SELÇUKLULAR VE
SULTAN ALPARSLAN
Dr. Mehmet Fatih BECERİK
Oğuzların Kınık boyuna mensup olan Selçuklular, 11. yüzyılda doğuda Çin sınırlarından başlayarak batıda Akdeniz’e kadar uzanan coğrafyada hükümran olmuş Türk-İslam devletidir. Yaklaşık 300 yıl boyunca devam eden devlet, adını hanedanın kurucusu Selçuk Bey’den alır. Türk tarihinin en önemli devletlerinden biri olan Büyük Selçuklular daha sonra Anadolu, Kirman, Irak ve Suriye Selçukluları olarak dörde ayrılmıştır.
Oğuz Yabgu devletinde önemli bir rolü olan babası Dukak Bey’den sonra ordu komutanlığına kadar yükselen Selçuk Bey, daha sonraları Oğuz Yabgusuyla arası açılması sebebiyle devletin yazlık başşehri Cend’e göç ederek burada beylik kurmuştur. İslamiyetin bölgede hızla yayıldığı bir havzada bulunması sebebiyle beyleriyle ve beraberindeki Türkmenlerle birlikte 960’lı yıllarda İslamiyeti kabul eden Selçuk Bey, böylece içinde bulunduğu sosyal ve siyasal durumu iyi tahlil eden ileri görüşlü bir lider olduğunu göstermiştir.
Samanlılar ve Karahanlılar arasındaki çekişmelerden yararlanarak Samanlılar tarafından resmen tanınan ve onlardan yurt elde edinen Selçuk Bey’in 1007’de vefatıyla devletin başına eski Türk töresine göre oğullarından en büyüğü Arslan, “yabgu” unvanını alarak geçerken yardımcıları ise diğer oğulları Musa İnanç ve Yusuf Yinal olmuştur. Ancak devlet içerisinde ailenin diğer bireyleri yarı bağımsız bir şekilde olmaları sebebiyle Arslan’a bağlı olan yerler Yabgulular, Yusuf Yinal’a bağlı olanlar Yinallılar, genç yaşta şehit düşen diğer kardeş Mikail’in oğulları olan Çağrı ve Tuğrul Beylere bağlı olanlar ise Selçuklular olarak adlandırılmıştır.
Karahanlılar ile Gazneliler, Selçuklular ve Türkmenlerin kendi bölgelerine göç etmelerinden çekinmişler ve onlarla mücadele etmişlerdir. Amcaları Musa İnanç ve Yusuf Yinal’la birlikte Maveraünnehir’e yerleşen Tuğrul ve Çağrı Beyler, burada Karahanlılar ile aynı hanedandan olup Samanlılardan sonra Buhara’da hâkimiyet kuran Ali Tekin’le sorunlar yaşamıştı. Ayrıca amcaları Arslan Yabgu ile aralarının soğuk olması onların daha güvenli bir yurt aramalarına yol açtı. Bu sebeple Tuğrul Bey çöllere giderken Çağrı Bey ise Horasan ve Azerbaycan üzerinden Doğu Anadolu’yu keşfe başladı. Karşısına çıkan Bizans ve Gürcü kuvvetlerini mağlup eden ve kendilerine karşı durabilecek bir güç olmadığını anlayan Çağrı Bey, geldiği rotayı izleyerek Tuğrul Bey’e durumu aktardı. Ancak Arslan Yabgu’nun çevredeki hükümdarların dikkatlerini çekmemelerini istemeleri üzerine Tuğrul ve Çağrı Beyler keşif hareketlerini müsait bir zamana bırakmaya karar verdiler.
Ali Tekin’in Karahanlılar ve Gazneliler tarafından istenmemesi, bu iki devleti ortak harekete sevketti. Karahanlılar Oğuzlar’ı Horasan’a atmak, Gazneliler de Ali Tekin’in müttefiki Arslan Yabgu’yu ortadan kaldırmak istiyordu. Gaznelilerce esir edilen ve bu esnada vefat eden Arslan Yabgu’nun ardından Ali Tekin’le savaşa giren Selçuklular, daha sonra bölgelerine sığındıkları Gaznelilerle savaş yapmak zorunda kaldılar. 1035’te ve 1038’de yapılan savaşlarda Selçuklular Gazneli ordusunu yenip bütün Horasan’ı eline geçirerek yeni bir devletin temellerini attılar. Yapılan kurultayda devletin başkanı seçilen Tuğrul Bey Horasan’ın başşehri Nişabur’u, yardımcılarından Çağrı Bey Merv’i, Musa İnanç ise Serahs’ı aldı. Adına hutbe okutup tahta oturan Tuğrul Bey, Abbasi halifesi tarafından elçi yollanarak tebrik edildi. Ancak toparlanan Gazneliler Nişabur, Merv ve Serahs’i alsa da 22-24 Mayıs 1040'ta yapılan Dandanakan Savaşı sonrasında Selçuklular tarafından tamamen ortadan kaldırıldı. Savaş sonrasında yeniden tahta oturan Tuğrul Bey, civar ülkelere fetihnameler gönderdi. Bu sebeple tarihçilerin bir kısmı için gerçek kuruluş tarihi 1040 olarak kabul edilmektedir.
