SEMRA ATA İLE
GELENEKSEL İSLAM SANATLARI ÜZERİNE…
Söyleşi: Mahir KILINÇ
Sanat hakkında pek çok tanımlar yapılır ki bunlardan biri de Halil Cibran’ın “Sanat, doğanın sonsuzluğa doğru bir adımıdır.” sözüdür. Yıllardır geleneksel İslam sanatlarıyla uğraşan biri olarak sizin sanat hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Sanata tarih boyunca farklı anlamlar verildiğini görüyoruz. Bunun yanında her bir dalından bakarak da sanata farklı anlamlar yüklemek mümkün. Ben sanatı, aklıselimin kalbiselimle ahenkle buluştuğunda ortaya çıkan zevkiselimin tezahürleri olarak değerlendirilebileceğini düşünüyorum. Sanat, Yüce Allah’ın insana lütfettiği sayısız yeteneklerin çeşitli vesilelerle ortaya çıkması ve artık görünebilir, duyulabilir, dokunulabilir olmasıdır.
Bazen bir hobi olarak başlayan sanat, bir yaşam biçimi ve disiplinine dönüşebiliyor. Sizin sanata ilginiz ne şekilde başladı ve nasıl devam etti?
Sanatla uğraş, sıradan bir hobi olarak başlayabilir. İlgi alanı olarak seçilen sanatın bir dalıyla aranızdaki bağ giderek güçlendiğinde ve artık o sanat dalında çalışmadan yapamaz hâle geldiğinizde onun bir hobi olması geçmişte kalan ve adı konmamış bir duygu hâli olabilir.
Yıllar önce çok farklı el sanatları ile uğraştım. Bugün diyebilirim ki “Onlar birer hobi idi.” Ama hobi de olsa onların her birinden elde ettiğim nice deneyimler var. Neredeyse çeyrek asırdır tezhip sanatıyla yol yürüyorum. Tezhipte aldığım mesafede önceki deneyimlerin katkısını asla göz ardı edemem. Arayış tabii bir süreçtir. Bu da denemeyi gerektirir, işte bu deneme sürecinde hangi sanat dalında kendinizi ifade etme imkânını elde ederseniz o sizin için artık bir “karar verme durağı” olabilir.
Hiç şüphesiz sanat ve ruh birbirlerine nüfuz ederek gelişen iki unsur olarak karşımıza çıkar. Siz, sanat ve ruh arasındaki ilişki hakkında neler söylemek istersiniz?
Sanatta alınan mesafeler o nispette ruha ve ruh hâlinize bir şekilde yansır. Bu süreç zamanla sanatçıyı hem bedenen hem de ruhen kuşatır. Zaten ruh ve bedenin aynı düzlemde doğru ve olumlu bir şekilde buluşması, insanın kendisiyle çevresiyle barışık olması hâlidir. İşin içinde ruh olmazsa o işte çok şeyin eksik olduğu hemen göze çarpar. Esas olan o ahenge ulaşmaktır. Sanatçının en verimli olduğu dönem, ruh ve beden iş birliği ile ulaşılan dönemdir.
Bu sorunuza başka bir açıdan bakarsak konuyu belki daha açık ifade edebiliriz: Sanatla uğraşmak sabır ve emek ister, sanat aceleye gelmez. Sabretmeyi, yeteneklerinizi size bahşedene şükretmeyi öğrendiğinizde gönül dünyanız rahatlar, huzur duyarsınız. Dışarıdan bakıldığında yapılması çok ama çok zor gibi görünen detaylarda boğulup kalmaz, bir şekilde engellerin üstesinden gelmeye başlarsınız. Dünyanın koşturmacasından, debdebesinden arınır; varlık sebebinizi keşfe doğru yolculuk yaparsınız. Bu da sizi olabilecek stresten, tüm olumsuzluklardan korur. Ruhunuz arınır, dinlenir.
Klasik Türk İslam sanatlarından hüsnühat, tezhip, minyatür ve ebru gibi pek çok türle meşgul olan bir sanatçı olarak İslam ile sanat ilişkisini nasıl yorumluyorsunuz?
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de çevremizde bulunan her şeyin nasıl bir ahenk içinde olduğu üzerine bizleri ibret nazarıyla bakmaya davet eder. Defalarca da baksa kusur bulamamaktan yorgun düşecek gözlerden söz eder. Bu anlamda kâinat muhteşem bir sanat eseri. İnsanoğlu böylesi bir bilinçle kendisine dönüp bir baksa yaratılıştaki ihtişam karşısında doğrudan secdeye gider.
