SESTİR RADYO

Mustafa BAŞPINAR

O ahşap kutudan mı yoksa başka bir yerden mi geldiğini bir türlü anlayamadığım sestir radyo benim için. O sesi sevdim ve bu sebeple ömrümün her döneminde radyom hep oldu. İlki çok eskilerde, sanırım dört yahut beş yaşlarında olmalıyım. Bahçemizde erik dalında asılmış bir radyo idi. Ona ne oldu bilmiyorum. Ama ondan zihnimde kalan bir ses ve görüntü var: Bahçedeyiz yine. Bahar olmalı. Güneş yakmıyor, tatlı tatlı ısıtıyor. Toprak çıplak. Erik dalındaki radyodan neşeli sesler geliyor. Benden büyük bir kız ortada oynuyor. Ninem ve dedem ona alkışlarıyla eşlik ediyorlar. O kız kim? En küçük halam mı yoksa başka biri mi hatırlamıyorum. Radyodan kulağıma değen sesin sahibi bir kadındı ama kimdi?

Sonra unutamadığım ilkokul yıllarım. Babamın amcasının oğlu Kaya emmimle Beşiktaş maçlarını soluksuz dinlediğimiz günler. Cuma günleri maç olursa sınıf bana dar gelirdi. İlk fırsatta soluğu Kaya emmilerde alırdım. Divanın başında duran büyük radyonun üzerindeki dantelli örtü çoktan indirilmiş, ibre ayarlanmış olurdu. Maç başlamıştı elbette. Gol atınca nasıl keyiflenirdim. Sevinçten kanatlanırdım âdeta. Kaya emmim radyoya hep yakın oturur ve bizim takım gol atmışsa radyonun sesini yükseltirdi.

Ortaokul ve lise yıllarımı içine alan ışıksız, radyosuz, televizyonsuz, sokaksız yıllar. Üniversite yıllarımda radyo öğrenci evimizin baş tacı idi. Sonraki yıllarımda da öyle oldu. Şimdi de. Radyomuz mutfakta, mutfağa kim önce girmişse önce radyoya uzanır. Tatillerde kahvaltılarda, diğer günlerde bilhassa akşam yemeklerinde radyomuz hep bize eşlik eder.

Radyo, hayatımda bu kadar yer kaplayınca ister istemez öykülerime de girdi. Mesela ikinci öykü kitabımda “Yaralarınız İyileşti mi?" öykümde kahramanın Taşhan’da babasına ait kitabevinde bir radyo vardır. Şöyledir o satırlar: “Babamın TRT’den kazandığı küçük ahşap radyosu açıktı. Daha doğrusu hep açık olurdu. Besmele çekip dükkâna giren babam ilk iş olarak radyonun düğmesini çevirirdi. ’Ses olsun içeride. İnsan sesi.’ derdi. İşte ben radyondan yayılan sese tutkunum, insan sesine. Ahenkli, samimi, içten..."