SAHTE ÖZGÜRLÜK VADEDEN ESARET
BAĞIMLILIK
Fatih YILDIZ
DİB Göç ve Manevi Destek Hizmetleri Daire Başkanı
İnsan, irade sahibi bir varlık olarak yaratılmıştır. Onu diğer yaratılmışlardan ayıran en temel özellik, seçim yapabilmesi ve yaptığı seçimin sorumluluğunu taşıyabilmesidir. Ancak bu irade, yerli yerinde kullanılmadığı takdirde zayıflar ve insan zamanla kendi tercihinin esiri hâline gelir. Modern dünyanın insana sunduğu imkânlar doğru bir şekilde kullanılmadığında bu esaret daha da artacaktır elbette. Yasaklı madde, kumar bağımlılığı ve dijital bağımlılık gibi sorunlar gündemimizi meşgul eden ve esaret duygusunu yaşatan zaaflardır. Aslına bakılırsa bunlar sadece bir zaaf değil insanın kendisiyle, Rabbiyle ve toplumla olan bağının zedelenmesine sebep olan problemlerdendir. Beden, zihin ve ruh sağlığını da olumsuz etkileyen, insanı öncelikle kendine yabancılaştıran bir eylemdir bağımlılık.
Dinî ve manevi açıdan bağımlılık
İslam dinine göre beden ve ruh, insana emanettir. Kur’an-ı Kerim, “Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tin, 95/4) ayetiyle insanın yaratılışının güzelliğini; “Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, (onu bilemeyen) kör gibi olur mu? (Bunu) ancak akıl sahipleri anlar.” (Rad, 13/19) ayetiyle aklın önemini ve sadece aklını kullananların idrak edebileceği şeylerin varlığını bildirmektedir. Bu ilahi gerçekler üzerine inşa edilen İslam hukuku dinin, canın, aklın, neslin ve malın korunmasını beş temel ilke olarak kabul etmiştir. Bağımlılık yapan maddeler ve davranışlar, bu ilkelere açıkça aykırılık teşkil eder. Zira bağımlı kişi, farkında olarak veya olmayarak kendisini fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan yıpratmaktadır. Bağımlılık türlerinin her biri, bireyin yalnızca bedensel ve ruhsal sağlığını değil, aynı zamanda ahlaki ve manevi bütünlüğünü de tehdit etmektedir.
Özellikle yasaklı maddeler, iradeyi işlevsel olmaktan çıkaran ve insanı kendinden bile uzaklaştıran etkileri sebebiyle dinen haram kılınmıştır. Hz. Peygamber (s.a.s.), birçok hadisinde sarhoşluk veren bütün maddelerin kullanılmasını yasaklayarak (Buhari, Vudu, 71; Müslim, Eşribe, 7) aklın korunmasının dinin temel gayelerinden biri olduğuna işaret etmiştir. Çünkü aklın zarar görmesi demek ibadetin, ahlakın ve sorumluluk bilincinin zarara uğraması demektir. Zira ibadetlerden sorumlu tutulabilmemiz için öncelikle akli melekelerimizin yerinde olma şartı aranmaktadır.
Aklı örten bağımlılık:
Yasaklı maddeler
İslam, ahlaki kuralların yanında hukuki işlemlerin de var olduğu ilahi bir sistemdir. İslam hukukunda aklın korunması, dinin temel amaçlarından ve ilkelerinden biri olarak kabul edilir. Bu bağlamda, aklı örten ve muhakeme gücünü zayıflatan her türlü madde haram kılınmıştır. Kur’an-ı Kerim’de, “Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları, ancak şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide, 5/90) buyrulmaktadır. Sevgili Peygamberimiz de (s.a.s.) “Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır.” (Ebu Davud, Eşribe, 5) buyurarak bu ilkeyi pekiştirmiştir. Ayet ve hadislerde insana sarhoşluk veren, insanın akli ve ruhi dengesini bozan maddelerin kullanımının yasaklanması, İslam’ın insana verdiği değeri göstermektedir.
Emeksiz bir kazancın yanılsaması: Kumar
Çoğu zaman, “Bir kez denemekle bir şey olmaz.” düşüncesiyle başlayan bir süreçtir kumar bağımlılığı, sanal ortamda da gerçek hayatta da.
Sonrasında insanı içten içe tüketir; kendisine, ailesine, arkadaşlarına ve aslında topluma yabancılaştırır. Kur’an’da şeytanın içki ve kumar yoluyla insanların arasına düşmanlık ve kin sokarak Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymayı amaçladığı vurgulanmaktadır. (Maide, 5/91) Emeksiz bir kazanç olması, haksız kazancı normalleştirmesi ve kardeşlik hukukunu zedelemesi gibi özellikleri sebebiyle kumar, insanın maddi ve manevi kaybına sebep olmaktadır.