Tüm bu saydığınız geleneksel İslam sanatlarının her bir örneği, her bir türü o muhteşem ilahi sanatın birer parçasıdır denilebilir. Ben de hüsnühat, tezhip, minyatür, ebru, cilt, geometri, kâğıt restorasyon ve konservasyon eğitimleri aldım. Tabii yaptığınız eserlerin tezyinatı, çalıştığınız eserdeki hat ve onun anlamı sizi kuşatır, ona uygun bir edebe davet eder.
Bu alanda beni etkileyen bir örnek vermem gerekirse ecdadımız kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim hattında “lal mürekkebi”ni, bir canlının öldürülmesiyle elde edildiği için kullanmamıştır. Bundan elde edilecek malzemenin kalitesi ne kadar iyi olursa olsun canlıya zarar vermemek adına buna tevessül edilmemiş. Çevre duyarlılığının güzel bir örneği.
Türk süsleme sanatlarından icra ettiğiniz türler arasında sizin gönlünüzde hangi tür neye karşılık gelmektedir ve sizin için hangi tür daha ayrıcalıklıdır?
Geleneksel İslam sanatlarından hüsnühat, tezhip, minyatür, ebru, cilt, geometri, kâğıt restorasyon ve konservasyon başlığı altında icra etmeye çalıştığımız sanat dalları ayrı ayrı birer sanat dalı olarak ifade edilmelerine rağmen esasen bir bütünü oluşturan parçalar olarak da değerlendirilebilir. Bunlar birbirinden uzak değil, aslında doğru ölçeklerle birbirini tamamlayan unsurlar. Bir tek sanat eserinde bu saymaya çalıştığımız sanat dallarını birlikte ifade etmek mümkün. Âdeta bu bize, kâinattaki varlıklar tek tek de güzeldir, bir araya gelerek de insanı hayran bırakan o muhteşem güzelliği ve ahengi oluşturur mesajını verirler. Tabii görebilene, hissedebilene…
Bu sanat dallarından hangisinin neye karşılık geldiğini ifade etmek oldukça zor ve izafi bir durumdur. Ama her bir sanat dalının aslına uygun icra edilmesi, insanın Yüce Yaradan’ın karşısında kendi acziyetini idrak ederek O’nun lütfettiği yeteneği doğru yerde, doğru ölçüde kullanmasıdır denilebilir. Çünkü sanat bir anlamda insanın öncelikle kendini keşfetmesidir. Bu keşif sanatçının adım adım dış dünyaya, oradan tekrar kendi iç dünyasına, deruni âleme gidiş gelişleridir…
Bir başka açıdan bakıldığında sanat, bir anlamda irşattır; zevkiselime, hakikate davettir. Malum irşat çok çeşitlidir ama bir üst bakışla ele alındığında yani büyük fotoğrafa bakıldığında her şey O’nu zikrediyor. Bu açıdan sanat bir anlamda sanatçının zikridir!
Türk süsleme sanatlarının özellikle de yeni kuşaklarca tanınması ve sevilmesine yönelik çeşitli etkinlikler yapıyorsunuz. Bunlardan kısaca bahsedebilir misiniz?
TDV Kadın Aile ve Gençlik Merkezi (KAGEM) bünyesinde yıllardır tezhip dersleri veriyorum. Son altı yıldır da Ulus İlk Meclis Anadolu İmam Hatip ve Güzel Sanatlar Lisesinde geleceğimiz olan yetenekli gençlere tezhip dersleri konusunda rehberlik etmeye çalışıyorum.
Derslerimizde İslam sanatlarının geçmişten günümüze kadar gelen tarihî süreci, usulü, adabı ve kültürünü de aktarmaya çalışıyoruz. Şüphesiz içerisinde yaşadığımız dönemi doğru yansıtacak ve gençlerin geçmişle bugün arasında bağ kurabilmelerini sağlayacak süreçler içerisinde yolculuk yapmaya çalışıyoruz.
Gençlerimiz bu konuda çok ilgili ve duyarlı. Geçtiğimiz günlerde Filistin için bir sergi hazırladık. Hemen her kesimden yüksek bir ilgi gördü. Gazze’de yaşanan zulümleri eserlerimize yansıtmaya, hissiyatımızı sanatla ifadeye çalıştık. Üzülmekle kalmadık, bir adım öne çıkıp gençlerimizin gözüyle Gazze’de yaşanan dramla ilgili hem bugün hem de gelecek için ümit ışığı yakmaya çalıştık. Unutmamak ve unutturmamak adına tarihe not düştük. Hem fiilî hem de kavlî dualarımızla mazlum kardeşlerimizin yanında yer aldık. Sadece bu sergide görev almanın bile öğrencilerimizin eğitimine önemli bir katkı sağladığını düşünüyorum.
