ŞEHİR
Serkan ÜSTÜNER
Şehir, insanla var olan ve insanla varlığını sürdüren ve sürdürecek olan bir mekândır. Bu mekân, tarihî süreç içinde insana olan bağlılığından dolayı medeniyet üreten bir hüviyete dönüşür. İnsanın tekâmülü ile mekân ve şehir arasında doğru bir önerme vardır. Bu yüzden de insan ile olan ilişkisinden ötürü şehir hep canlıdır. Şehirler insanoğlunu var eden, şekillendiren ve ona ruh veren yapılardır. Önce insan bir şehir kurar sonra şehir insanı yetiştirir, büyütür. Karşılıklı olarak birbirini besleyen bir durumdur bu. Çocuk-anne-baba ilişkisine benzer. Çocukken anne babaya ihtiyacı olan çocuk, ebeveynlerinin yaşlılığında kendisi koruyucu durumuna geçer. Şehirler de ilk kurulurken insanla var olur. Yüzyıllar sonra bu birikimi yeni insanlara aktarır.
Bacon’ın ifadesiyle evreni sınırsız bir kaynak olarak görerek mücadele, müdahale ve dönüştürme kavramları çerçevesinde âdeta doğayı yıkıma uğratarak kurulan şehirler bulunur. Bununla birlikte evreni bir emanet olarak algılayarak doğayla mücadele etmek yerine kaynakların sürdürülebilir bir biçimde değiş tokuş edilmesine ve gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde aktarılmasına imkân sağlayan bir anlayış çerçevesinde oluşturulan şehirler de vardır. Biz elbette Yesrib’i Medine’ye dönüştüren bir anlayıştan geldiğimiz için her gittiğimiz yeri de mamur eylemişiz. Endülüs’te, Yukarı Azerbaycan’da, İstanbul’da, İsfahan’da, Merv ve dahi birçok şehir buna şahitlik etmiştir. İbn Haldun’un şehir, kültür ve medeniyet ilişkisini anlamlandırma düşünceleri, şehir ve medeniyet algısına önemli katkılar sağlamıştır. İbn Haldun, bir şehrin yaşanmaya değer bir beldeye dönüştürülebilmesini, sakinlerinin kendilerine bir misyon biçmelerine ve sahip oldukları değerler ile hayata müdahale etme iradesini göstermelerine bağlamaktadır. İşte bizler de bu nazardan şehirlere bakmışızdır. Benim şehrime gelince belki de çoğu şeyi kendisine borçlu olduğum İstanbul’u yazmam gerekti bu yazıya. Kavafis’in dediğine hep katılmışımdır.
“Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın./ Bu şehir arkandan gelecektir.”
İstanbul dünyanın neresine gidersem gideyim hep arkamdan gelmiştir. Bir gün ayrı kalsam bir bebeğin anne hasreti gibi içime bir ayrılık acısı çöker. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şehirleri, Yahya Kemal’in şehri vardır. Itrî’nin ve Dede Efendi’nin şehri de İstanbul’dur. Huzur’da Mümtaz ve Nuran’ın da şehridir İstanbul. Şehir benim için İstanbul olarak kaldı. Herkesin şehrinde ona bir maşuk gibi bakmasıyla şehirlerimiz de hak ettiği yeri alacağına inanlardanım vesselam.