SELAM OLSUN

Gülşen ÜNÜVAR

Sevgili can!
Gönlümden gönlüne selam olsun. Aman verir insana selam veren. Selamet bulur selamı alan.* Selamet dileyerek başlamak, temennilerin en durusudur benim nazarımda. Ömrün de gönlün de selamette olsun evlat. Korkuların varsa arınasın, kaygıların varsa kurtulasın, nice zorluklardan geçip selamete kavuşasın, nice dar kapıları açıp nice zor yolları aşasın. Bilirsin selamın erdemi çok ulu. Selamdır insana selametin yolu.* Erdemli bir muhabbetin en güzel ve ilk basamağı değil midir selam? Bir merhaba ile başlamaz mı tüm yolculuklar? Madem öyle, selam olsun evlat! Selam olsun ömrüne, selam olsun gönlüne, yerde biten çiçeğe, gökte parlayan yıldıza, bir ceylanın kalbindeki umuda selam olsun.
Taze söğüt dalından narince bir esinti göndererek başlamak isterim mektubuma. Alır kabul edersen gönül bahçeme yağmurlar yağar, çiçekler açılır, dallarına bülbüller konar. Kuş olur kalemim, bir nefeslik mesafede varır yanına. Irmaklara karışır şu masamda duran mürekkep, akar akar da ilk kıvrımda sana ulaşır. Uzak nedir ki? Bazen dağlar aşırı, bazen kirpik ile gözün ardı. İmkânsız görmeyesin, zihninde büyütmeyesin mesafeleri. Yakın ile uzak arasında ipince bir çizgi vardır, geçebilirsen ne âlâ, geçemezsen geceni gündüzüne katıp yürüsen de bir ömür, varamazsın varacağın yere. Gönül kimi severse, dilerse bakın. Nice uzak yer olsa da olur yakın.* Gönüller bir evlat, hangi mesafe engel koyabilir ki muhabbetimize? Gönüller bir, niyetler bir, yol bir.
Velev ki çizgiden çok uzaksın, ne geçmek ne de kalmak istiyorsun yanında yöresinde. Gönlün yanaşmıyor bir çift muhabbete. Kalemin yazmaz, dilin söylemez, mürekkebin akmaz oluyor. Olmaz deme, olur evlat. Sen niyet alsan da kalem gönülsüz olunca yazmaz, oynamaz, karalamaz. Saatlerce yürüsen de varamazsın varacağın yere, seslensen sesin rüzgârlara karışır da ulaşamaz gitmesi gereken kulağa. Bir kurşun çalımı mesafe, olur sana dağlar ardı, umman boyu, denizler aşırı. Gönülsüz nereye doğru atılsa ayak. O yer nice yakın olsa da olur uzak.* Ben derim ki yazık etme adımlarına. Niyetini halis tut ama yine de çok zorlama. Ne sen yorul ne de gönlün yorulsun. Gönülsüz yenen aş, ne karın ağrıtsın ne de baş.
Görüyor musun evlat, bir selam bizi ta nerelerden tuttu da nerelere getirdi. Böyledir bu dünyanın hâli, bir kelime ile başlar her şey, nasıl devam edeceği de bizim elimizde. Güler yüz tatlı dil var ise doyulmaz sohbete. Gönülsüz girişilmişse herhangi bir işe, ne yüzün güler, ne dilin söyler.
Gel biz kendi hasbihâlimize dönelim; yazalım, diyelim, söyleyelim. Gönlüm ferah, nice uzakları yakın etmişim zira kendime. Kalemim yazar, elim tutar, dilim söyler, mürekkebim damlar. Sana nice diyeceklerim var, yüreğimde kaynar da kaynar. Sen buna ister içini dökmek de istersen öğüt! Ha öyle herkese verilmez öğüt, bir isteyeni, bir gönüllüsü olur onun. Sen bakınca gözünden anlarsın öğüdün gideceği güzergâhı. Yanlış adreslerde heder olmaz böylece, ne söyleyenin sözü boşa gider, ne de öğüdün izzeti incinir, denk olan, dengini bilir. Öyle her kapak her tencereye uymaz, her tokmak davula aynı vurmaz. Diyelim ki uydu, diyelim ki vurdu, bil ki aynı makamda aynı ses çıkmaz. Denk diyorum ey can! Dengini buldu mu güllük gülistanlık olur insan. Söylenen her söz anlamına kavuşur, çıkılan yollar nerede olursa olsun bir noktada buluşur. Yarenle atılan taşlar, bir yerde toplanır. Ayrı gayrı yaşanmaz, huyunu suyunu bildiğinle yola çıkmak seni yormaz. Sana denk arkadaşlarınla görüş, konuş. Katıl, karıl, onlarla yap alışveriş.* Hâl böyle olunca ne yükün sana yük gelir, ne de dert üstüne dert biner. Dengini aramak kaygısına düşmez isen vay ki vay; kelamı, kalemi, öğüdü, mürekkebi yok say. Emekler heba oldu, kürekler boşa çekildi, akıntıya karşı yüzüldü demektir bu.
Sana güvenir, sana inanırım evlat! Dengini bulunca nasıl da anlam kazandığını cümlelerin, nasıl da tam yerine gittiğini öğütlerin bilecek ve anlayacak fıtrattasın sen. Kalemimden dökülen gümüş rengi cümlelerin, senin kulağından girip de dimağında altına dönüştüğünü bilir ve de sezerim. Öyle haybeye değildir yani bu çabam, gayretim, emeğim. İlmime denk ilmi olanladır muhabbetim, sohbetim, nasihatim. Gerisi, ağaç dalının en ucundaki tomurcuk. Unutmayasın ki o ağacın kökünden yürüyecek tomurcuklara su. Kök ne kadar kuvvetli olursa, o kadar direngen, o kadar berekete gebedir meyve.
Bu silsile sanma ki bir gün son bulur. Benden sana, senden bir başkasına, böyle böyle devir daim eder sözler, kendi kendini besler gelenek, çoğalır, güçlenir kökler. Kökün gücü tomurcuğu besler. Gün olur sen de bir başkasının sesine ses verirken bulursun kendini. Çığlığa çığlık, fısıltıya fısıltı, suskunluğa suskunluk mesela. Karşıdan gelecek habere göre tavır takınırsın; güçlüye güçlü, zayıfa zayıf, bilgiliye bilgili, görgülüye görgülü, saygılıya saygılı. Sesine ses verenleri hiçbir vakit hafife alma. Kaya yankısından aşağı kalma.*
Diyeceklerim sana bunlardır evlat. Seni yormak ve dahi başını ağrıtmak istemem. Güzel gönlüne aynı güzellikte cümle fideleri ekme gayesindeyim. Bilirim ki sen de gönül rızası ile can suyu verirsin o körpelere.
Dilerim ki gönlüne gam değmesin, hiçbir yel seni incitmesi. Selametle…
*Kutadgu Bilig