SEBE MELİKESİ BELKIS
Aynur YAŞAR
Ankara İl Müftü Yardımcısı
Ahd-i Atik’te ve Kur’an’ı Kerim’de (Neml, 27/20-44) adı zikredilmeden bahsi geçen melikedir Belkıs. İlahi kitaplarda verilmeyen adı Arap kaynaklarına göre Belkıs bint el-Hedaid, bir Habeş efsanesine göre ise Makeda’dır (DİA, “Belkıs” V, 420 ). Kur’an-ı Kerim, Melike’yi, Hz. Süleyman (a.s.) döneminde, onun tebliğinden bahsederken anlatır. Belkıs,“...Bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver.” (Sâd, 38/35) diye dua eden Hz. Süleyman’ın çağdaşıdır.
Hz. Süleyman, kendisine bahşedilen nimetleri zikrederken ilmini; cinler, insanlar ve kuşlardan oluşan ordusunu ve kendisine kuş dilinin öğretilmesini söyler. Bütün bu nimetlere karşı tavrı ise nimetin kendisine Rabbinden gelen bir lütuf olduğunu bilmesidir (Neml, 27/16). O, Allah’a şükreden, nimetin ve zenginliğin şımartmadığı bir kul peygamberdir.
Hz. Süleyman, ordularını teftiş ederken Hüdhüd’ün olmadığını fark eder. Bunca büyük orduda bir askerin (Hüdhüd) kaybolmasının farkına varabilmesi onun dikkati ve devlet idaresindeki hassasiyetindendir. Hz. Süleyman’a Sebe melikesinin haberini Hüdhüd getirir: “Gerçekten, onlara (Sebelilere) hükümdarlık eden, kendisine her şey verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadınla karşılaştım. Onun ve kavminin, Allah’ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için doğru yolu bulamıyorlar.” (Neml, 27/23-24) Bu, Hz. Süleyman’ın Sebe melikesinden ilk haberdar oluşudur. Bundan önce ne bir temas ne de bir düşmanlık zikredilir Kur’an’da. Gelen haberci, Allah’a karşı büyüklenen, tevhit inancından sapmış bir kavmin haberini vermektedir. İlim ve hikmet sahibi Hz. Süleyman’ı ilgilendiren ise Belkıs’ın saltanatı değil, güneşe tapan, Hak’tan hakikatten uzak bir kavim olmasıdır. Hz. Süleyman, böyle bir iddianın tek bir haberle kabul edilemeyeceğini bildiğinden hemen haberin araştırılmasını ister.
Hz. Süleyman, Melike’ye Hüdhüd aracılığı ile bir mektup gönderir. İşte hakikat karşısındaki ilk sarsılma böyle yaşanır. Çünkü mektup Hz. Süleyman’dandır ve “besmele” ile başlar. Besmele ise mektubun sadece siyasi değil, dinî olduğunu da gösterir. Yüzyıllar öncesinde, kendi seyrinde giden bir hayat, bir mektupla değişecektir.
Kur’an-ı Kerim bundan sonrasını Sebe melikesinin dilinden anlatır: “Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı. Mektup Süleyman’dandır, rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla (başlamakta)dır. Bana başkaldırmayın, teslimiyet gösterip bana gelin, diye (yazmaktadır). Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir verin (bilirsiniz) siz yanımda olmadan (size danışmadan) hiçbir işi kestirip atmam.” (Neml, 27/29-32)
Kur’an bize adil bir devlet reisi olarak tanıtır Melike’yi. Zira böyle önemli bir konuda yapmış olduğu ilk şey devlet ricali ile istişaredir. Melike temkinlidir ve gönderdiği hediyelerle uzaklardan gelen mektuba cevap verir. Hz. Süleyman hediyeyi kabul ederse demek ki iş dünyevi değerlerle çözülebilir. Şayet hediye kabul edilmezse, o zaman yeryüzündeki hiçbir değerin kâr etmeyeceği anlaşılır.
Allah’ın rızasını ve rahmetini, hiçbir maddi menfaate tercih etmeyen tüm peygamberler gibi Hz. Süleyman da Sebe melikesi Belkıs’ın hediyelerini geri çevirir ve elçileri vasıtasıyla ona ne kadar kararlı ve Allah’a bağlı olduğunu gösteren şöyle bir haber gönderir: “Siz beni mal ile desteklemek (ve böylece etkilemek) mi istiyorsunuz? Yoksa Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır. Fakat hediyenizle ancak siz sevinirsiniz. (Ey elçi!) Onlara dön; iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları muhakkak surette hor ve hakir hâlde oradan çıkarırız!” (Neml, 27/36-37; Hadislerle İslam, VI, 86) Hz. Süleyman onların, hediyelerine güvendiklerini anlamış ve malın kendisi katında hiçbir değeri olmadığını ifade etmiştir.
Belkıs yeniden sarsılır: Paha biçilmez hediyelere ihtiyacı olmayan bu Melik, gerçekte neyin zenginidir? Bu gücü ve zenginliği kimden almaktadır?
Hz. Süleyman elçiler geri döndükten sonra, Sebe melikesi ve halkı teslimiyet içinde gelmeden önce, tevhide davetinin tesirini artırmak, Allah’ın büyüklüğünü ve insanoğlunun acziyetini anlatmak için bazı hazırlıklar yaptırır. Allah’ın tedbiri ve emri ile başkasının gücünün yetemeyeceği hadiseler cereyan eder. Kur’an-ı Kerim’de bu husus şöyle zikredilir: “Süleyman, Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmadan önce hanginiz bana onun (kraliçenin) tahtını getirebilir? Cinlerden bir ifrit, ‘Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim.’ dedi. Kitaptan bilgisi olan biri, ‘Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm.’, dedi.” (Neml, 27/38-40) Hz. Süleyman melikenin tahtını yanı başında görünce bunun bir imtihan olduğunu anlar ve kendisine verilen nimete şükür ile karşılık verir.
Belkıs ve halkı Hz. Süleyman’ın yanına geldiğinde, dünyevi gücünü ve saltanatını simgeleyen tahtını, üzerinde birtakım değişiklikler yapılmış olarak Hz. Süleyman’ın yanında bulur. Bu kendi maddi gücüne karşı güvenini bir kez daha sarsar. “Senin tahtın da böyle mi?” diye sorulduğunda, ancak “Tıpkı o!” (Neml, 27/42) diye cevap verebilir.
Allah’tan başka şeylere tapan Melike’nin bu silkiniş ve uyanış serüveni, Hz. Süleyman’ın yanında, billurdan yapılmış, şeffaf bir zemini olan “Köşke gir.” hitabıyla sona erer. Zira sarayın tabanının su olduğunu zannetmesi, tıpkı tahtının değişime uğraması gibi Melike’nin kendine ve ihtişamına güvenini zayıflatmak, onu büyük bir manevi değişime hazırlamak için olmalıdır. Melike, görünüşle gerçeklik arasında var olan farkı idrak ederek manevi arayışının ve yolculuğunun sonuna erişir. Şimdi anlamıştır, karşısındaki melikin farklılığını. Hz. Süleyman’ın asıl gücü hükümdarlığından değil, ilim ve hikmet sahibi bir peygamber olmasındandır. Zaten Belkıs da bunu, “Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.” (Neml, 27/44) diye ikrar eder.
Hakikate talip olan, hakikati arayan ve bulduğu hakikate teslim olanın kutlu yoludur Belkıs’ın kıssası. Madden ne kadar refah içinde olsa da ruhen aç olan bir toplumun hakikat yolunda adım adım bir Melike’nin önderliğinde ilerleyişidir.