Selçuklular, kısa sürede Bağdat dışındaki İslam topraklarının hâkimi oldu. Abbasi halifesinin davetiyle 1055’te Bağdat’ı Büveyhilerin elinden alan Tuğrul Bey, halifeliği yeniden ihya etti. İslam âleminin ve halifenin takdirini kazanan Tuğrul Bey, halifeliğe karşı yapılan Fatımî taarruzlarını ortadan kaldırdı. Böylece ülke sınırları Ceyhun'dan Fırat'a kadar genişledi, Anadolu üzerine yapılan akınlarla bölgenin Türk yurdu olması için en önemli adımlar atıldı.
Anadolu’yu Türklere Açan Hakan: Sultan Alparslan (1029-1072)
Küçük yaştan itibaren babası Çağrı Bey’in yanında Karahanlılar ve Gazneliler’e karşı mücadelelerde kendisini gösteren Alparslan, babasının rahatsızlığında ise idareyi ele alarak Gazneli taarruzlarını durdurmasıyla veliaht olarak yönettiği Horasan’da ve hatta bütün Selçuklu ülkesinde büyük bir itibar kazanmıştı. Bu sebeple, Çağrı Bey’in 1059’da vefatıyla Horasan melikliğine itiraz edilmemiş hatta tavırları ve yönetim tarzıyla ileride Selçuklu sultanlığının en güçlü adaylarından olacağı anlaşılmıştı.
Selçuklu tahtına oturan Çağrı Bey’in büyük oğlu Süleyman, kardeşi Alparslan ve amcazadesi Kutalmış tarafından kabul edilmemişti. Saltanatta hak iddia eden şehzadeler arasında çıkan mücadelelerin sonunda Alparslan galip gelmiş ve Selçuklu Devleti’nin Tuğrul Bey’den sonraki hükümdarı olmuştur. Bu durum, ordu içindeki pek çok kumandan ve askeri de memnun etmişti. Rey’de tahta çıkmasından ve adına hutbe okutup sikke kestirmesinden sonra saltanatı, Abbasi Halifesi tarafından da törenlerle tasdik edilmiştir (27 Nisan 1064).
Alparslan, saltanatı boyunca özellikle devletin batı yönüne daha çok önem vermiştir. Öncelikli hedefi batıda fetih, doğuda ise asayiş idi. Bunda babası Çağrı Bey’in Bizans topraklarına yaptığı akınlar esnasında keşfedilen Doğu Anadolu yaylaklarını Türkmenler için en uygun yerleşme alanı olarak görmesinin payı büyüktür. 1064’te Rum gazası adı verilen batı seferine çıktı. Oğlu Melikşah ve veziri Nizamülmülk’ü alarak ordusuyla beraber Rey’den Azerbaycan’a hareket etti. Bölgedeki küçük krallıkları ortadan kaldırdı. Doğu Anadolu'nun kuzeydoğusunda Bizanslıların elinde bulunan bölgenin en muhkem şehri Ani Kalesi'ni 1064'te alarak Kars'a girdi. Ani’nin fethi Türk-İslam dünyasında ve Batı’da büyük yankılara sebep olmuş, Alparslan, Abbasi Halifesi tarafından tebrik edilerek “Ebü’l-feth” lakabı ile taltif edilmiştir.
Saltanatının başlarında (1065) Harizm ve Maveraünnehir bölgesinde fetihler yapan Alparslan, atası Selçuk Beyin mezarının bulunduğu Cend’i, oğlu Melikşah’ın hükmü altında Selçuklular’a bağladı. 1067’de Horasan’a dönüşünde Melikşah’ı veliaht ilan etmesi kardeşi ve Kirman Meliki Kavurd'un isyanına neden olsa da kısa sürede bu isyanı bastırmıştır. Doğu ve Batıda sistemli bir şekilde yapılan bu fetihler ve yine 1067’de Anadolu'da başlatılan akınlar Anadolu’nun fethine kadar devam etmiştir.
