ROTA BİLMEZLERİN OLUŞTURDUĞU
BİR ROTA: ŞİİR
Mert Mevlüt GÖKÇE
Şiir anlaşılmazdır. Böyle bir kamuoyu var okur yazar çevrelerinde. Şiirin zor bir tür olduğu, imgesel bir düzen kurduğu da hemen hemen her şiir okurunun ortak şikâyeti. Peki bu kadar “yoran” bir türün hâlâ yaşıyor oluşunu nasıl açıklamalı? Ya da şu: Dünyanın bilinen tüm zamanlarında ve tüm mekânlarında neden hep şiir olmuştur, olmayabilecekken?
Şiirin anlaşılmaz oluşu onu anlamadığımızdan değil anlamayı bitiremediğimizdendir. Şiir okumak anlık bir tecrübe değil. Başlayan, gelişen ve sonlanan bir deneyim. Çünkü bir şiirin insan kimliğimizi çıkardığı hız hiç de düşük değil. Hız limitlerini ihlal eden bir şey, şiirin bıraktığı etki. Bindiğimiz araçtan birkaç saniye içinde 100 km/s hıza çıkmasını beklememeliyiz. Şiirden de hemen anlaşılmasını.
Gerçek bir tanışma iki kere gerçekleşir. İkinci tanışma anıdır karşımızdakini tamamen tanıdığımız an. İlk intiba son intiba değildir bu yüzden. Tanışma, tanımanın başlangıç ve final anlarında bütün maharetini gösteren bir aktör. Tanışma süreçleriyle şiirin anlamlandırılma süreçleri bu yüzden çok benzer. Nasıl ki aynaya bakarak kendimizi tanıyamıyorsak kafiye bilerek de şiiri anlayamayız.
Şiir sanatı başka bir varoluş biçimi, başka bir yaşam hedefi, dünyada başka türlü bir ikamet etme biçimi varsayar. Yaşadığımız sakil gerçekliğe ihanet etme anahtarıdır. Rotası yoktur.
Hesaplanabilir, kontrol edilebilir, öngörülebilir… Şiirin tasarladığı dünyada bu kelimelere yer yok. Şiir, rota bilmezlerin oluşturduğu bir rota. Hayatı bir parametreler parkuru olarak algıladığımız şu günlerin dışına çıkmayı teklif ediyor şiir. Sürprizin bereketine inanıyor. En mutlu olduğunuz anı düşünün bir? Hesaplayıp planlamış mıydınız?