engin mana ve inançla ihya ederken mabedi, ruhları da nasipsiz bırakmaz feyzinden. Umulur ki güzelliğini temaşa eden gözler, bigâne kalmaz bu sanatın icrasıyla erişilen kadr-u kıymetten.