SIHHAT

Mehmet AYCI

Sağlığımız yerinde, sıhhatimiz değil.
Sağlımız sıhhatimizden günden güne ayrılıp uzaklaşıyor, unutulan kelimeler ülkesine doğru yol alıyor.
“Sağlığın sıhhatin nasıl?” diye sorulmuyor artık, “İyi misin?” demek kâfi görülüyor.
Sıhhat kelimesinin aramızdan ayrılmasına, sağlığımızdan başka üzülen yok gibi… O da sessiz sedasız yaşıyor ayrılık acısını…
Üzülmekte haklı… Sen bunca yıldır ayrılmaz ikili olarak dillerde dolaş, birlikte “sağlık”, “afiyet”, “sıhhat” ve “esenlik” dağıt, ardından “kırk yıllık dostun” seni terk edip olanca sağlık yükünü senin omzuna yükleyerek çekip gitsin; olacak iş değil! Aynı ana babadan olması gerekmiyor; sıhhat, sağlığın en sevdiği kardeşiydi.
Artık “sıhhatli” değiliz, sadece sağlıklıyız.
Eskiden “sıhhat-name” diye bir edebî tür de vardı; o daha erken kayboldu gitti.
Sıhhiye’den geçiyoruz, sıhhatle “sıhhiye” arasında “sağlıklı” bir bağ kurabilecek köprüleri çoktan attığımızda oranın neden o adı taşıdığını bilmiyoruz.
Eskiden orduda sıhhiye taburları vardı.
Anadolu’da askerliğini “sıhhiyeci / sıhhiye eri” olarak, hele hele “sıhhiye çavuşu” olarak yapanların doktor gibi itibarları olurdu. “Sağ ol evladım.” diye ömürleri boyunca dua alan bu kuşak da aramızdan ayrıldı.
Berberde tıraş olurken, yeni tıraşlıyken, birilerinin bize “saatler olsun” demesinin, saatle ilgisinin olmadığını bilenlerimiz bir avuç. Şükür, söylenişi değişse de her tıraş olduğumuzda bize bir “sıhhatler” oluyor.
Dünyanın en büyük şairlerinden ve liderlerinden Kanuni’nin o meşhur beyti bir zamanlar atasözü gibi herkesin dilindeydi. Sıhhatin kıymetinin bilinmesinin ne büyük göstergesi!
Şimdi ise “Yeryüzünde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” mısralarını anlamak için sözlüğe bakmamız ne kadar sıhhatsiz!
Bir nefes sıhhat! Sen ne büyük devletsin!