SIRASIZ OKUL ÇATISIZ MAHFİL

Muhammet ERDEVİR

Yazarın yazma süreciyle dergiler arasında doğrudan bir ilişki vardır. İlk öyküler, denemeler dergilerin aracılığıyla okurla buluşur. Bu, yazarın yazdıklarıyla kabul gördüğünün ilk işaretidir. Yazarak yeni bir dünya kurabileceğini keşfeden yazar, bu dünyaya okuru da davet eder. Dergiler okurlar kadar yazar için de bir mektep görevi görür. Yazdığınız metne yeni bir gözle bakma imkânı bulur, iyi bir editörün yardımıyla metnin gediklerini kapatarak kaleminizi olgunlaştırırsınız. Dergi, bir yazar için her şeyden önce rüştünün ispatıdır. Derginin editörü, yayın kurulu ve yayın yönetmeninin onay vermiş olması; bu işlerden anlayan nitelikli bir okur grubunun dikkatini çekebilecek ölçüde bir metin yazıldığının göstergesidir.

Yazar muhakkak dergiler vasıtasıyla metinlerini bir değerlendirmeye tabi tutmalı, dergilerde okurun karşısına çık/a/mayacak metinleri yazmaya teşebbüs etmemelidir. Yazdıklarınız okurla buluştukça dergiler kaleminizi terbiye eden, kelimelerinize şekil veren bir okula dönüşür. Birçok edebiyatçı dergilere bir okul gözüyle bakar. Dolayısıyla edebiyat ve düşünce tarihimiz, dergilerin öğretici yönünün iyi kötü onlarca örneğine şahittir. Bugünün edebiyatını dergiler ve dergi çevreleri oluşturmuştur demek abartı olmaz.

1663’te Hamburg’da yayımlanan edebiyat ve felsefe dergisi Erbauliche Monaths Unterredungen, bilinen ilk dergi olarak kabul ediliyor. Bizde ise Vekayi-i Tıbbiye isminde ilmî bir dergi yayımlanır. Ardından Münif Paşa tarafından çıkarılan Mecmua-i Fünun dergisi yayına başlar. İlk gerçek ve popüler dergimiz işte bu “mecmua”dır. Mustafa Refik’in 1862’de çıkardığı Mirat ise ilk resimli dergimiz olarak tarihteki yerini almıştır. Fakat heyhat, Mirat sadece üç sayı çıkabilmiştir. Aslında bu, dergiciliğimizin akıbeti hakkında bir işaret fişeği gibidir. Basın yayın tarihimiz, birkaç sayı çıktıktan sonra kapanan dergilerle doludur. Hatta yayıncılar arasında “Her dergi kapanmak için çıkar.” şeklinde latifesi bile yapılır bunun. Öyle ki tek sayı çıktıktan sonra kapanan onlarca dergi vardır. Cemil Meriç’in Bu Ülke’sinde geçen “Dergi, hür tefekkürün kalesi” cümlesi okurun malumudur. Ancak bu sözün devamı serencamımızı özetler niteliktedir:

“Kitap, çok defa tek insanın eseri, tek düşüncenin yankısı; dergi bir zekâlar topluluğunun. Bir neslin vasiyetnamesidir dergi; vasiyetnamesi, daha doğrusu mesajı. Kapanan her dergi, kaybedilen bir savaş, hezimet veya intihar. Bizde hazin bir kaderi var dergilerin; çoğu bir mevsim yaşar, çiçekler gibi. En talihlileri bir nesle seslenir.”

İlk örneklerden bu yana özel ve meraklı bir kitleye hitap etmenin yanında aslında popüler kültürü merkeze almaları dergilerin belli başlı özelliği oldu. Müzik, çocuk, sanat dergileri yanında edebiyat, kültür, düşünce dergileri de zaman zaman bu yolu takip ettiler. Elbette nicelikten ziyade nitelik kaygısıyla hareket eden birçok yayın vardır ama kim sesinin daha çok insan tarafından duyulmasını istemez ki? Nihayetinde marifet iltifata tabidir. İlk bakışta çelişki gibi görünen bu durum aslında dergiciliğin en güçlü yanıdır. Çünkü dergiler bu sayede kitlelere ulaşır, kendilerine has bir kültür atmosferi inşa ederler.

