RÜVEYDA ALMAZ İLE KORUYUCU AİLE ÜZERİNE…

Mahir KILINÇ

Rüveyda Almaz, 1977 yılında Sakarya’da doğdu. İlkokul öğrenimini Ali Dilmen İlkokulunda, orta ve lise tahsilini Adapazarı İmam Hatip Lisesinde Yükseköğrenimini Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tamamladı. Adapazarı Yunus Emre Yatılı Kız Kur’an Kursunda Kur’an kursu öğreticiliğine devam eden Rüveyda Almaz, evli ve 4 çocuk annesidir.

İslam dini açısından her çocuk sadece anne babasına değil aynı zamanda toplumun uhdesinde tevdi edilmiş birer emanettir. Anne babasını kaybetmiş yahut onların ilgi ve sevgisinden mahrum kalmış çocuklar için toplumsal sorumluluklarımız nelerdir?

Bizlere bedensel ve zihinsel sıhhat veren, bizleri maddi rızıklarla donatan ve manevi hislerimizle birlikte yaratan Rabbimize hamdolsun. İnsanlığa rehber olarak gönderilen, örnek hayatı ile insanoğlunun kıymetini bildiren Efendimize (s.a.s.) selam olsun.

İslam dini; insanın, doğumu ile dünyaya açılan kapıdan Müslüman fıtratı ile çıktığı yolculukta kimliğini, aklını, malını, haklarını, sahip olduğu ve olacağı tüm değerlerini koruyacak bir inanç sistemidir. Bu anlamda Rabbimiz hem insanı hem de insana hizmeti için yarattığı her bir canlıyı aklıselim olan biz insanoğluna emanet etmiş ve dünya hayatımızın yolcuğunda bizlere tüm canlıların haklarını koruma ve gözetme hususunda sorumluluklar yüklemiştir. Tüm canlıların hatta cansız her eşyanın kıymetini bilmek ve insan onurunu koruyan bir yaklaşım sergilemekle bizleri sorumlu tutmuştur. Bu anlamda, geleceğe miras olarak bırakılan evlatlarımız, sorumluluk alanımızın ilk sırasında yer alır. Toplumun çekirdeği olan aile konusunda yüce Rabbimiz, bizlere nimeti ve aynı zamanda emaneti olan evlatlarımızı gözetme hususunda Kur’an-ı Kerim’de yer vermiştir. Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.s.) sünneti de yine bu anlamda bizlere örneklik teşkil etmiştir.

İslam toplumunda, biyolojik olarak sahip olduğumuz evlatlarımızı ahlaki değerler bakımından yetiştirme sorumluluğumuz vardır. Bununla birlikte ailesiz kalan çocuklarımızı da toplum olarak sahiplenerek onların güvenle hayata bağlanmalarını sağlayacak imkânlar oluşturmakla sorumlu olduğumuzu düşünüyorum. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmaktadır:

“Ben her mümine kendi nefsinden daha ileriyim, daha yakınım. Bir kimse ölürken mal bırakırsa o mal kendi yakınlarına aittir. Fakat borç veya yetimler bırakırsa o borç bana aittir, yetimlere bakmak da benim vazifemdir.’’ (Müslim, Cuma, 43)

Bugün devlet eliyle kimsesiz ya da bakıma muhtaç çocuklar için çeşitli faaliyetler yürütülüyor. Tabii bir de işin bireysel boyutu var. Bireysel anlamda kimsesiz çocuklar için neler yapılabilir? Bu yönde istekli kimseler nereden ve nasıl başlamalı, kısaca anlatır mısınız?

Rabbimiz devletimize zeval vermesin, hayırlı çalışmaları daim olsun.

Hangi şart ve ortamda olursa olsun ister sokakta ister okulda ister evde olsun çocuğun yetişkinlerde şahit olmak istediği ifade, onun yüzünü güldürecek, merhamet ve sevgi içerikli sözlerimiz hatta fiillerimizdir.

Devlet korumasında olan çocuklarımız için de durum aynıdır. Bu çocuklarımız da her çocuk gibi bir birey tarafından sevilmek, ilgi görmek, şefkati ve merhameti hissetmek, endişesiz güvenmek, sorup öğrenmek, takdir edilmek, kendisini bir yere ait hissetmek ister. Sağlıklı bir birey olmanın temelinde bu fıtri istekler vardır. Bu istekleri karşılayacak adres şüphesiz huzurlu bir ailedir.

Kendisini kimsesiz ve yalnız hisseden çocuklar için toplum olarak “Biz varız.” diyebiliyor muyuz? Veya bir çocuk daha hayata güvenle tutunsun, yüzünde gülümseme eksik olmasın, yatağına yattığında duyguları yastığını ıslatmasın, sabah uyandığında güven içerisinde güne başlasın diye dertleniyor muyuz? “Çocuklar dünyanın hazinesi, çocuklar yetiştiğinde nefes olacak birer fidan, onları korumak bizim elimizde.” diyebiliyor muyuz?

