RUHA İYİ GELEN ŞEYLER


Hacer BALCI
Ankara Keçiören Müftülüğü Kur’an Kursu Öğreticisi

1997 yılı Haziran ayında imam hatip lisesinden mezun olduğumda en büyük hayalim iyi bir matematik öğretmeni olmaktı. Maddi sebeplerden ötürü mezuniyetimin ardından dershaneye gidemedim. Sınava ancak iki yıl sonra hazırlanabildim. Fakat o yıl da katsayı engeli ile karşılaştım. Maalesef iyi netler çıkarmama rağmen matematik bölümünü kazanamamıştım. Konya Selçuk Üniversitesi Bilgisayar Öğretmenliğine girebilmiştim. Bu sefer de çok istediğim okuluma başörtülü olduğum gerekçesiyle devam edememiş ve Ankara’ya geri dönmek zorunda kalmıştım. Ama bu geri dönüş Örnek Kız Kur’an Kursu’na öğrenci olarak başlamama vesile olmuştu. Ezber yaptım, kıraatimi geliştirdim. Her işte bir hayır vardı. Sonra hayat kendi telaşlarıyla geldi. Evlendim, yuva kurdum, anne oldum. Yine de içimde üniversite hayali yanmaya devam etti.
Yıllar sonra üniversite sınavına tekrar girdim. İnsan yaş alsa da ilklerin heyecanı hep aynıymış. Yetişkin yaşımda Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini kazanmıştım. İki çocuk annesi bir kadın olarak artık ben de üniversiteliydim. Örgün eğitim benim için bir hayli zordu o yüzden açıktan tamamlamayı tercih ederek fakülteyi bitirdim. O çok istediğim öğretmenlik hayaline yaklaşmıştım. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliğine başladım. Arzum, gençlerle buluşmaktı. Onların derdini dinlemek, karakterleri inşa olurken o yapıya tuğla taşımak, harcını karmaktı. Kökleriyle bağları güçlü, hayat yolunda sağlam adımlar atan nesillerin inşasında azıcık da olsa bir katkım olsun istiyordum. Her birini evladım gibi görüyor, onlara narin bir çiçeğe, yeni boy vermiş bir fidana bakar gibi bakıyordum.
İnsan bir işe iyi niyetlerle başladı mı Rabbim de desteğini esirgemiyor, işini kolaylaştırıyor. Hatta her zorluk bir başka kolaylıkla beraber geliyor. Bizim görünen âlemde yaşadığımız zorluk pandemiydi. Evet, pandemi patlak vermiş, okullar kapanmış ve çevrimiçi eğitime geçilmişti. Büyük bir belirsizlik hâkimdi, korkulu ve sıkıntılı bir dönemdi. Ancak aynı zamanda benim için insanın kendini dinlediği, kendiyle buluştuğu hatta kendini de bulduğu bir dönemdi. Pandemi öncesinde ektiğimiz tohumlar yeşermeye başlamıştı. Öğrencilerimiz, bütün o gençlik hezeyanlarında, yaşadıkları dinî tereddütlerde yahut günlük telaşlarında bizi arayacağını biliyordu. Okullar kapalıydı ama internet sayesinde mekân ve zamana galebe çalarak onlarla buluşuyorduk. Okulumuzun 12. sınıf öğrencilerinden bir gencimiz çaldı kapımı. Örtülü bir gençti, mütedeyyin bir ailede yetişmişti. Fakat kafası soru işaretleriyle doluydu. Ayıplanma ve kınanma korkusuyla kimselerle paylaşamıyordu. Dinî ritüeller ona anlamsız geliyordu ve iç dünyasında inancını sorguluyordu. Onunla yaptığımız telefon görüşmelerinde önce çekinerek ardından benim gösterdiğim anlayışa binaen rahatlıkla dile getirdiği şeyler bu genç kızımızın zor bir dönemde olduğunu haber veriyordu.
Aslında bütün o şeylerin ardında hayatı anlama ve anlamlandırma çabası vardı. Onu yıllardır yoran çetrefilli meselelerden başlamak yerine önce hayata dair ettik sohbetlerimizi. Sanatla buluştuk. Filmler izledik, kitaplar okuduk. İnsanı anlamaya gayret ettik birlikte. Pandeminin daha ilk aylarıydı. Bir kitabı bitiriyor, üzerine konuşuyor ardından başka bir kitaba geçiyorduk. Filmleri birlikte seçiyor sonra üzerine uzun uzun sohbetler ediyorduk. Aramızda coşkulu ve samimi bir dil keşfetmiştik. Tabii bütün o konuşmalar bir şekilde insana, evrene, yaratıcıya, dünya nizamına gelip dayanıyordu. Eskisi kadar ürkmüyordu dinî meselelerden hatta bazen konuyu bile isteye dinî alana çekiyordu. Bu da beni mutlu ediyordu.
Bir akşam beni aradı, “Hocam; meal ya da tefsir okumak istiyorum. Hangi meali ya da tefsiri okuyayım?” diye sordu. “İstersen birlikte okuyalım.” dedim. “Çok sevinirim.” dedi ve başladık. Ben haftada bir gün tefsir okuruz diye düşünüyordum. Ama ilk okuma yaptığımız akşam, “Hocam her gün okusak olur mu?” diye sordu. O tecrübe ettiğimiz dingin bir alandan sonra artık ne aradığını biliyordu. Hayat böyledir. Bazı çözümler o en kaotik zamanda gelmez. Yeniden başlamak içi birazcık boşlamak gerekir. Biz onunla aslında yorulduğu bir alandan çıkıp başka bir alanda nefes almış sonra onun tekrar olmak istediği yere gelmiştik, tazelenmiş olarak hem de.
Tam iki ay boyunca akşamları çevrimiçi okumalar yaptık. Birçok sure okuduk. Uzun uzun konuştuk. Üniversite sınavından sonra haftada iki gün okumaya başladık. Bir arkadaşının da derslerimize katılmak istediğini söyledi. Derken başka biri, sonra bir başkası... Grubumuz epey kalabalıklaştı. Bir gün bir ayet üzerine konuşurken bütün dinleyenlere bir soru sordum: “Sizin için bu hayatta en büyük dönüm noktası neydi?” Cevaplama sırası öğrencime geldi. “Benim için en büyük dönüm noktası sizinle tefsire başladığımız o gündü.” dedi. “Çünkü ben bir uçurumun kenarında tam düşmek üzere iken siz benim elimi sıkı bir şekilde tutup beni o uçuruma düşmekten kurtardınız.”
Aslında o tefsir okumaları sadece öğrencime iyi gelmemişti. Benim de hayatımda çok büyük dönüm noktalarına vesile oldu. Okumalar yaptığımız o tarihlerde ben Kur’an kursu öğreticisi olarak Diyanet’e atandım. Öğrencim de hukuk fakültesini kazandı. Belki bunlar görünür, maddi şeylerdi. Ama en önemlisi ruhumdaki o coşku ve “iyi olma” hissiyatı, daha da önemlisi Rabbini bulma duygusu her şeye değerdi.
Öğretmen olmak, öğretirken en güzel şekilde öğrenmekmiş meğer. Çok şükür Allah’a, iyi ki bizi her daim öğrenen öğretici kılmış.