Dergi önce bir fikir ve iddia olarak oluşur. İddiasız yola çıkmış hiçbir yayın yoktur kanaatimce. Bu iddianın dile getiriliş ve ifade ediliş şekilleri farklı olabilir. Yayın fikrinin akabinde bazen bir kişinin himmet ve gayretiyle, bazen bir ekibin bir araya gelmesiyle yoluna devam eder. Dergiyi çıkaran çekirdek ekibin iddiası derginin yayın politikasını belirler. Kitlelere hitap etmenin formülleri bellidir. Aynı şekilde nitelik kaygısıyla daha dar bir çevreye hitap edenler de olur bu yolda. Fakat ülkemizde dergicilik genelde büyük bir aşkla başlayıp hüsranla sonuçlanan bir hikâyedir aynı zamanda. Bir derginin arkasında finansal bir kaynak yoksa, ekip derginin başında yayını bir arada tutacak karizmatik bir liderden mahrumsa, hele hele dergi sırf görünmek ve isim yapmak maksatlı çıkarılıyorsa o yayın kısa sürede kapısına kilit vurmaya mahkûmdur.

Kurumların çıkardığı dergiler ve profesyonel olarak yayıncılık yapanların ömrü amatör ruhla yola çıkan dergilerden çok daha uzun sürer elbette. Ama ürünlerine dergilerde yer bulamayan yazar ve şairlerin bir tepki olarak çıkardığı dergiler kısa sürede ömrünü tamamlar. Burada iddia ve gayretin halis niyetli olmasına dikkat etmek gerek. Amaç kültür dünyasına katkı sunmak, bir okul olmak, yazar ve şairlerin seslerini duyuracakları bir platform sunabilmekse dergi bir şekilde bu misyonunu yerine getirmeyi başaracaktır. Zira hiçbir emek zayi olmaz. Anlık bir tepkiden güç almaktansa sanatsal, kültürel, fikrî saiklerden beslenmek derginin itibarı ve istikbali için daha anlamlıdır. Kurumsal dergiler bu anlamda büyük bir boşluğu doldurur. Yazar ve şairin emeğinin emanet edildiği yerler olan dergilerin daha çıkış noktasındayken sağlam bir ideale, bir gerekçeye sahip olması küçümsenemez bir ayrıcalıktır. Biraz da bu yüzden deneyimli yazarlar her yerde görünmektense belli mecralarda sürekli ve düzenli olarak yazmayı tercih ederler.

Derginin çıkış noktası ne olursa olsun dergiyi çıkaran ekip bir amaç taşıyor, bir rol üstleniyor. Bence asıl vurgulanması, üzerinde asıl durulması gereken bu amaç ve rol. Dergi çıkarmak “yazma”ya benziyor, o kişinin bir iddiasının olduğunu gösteriyor okura. Tıpkı iyi bir metnin kelime kelime bir araya getirilmesi gibi iyi bir dergi de büyük bir sabır ve emekle vücuda geliyor, okurun karşısında arzıendam ediyor. Bu süreçte dergiler bir okul görevi de üstleniyor. Özellikle yazma yolunun başında, heyecan ve tedirginlikle kendine tutunacak bir dal arayan yazar adayları için. Birçok kişi kendi kendine bir şeyler yazar ama çok azımızın bunları başkalarıyla paylaşacak cesareti vardır. Peki, yazılanların gerçekten edebî değerinin olup olmadığını kim belirleyecek? Aile, eş dost, okul çevresi dışına çıktığımızda kimden görüş alacağız? İşte bu noktada devreye dergiler giriyor. Genelde metinlerin ret ve kabulüne dair açıklayıcı gerekçeler yazılmasa da bizatihi reddedilmek veya kabul edilmek bir kıstas oluyor yazar adayı için. Yazdıklarının kabul görüp görmemesi, başlı başına bir değerlendirme göstergesi sayılıyor. Bu noktada dergi ekibinin edebî ve sanatsal zevklerinin kamilen oturmuş ve incelmiş olması önemli bir kriter olmalı. Zira metni seçerken gösterilen hassasiyetin ölçüsü derginin niteliğini de doğrudan etkiliyor. Bundan ötürü her kabul başarıyı göstermeyeceği gibi her ret de başarısızlık sayılmamalı.