Çocuklar için fedakâr, gönlü geniş birçok insanımız vardır eminim. Hem Rabbimizin rızasına kavuşmak, hem Peygamber Efendimize (s.a.s.) komşu olmaya aday olmak hem de bir gönüle girmek, o gönülde değer bulmak isteyenlerin içerisinde olabilir miyiz, diye gönlümüzden cevap almalıyız.

Bu yolculuk için öncelikle aile bireyleri ile istişare etmek gerekir. Eşlerin hemfikir olması, varsa çocuklarının da rızasının alınması hatta aile büyüklerini de kararlarından haberdar etmeleri gerek diye düşünüyorum.

Aileler, bulundukları ilin Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğüne giderek gerekli içerik ve işlem hakkında bilgi almalılar, sorularına ayrıntıları ile birlikte cevap bulmalılar. Koruyucu aile olmaya karar verdiklerinde gerekli başvuru dilekçesi ile bismillah diyebilirler.

Uzun süredir koruyucu ailelik yapmaktasınız. Bu konuda karar verme sürecinizi, bilhassa gönül dünyanızda sizi bu karara yönlendiren hislerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Bu konuda gönül dünyamda kopan fırtınalar; savaşlar ve çocukların hüznü, gözyaşları, içimizi sızlatan görüntüler, şiddet mağduru çocuklar, büyüklerin bencilce ve sorumsuzca davranışları oldu. Hiçbir şeyden haberi olmayan, yetişkinlerin bile taşımakta zorlandığı ağır yükler yüklenen çocuklar. Kötülerle iyileri paralel bir çizgide hayal ettim ve kötülerin çizgisinin önde gittiğine şahit oldum. Bu yüzden acele edip o çizgiye yetişmeliydi iyilik, koşmalıydı aslında çok hızlı bir şekilde ama biz de olmalıydık bu kulvarda. Bu hisler böyle bir karar almamıza vesile oldu. Bu süreçte bazı korkularımız ve endişelerimiz de vardı koruyucu aile olmak isteyen birçok aile gibi.

Emaneti iki kat daha ağırlıkla yüklenmiş olmak, hakkını verememek ya da bilmeden bir zarar verir miyim gibi endişelerle dolu birçok soru geldi aklımıza. Ama sonrasında düşündüm ki insan aciz hata yapar ama düzeltir. Rabbimden, O’na tevekkül ederek emanetine sahip çıkma hususunda yardım diledim. Ailesi olmayan bir çocuk zaten yalnızlık hissiyle kırılacaktı, bir bayram günü el öpeceği kimseyi bulamadığında, okuldaki bir programda kendini izlemeye gelen olmadığında ve daha birçok yoklukta benim ufak tefek hatalarımdan çok daha fazla kırılacaktı ve telafisi de olmayacaktı.

Akla gelebilecek diğer endişe ve korkular hususunda Allah’tan bize kolaylık sağlayacağından hiç şüphemiz yoktu ve ona teslim olarak çıktık yola. Rabbim hakkıyla emanetine sahip çıkabilmeyi ve bu dünyadan göçerken ardımızda bize duacı evlatlar bırakmayı nasip etsin.

Okurlarımızı bilgilendirmek adına koruyucu aile, gönüllü aile ve evlatlık edinme arasında ne gibi farklar bulunmaktadır? Bunlardan kısaca bahsedebilir misiniz?

Devlet korumasında bulunan bir çocuğun, Aile ve Sosyal Hizmetler tarafından başvurusu kabul edilmiş bir ailenin yanına yerleşmesine “koruyucu aile modeli” deniyor. Devletimiz bu çocuklara maddi destek olmakla beraber, kurum tarafından belirlenmiş koruyucu ailesiyle birlikte çocukları ziyaret ediyor. Ayrıca varsa ailesi ile belirli günlerde kurum gözetiminde görüşme sağlıyor. Tabii her çocuğun ailesi olmayabiliyor, o zaman o çocuk için hayatın tek anlamı sizsiniz.

Evlatlık konusu ise koruyucu ailesi olduğunuz çocuğun, biyolojik evladınız gibi hem nesep yönünden hem de miras hakkı ve hukukuna konu olan bir aile modeli. Evlatlık müessesesi dinen caiz görülmemekle beraber koruyucu aile olmakla ilgili herhangi bir sakınca bulunmuyor. Bu konuyla ilgili DİB Din İşleri Yüksek Kurulunun ayetler ve hadisler çerçevesinde belirlediği/belirttiği hususlar uygulanmalıdır..