Anadolu’nun Kapılarını Türk İslam Dünyasına Açan Zafer: Malazgirt Meydan Savaşı
Anadolu’ya yapılan akınlar Bizanslıları harekete geçirmişti. Bu sırada Bizans’ta imparator olan IV. Romanos Diogenes, akınları durdurmak amacıyla 1068 ve 1069’da Anadolu’da başlattığı karşı harekâta rağmen bir başarı elde edememişti. Ayrıca saraydaki iç çekişmelerle de mücadele etmek durumundaydı. Bu sebeple en güvenilir kumandanlarını ordularının başında çatışmalara gönderiyordu. Bu çatışmalar büyük bir Bizans-Selçuklu savaşına doğru evrilmeye başlarken Alparslan bu sırada güneyde Suriye’de meşguldü ve ayrıca Mısır’daki Şii Fâtımîleri ortadan kaldırmak istiyordu. Şam üzerine yürümeyi planlarken aynı günlerde, Diogenes’in büyük bir ordu ile Anadolu’ya hareketi haberiyle Doğu Anadolu’ya yönelerek Urfa, Diyarbekir ve daha sonra Erzen-Bitlis Boğazı yoluyla Ahlat’a geçti. Bölgede İmparatorun Gürcistan’ı ele geçirmek ve yiyecek temini için gönderdiği kuvvetlerle karşılaşan ve onları mağlup eden Alparslan, sonrasında Ahlat-Malazgirt arasında karargâhını kurdu. Bazı askerleri tepelere yerleştirip ovayı kontrolü altına aldı (24 Ağustos 1071). Arkasından, Bizanslılarla bir meydan muharebesine girişmeye henüz karar vermediğinden görünüşte barış teklifinde bulunmak, gerçekte ise düşmanın durumunu tespit etmek amacıyla İmparatora bir heyet gönderdi. İmparator, Alparslan’ın bu elçilik heyetini reddetmesi üzerine savaşın kaçınılmaz olduğunu gören sultan yaklaşık 50.000 kişilik ordusunu savaş düzenine soktu.
Romanos Diogenes’in takviye güçlerle 200.000 kişiye varan ordusu, o güne kadar görülmemiş teçhizatı, Bizanslılar’ın bütün güçleriyle geldiklerini gösteriyordu. 26 Ağustos 1071 Cuma günü Malazgirt ovasında cereyan eden meydan savaşı gerçekten son sözün söylendiği bir savaş olmuş, öğle vaktinden geceye kadar devam eden bu meydan muharebesinde Bizanslılar ağır bir yenilgiye uğratılmıştır. Sultan Alparslan imparatora bir savaş esiri değil bir konuk hükümdar muamelesi yapmıştı. Bu büyük zafer Türklere Anadolu kapılarını açarak dünya tarihinin de geleceğini belirlemiştir.
Zafer sonrasında, Diogenes ile yapılan antlaşma, onun tahttan indirilmesi sebebiyle uygulanamadı. Bunun üzerine Sultan Alparslan Saltuk, Mengücük, Dânişmend, Dilmaç, Ahlatşah, Yinal, Çubuk ve Artuk Bey başta olmak üzere kumandan ve beylerine emrederek bütün Anadolu'nun fethini istedi. Selçuklular, önemli bir direnişle karşılaşmadan Anadolu içlerine akarak kısa zamanda Ege ve Marmara kıyılarına kadar ilerlemişler ve fethettikleri toprakları vatan edinmişlerdir.
Anadolu’yu kumandanlarına bırakıp çıktığı Maveraünnehr seferinde, 1072 yılında, esir alınan bir kale kumandanı tarafından şehit edilen Sultan Alparslan inancı, heyecanı, disiplini, kararlılığı, cesareti ve adaleti ile temayüz etmiş bir hükümdar olmuştur. Vefatında ise devlet toprakları, doğuda Kaşgar'dan batıda Ege kıyılarına, kuzeyde Hazar’dan güneyde Yemen'e kadar olan bir bölgeye yayılmıştı. Sultan Alparslan'ın özellikle ilme olan katkısı, sünni İslam anlayışının da gelişmesine vesile olmuştur. Nizamiye medreseleri aracılığıyla, Şii Fâtimi ve Bâtinilerin etkileri kırılmış, İslam âlimlerinin ilimlerini ve fikirlerini geniş kitlelere duyurmaları sağlanmıştır.
Tarihte bu ay neler oldu?
Din dersi, ilkokullarda ders programına alındı.
(4 Kasım 1951)
Mustafa Kemal Atatürk vefat etti.
(10 Kasım 1938)
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.
(15 Kasım 1983)
UNESCO kuruldu.
(16 Kasım 1945)
Diyanet Gazetesi’nin ilk sayısı yayımlandı.
(22 Kasım 1968)