Dergi bir okulsa dergi bürolarında gerçekleştirilen sohbet ve toplantılar ise bir akademidir diyebiliriz. Buralar, ustalarla amatörleri birleştiren, tecrübeli edebiyatçılarla yazma heveslilerini bir araya getiren birer laboratuvar gibidir. Buralara devam etmek, edebiyatın nabzını tutmak adına yazar adayı için ufuk açıcı olur. Sohbetlerde bahsi geçen kitaplar, adı anılan diğer dergiler, son zamanların dikkat çeken isim ve çalışmaları edebiyat kültürünün oluşmasında faydalıdır. İşte bu kültürel ortam, kendiliğinden bir edebiyat mahfili hâline getirir dergi bürolarını. Bu mahfiller de belki bir anda değil ama zaman içinde edebiyatı, kültürü, sanat hayatını şekillendirir. Ben dergilerin bu becerisini, insanları toplama ve belli bir düşünce etrafında kanalize etme kuvvetini kültür dünyamızın sağlıklı işleyişi adına çok faydalı buluyorum. Kültür ve edebiyat işleri biraz da mahfil işidir çünkü. Yazarların, şairlerin, edebiyatçıların bir araya gelmeleri, fikir alışverişi yapmaları, aynı havayı solumaları gerekir ki yazma ceht ve gayretlerini diri tutabilsinler.

Dergicilik bahsinde günümüzün dijital imkânlarıyla yayına başlayan ve devam eden dijital dergilerden de söz etmek elzem. Teknolojinin getirdiği kolaylıklardan biridir dijital yayıncılık. Özellikle sosyal medya aracılığıyla artık aynı şeylere ilgi duyan insanların bir araya gelmesi son derece sıradanlaştı. Ortak zevk ve beklentileri olan kişiler hızla bir araya gelip dergi çıkarma fikri etrafında birleşebiliyor. Kâğıda bağımlılığın azalması, farklı platform ve araçlarla yayın yapabilme fırsatı, dizgi ve tasarım gibi süreçlerin artık teknik bilgi ve uzun tecrübe gerektirmemesi, dijital materyalin mekândan bağımsız bir şekilde hızla ve her yere dağıtımının yapılabilmesi gibi noktalar birçok kişiyi bu mecraya çekiyor. Tabii konvensiyonel medyanın güç kaybediyor oluşu, dijital platformlarının önünün açık olmasının da bunda etkisi var. Kusurlarına, eksiklerine ve nitelik sorunlarına karşın dijital dergiciliğin hızla geliştiğini de göz önünde bulundurmalıyız.

Dergi okumak hem bilinç hem kültür meselesi. Yazan insanlar edebiyatın nabzını tutmak, günceli takip etmek için mecburen dergileri izliyor. Böyle bir mecburiyeti olmasa da büyük bir bilinçle sevdikleri yazarları dergilerden okuyan okurları unutmamak lazım. Bilhassa aktüel dergiler gündemlerine taşıdıkları konularla okurlarını bilinçlendiriyor, onlara yeni ve farklı bakış açıları kazandırıyor. Yeni insanlara ulaşmak, takipçilerin kapılarını çalmak, dünyanın dört bir yanından okurlarla aynı noktada buluşmak bakımından dergiler okuma kültürümüzde önemli bir karşılık buluyor.