Gönüllü aile ise çocukların belirli günlerde birlikte vakit geçirdikleri aile modeli diye biliyorum ancak çok tavsiye de edilmiyor sanırım. Çocuklar için belirli vakitlerde ailenin sıcaklığını hissedip sonra bir süre o güzel ortamdan kopmak, psikolojik olarak çok uygun olmayabilir. Ancak gerekli görülen durumlarda belki bazı çocuklar için faydalanabilecek bir modeldir. Bu konuda yine de uzman kişilerce bilgi almak daha sağlıklı olacaktır.

Koruyucu aile ortamında büyüyen çocuklar en çok nelere ihtiyaç duyar? O çocuğun gönül dünyasına nasıl girilir? Gözlemlerinizden ve tecrübelerinizden faydalanmak isteriz.

Bu konuda farklı birçok tecrübe vardır elbette. Çünkü birçok aile farklı yaş gruplarına koruyucu ailelik yapmakta. Hatta çocuklu aileler veya çocuğu olmayan aileler arasında bile farklı hassasiyetler, tecrübe ve tavsiyeler vardır. Biz altı aylık bir bebekle başladık bu özel sürece, tabii süt anneliği ile de daha özel bir bağ oluştu aramızda. Her çocuk için en önemli ihtiyaç merhametin, sevginin kucaklaşmanın, naif iletişimin sağlandığı, bir ortamdır elbette. Bilhassa dikkat edilmelidir ki ailesi olduğumuz çocuğu mağdur durumda olan biri gibi değil de insan olarak ve bize Allah’ın bir emaneti olarak görmek gerekir. Bu anlamda Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hayatını taklit etmek, Zeyd bin Harise (r.a.) ile ilgili münasebetlerini okumak ve öğrenmek bize doğru olanı yapmamızı öğretecektir. İslam’ın geçmişten günümüze yetime, öksüze, her türlü ihtiyaç sahibine hangi incelikleri sergilediğini bilmek onların gönül dünyasını kazanmamıza vesile olacaktır. Bu konuda her nahif hareketimiz ve sözümüz yaratılanı Yaradan’dan ötürü incitmemenin ve sevmenin sebebi olacaktır.

Bu iyilik yolculuğunuzda unutamadığınız gönül sazınızı titreten bir anınızı okuyucularımız için paylaşabilir misiniz?

Aslında bu konuda sadece benim değil ailemin gönlünü sızlatan bir anımız var. Altı aylık bir bebek olarak gelen yavrumuz için bir yer yatağı hazırlamıştık, olur ya çekyat ya da yataktan dönüp düşerse diye tedbir amaçlı. Heyecanlıydık, aslında bir yandan da ne yapacağımızı şaşırdık. Yattığı yerden ellerinden tutup kaldırmak istediğimizde ayaklarının üzerine basamayışı hiçbir kalkma belirtisi gösteremeyişi bizi çok hüzünlendirmişti. Belli ki daha önce bu işlem hiç yapılmamıştı. Görevli çalışan kardeşlerimiz, bebekler için bunu devamlı yapamazlardı. Bu, zaruri bir mahrumiyetti bence. Bilhassa bebekler için koruyucu aile olmak, bu gibi sebepler içindir. Biz o gün çok duygulanmıştık çünkü anneler bilirler ki bebekler üç aylıkken yavaş yavaş ayaklarının üzerine basmaya başlarlar. İnşallah elinden tutulup ayağa kaldırılmayı bekleyen nice bebeklere, çocuklara el oluruz.

Son olarak kendi yolculuğunuzdan hareketle toplumumuza ve özelde benzer karar verme sürecinde olan ailelerimize neler önerirsiniz?

Benim âcizane tavsiyem, toplumumuzda aile bireyleriyle barışık, ailede huzuru sağlayan, muhabbet ve sağlıklı iletişimle düğümleri çözen, birçok güzelliği çatısının altında barındıran eşlerin, bu çatının altına sığınmayı bekleyen, gönülleri üşüyen, hisleri donan yavruları da o sıcacık ailelerinin arasına alsınlar. Bu konuda da herhangi bir problemle karşılaşırım diye de hiç endişe etmesinler. Allah iyilerle, sabredenlerle beraberdir. Nice zorluklar kolaylıkla geliyor. İnşirah suresindeki gibi zor olan kolaylaşıyor, evinizden hiçbir şey eksilmiyor, aksine bereketleniyor. Tabii sadece evli olan aileler değil, bildiğim kadarıyla bekâr olan kardeşlerimiz de koruyucu aile olabiliyor. Bu anlamda belki bir abla ya da bir abi olarak da koruyucu aile olunabilir. Rabbimiz cümlemizi salihlerle beraber olmayı, salihlerden olmayı nasip etsin.