Alın terinin yerine tembellik, tevekkülün yerine doyumsuzluk koyan bir zihniyet aşılar kumar bağımlılığı. Kişi, çalışmadan kazanmayı umut ederken aslında hem malını hem de haysiyetini kaybetmekle karşı karşıya kalabilmektedir. Bağımlının hayatında oluşan bu boşluk, koskoca bir pişmanlık ve yalnızlık olarak geri döner kendisine.
Modern çağın sessiz çığlığı: Dijital bağımlılık
Dijital bağımlılık, günümüz dünyasında yaygın olan fakat masum zannedilen bağımlılık türlerinden biridir. Bilinçli ve dengeli kullanılmayan her nimet gibi dijital imkânlar da bilinçli kullanılmadığında yine öncelikle insanın kendisine zarar verir. Dijital bağımlılıkta zaman hoyratça tüketilir. Gerçeklikten uzak anlık hazlar vadeden bazı dijital uygulamalar insanın manevi derinliğini tehdit eder hâle gelir.
Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, “Andolsun zamana ki insan gerçekten ziyan içindedir.” (Asr, 103/1-2) ayetleri, zamanın boşa tüketilmesinin ağır bir kayıp olduğunu ortaya koyar. Her hususta rehberimiz olan Allah Resulü (s.a.s.) ise şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde insanoğlu şu beş şeyden hesaba çekilmedikçe Rabbinin huzurundan bir yere kımıldayamaz: Ömrünü nerede ve nasıl geçirdiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, bildiği ile amel edip etmediğinden.” (Tirmizi, Sıfatü’l-kıyâme, 1) Öyleyse dijital mecralarda kontrolsüz bir şekilde geçirilen zamanın da ahlaki ve manevi bir sorumluluk olduğu unutulmamalıdır. İnsanı sürekli uyarana maruz bırakan dijital bağımlılığın, tefekkürü ve iç muhasebeyi zorlaştırdığı göz ardı edilmemelidir.
Sonuç
Bağımlılık bütün yönleriyle fertleri, aileleri ve toplumu olumsuz etkileyen bir süreçtir. Oysaki toplumlar kendi kimliğini ve değerlerini koruyabildiği ölçüde varlık gösterebilir ve ayakta kalabilir. Kendi özünü kaybeden fertler ve böylece yönünü şaşıran toplumlar ise zamanla dağılmaya mahkûm hâle gelir.
İslam, hiç kimseyi umutsuzluğa terk etmez, içine düştüğü girdapta yalnız bırakmaz: “…Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin…” (Zümer, 39/53) buyuran Rabbimiz, hatadan, günahtan, yanlıştan dönüşün mümkün olduğunu müjdeler. Tövbe önemli bir eylemdir bu manada. Tövbe yalnızca bir pişmanlık ifadesi değil aynı zamanda bir yenilenmedir. Zira bir kulun ne kadar hatası ya da günahı olursa olsun acziyetini fark edip Rabbine yönelmesi, manevi iyileşmenin ilk adımıdır. Bağımlılıktan kurtulmak için tedavi olmak, profesyonel bir yardım almak gerekmektedir. Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) “Tedavi olunuz; çünkü Allah her hastalık için bir de deva (ilaç ve tedavisini) yaratmıştır…” (Ebu Davud, Tıb, 1; Tirmizi, Tıb, 2) tavsiyesi manevi çabanın ve desteğin, akli ve ilmî yöntemlerle desteklenmesi gerektiğini göstermektedir. Bununla birlikte dua, ibadet, aile desteği ve iyi bir arkadaş çevresi bağımlılıkla mücadelenin her aşamasında ruhu ve iradeyi güçlendiren en önemli unsurlardandır.
Dinî, manevi, ahlaki erdemlerden uzak bir özgürlük anlayışı insanı yanlışa sürükler. Bağımlılık insanın özgürlüğünü elinden alan aslında sahte özgürlük vadeden bir eylemdir. Oysaki dinî ve manevi bir bakış açısına sahip insan, helal sınırlar içerisinde hem kendine hem çevresine umut aşılayacaktır. İradesinin elinden alınmasına izin vermeyecek; beden, akıl ve ruh emanetine sahip çıkacak ve zamanını en verimli şekilde değerlendirecektir. Bu bilinçle atılan her adım, insanı yeniden kendine ve Rabbine yaklaştıracaktır.