Sizce sanatın bireye ya da topluma dönük katkıları nelerdir?
Sanat; sabrı, disiplinli çalışmayı, araştırma yapmayı, görmeyi, hissetmeyi, paylaşmayı, duyarlı olmayı sağlıyor. Sanatta aldığınız mesafeyle doğru orantılı olarak gördüğünüz her şeyde bir sanat olduğunu keşfediyorsunuz.
Sanat, vaktinizi daha iyi değerlendirmenizi sağlıyor; zamanın çok sınırlı ve kıymetli olduğunu anlamaya başlıyorsunuz. Üretmenin, paylaşmanın aynı zamanda keyfini de yaşıyorsunuz. Gelişigüzel bir hayat tarzından düzenli, disiplinli, planlı yaşama geçiş yapıyorsunuz. Dolayısıyla çevrenizdeki insanlarla olan diyaloğunuz, paylaşımlarınız, konuşmalarınız daha bir düzeyli hâle geliyor.
Dedikodudan uzak bir hayat yaşıyorsunuz. Bu anlamda sanatın önemli kazanımlardan biri de gönül dünyanızda yaşadığınız manevi huzurdur.
Son olarak toplumumuzun ve bilhassa da gençlerin klasik Türk İslam sanatlarına daha fazla teveccüh gösterdiğini gözlemliyoruz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Klasik Türk İslam sanatlarına ilgi duyanlara ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Son zamanlarda gençler başta olmak üzere hemen her yaştan insanın sanata karşı görülür bir ilgisi var. Özellikle pandemi döneminde sanatla uğraşanların o zor süreci daha rahat geçirdiklerine şahit olduk.
Bu sanatlara olan ilginin ülkemizde giderek yaygınlaştığını, insanların bu konuda duyarlılığının arttığını, kendi değerleriyle buluşma imkânlarının oluştuğunu görüyorum. Özellikle gençlerin ilgilerinin artması çok önemli ve ümit verici. Bu da doğrusu beni sevindiriyor. Yeni yeni yetenekler aramıza katılıyor. Belki burada bir şeye işaret etmek yerinde olacaktır. Geleneksel süsleme sanatlarımızın kendine has özelliklerini korumak durumundayız. İlgiyi artırırken kaliteden, bu sanatların kendine has özelliklerinden ödün verilmemelidir. Rehber öğreticilere bu konuda önemli sorumluluklar düşmektedir. Şüphesiz öğrenme süreçlerini doğru yaşamış, işinin ehli hocalarımızın artması da güzel, onlarla daha iyiye gidebileceğimize inanıyorum.
Gelenek içerisinde gelişim denilebilecek bir usul ve üslupla çalışmalar yapılması hâlinde tarih boyunca süregelen sanat mirasına, günümüzün gelişen imkânlarıyla her biri özgün yeni halkalar ekleyebiliriz.
Doğru zeminde, doğru usullerle yürütülen sanat eğitimi beraberinde değerler eğitimini de besler. Bu da bir taraftan sanatta mesafe almamızı sağlarken aynı zamanda değerlerimizi içselleştirmemize de katkı sunar. Malumunuz günümüzde bu kavramların çoğu örselendi. Modern adını verdikleri hayat biçimi bizi biz eden değerlerin çoğunu ters yüz etti. Sadece bu açıdan bakıldığında bile geleneksel süsleme sanatlarıyla meşgul olmanın, değerlerimizi yaşatmaya ve özümüzü korumaya katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz.
ÖZ GEÇMİŞ
Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Aile ve Gençlik Hizmetleri Müdürlüğünde (KAGEM) sanat koordinatörü-sanat eğitmeni görevini yürüten Semra Ata, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde açılmış olan Türk süsleme sanatları kurslarında, Mehmet Memiş ve Doğan Çilingir’den hüsnühat, Ferhan Şenol ve Memnune Birkan’dan tezhip, Nurten Ünver’den minyatür, Mehmet Karslı’dan cilt, Salih Elhan’dan ebru dersleri aldı.Tezhip, minyatür ve ebru dalında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı geleneksel Türk süsleme sanatları sanatkârı belgesine sahip olan Ata’nın eserleri, yurt içi ve yurt dışında açılmış kişisel ve karma sergilerde yer aldı.