ROMATİZMAL HASTALIKLARDA BİTKİSEL TEDAVİ


Dr. Ahmet ÇELİK


Romatizmal hastalıklara çağımızın kronik salgın hastalığı desek yanılmış olmayız. Günümüzde teknoloji ve çağın getirmiş olduğu birçok yenilikle hayat standartları yükselmiş durumda. Maalesef kronik hastalıklar modern çağın insanının ağzının tadını kaçırıyor. Yaşadığımız hayatın ve anın lezzetini tam da alamıyoruz. Çünkü bu lezzeti acılaştıran, sürekli bir yorgunluk, ağrı hissetme ve bunların neden olduğu bir mutsuzluk hissi var. Romatizma hastalarının çoğu, şiddetli eklem ağrıları, hareket güçlüğü gibi yaşam şartlarını zorlaştıran şikâyetlerden muzdariptir.

Romatizmal hastalıklar, kas-iskelet sistemini, özellikle de eklemleri etkileyen; ağrı, şişlik, tutukluk ve hareket kısıtlılığı gibi semptomlarla seyreden, kronik ve genellikle iltihaplı (enflamatuar) bir hastalık grubudur. Romatoid artrit, osteoartrit (kireçlenme), ankilozan spondilit, gut ve fibromiyalji gibi yüzlerce farklı çeşidi bulunmaktadır. Bu hastalıkların modern tıptaki tedavisi; ağrı kesiciler, steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar, hastalık seyrini değiştiren anti-romatizmal ilaçlar ve biyolojik ajanlar gibi güçlü ilaçlarla yapılmaktadır. Ancak bu ilaçların uzun süreli kullanımında karşılaşılan yan etkiler (mide-bağırsak problemleri, karaciğer ve böbrek toksisitesi vb.) ve bazı hastalarda yetersiz kalabilmeleri, hastaları ve hekimleri tamamlayıcı tedavi arayışlarına yöneltmiştir. İşte bu noktada, binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan fitoterapi yani bitkilerle tedavi, romatizmal hastalıkların yönetiminde önemli bir tamamlayıcı rol üstlenmektedir.

Bitkisel ürünlerin etkisi çoğu zaman içerdiği flavonoidler, fenolik bileşikler, terpenoidler ve esansiyel yağlar gibi doğal bileşenlerden kaynaklanır. Bu maddeler, serbest radikallerin zararlı etkilerini azaltarak hücresel hasarı önleyebilir, bağışıklık sisteminin dengesini destekleyebilir ve inflamatuar süreçleri baskılayabilir.

Romatizmal hastalıkların temelinde bağışıklık sisteminin aşırı ve düzensiz bir şekilde aktifleşmesi sonucu ortaya çıkan kronik inflamasyon yer alır. Bağışıklık sisteminin yanlış ve aşırı cevabı söz konusudur. Eklem dokusunu yabancı doku gibi algılayan bağışıklık sistemi, eklem dokusunu oluşturan bileşenlere karşı antikorlar geliştirir. Bu duruma otoimmünite denir.

Romatoid artrit tedavisinde beslenmenin önemi, kanıtlanmış bir gerçektir. Hayvansal yağlardan ve şeker, kırmızı et ve rafine karbonhidratlardan zengin olan “Batı tarzı” beslenen toplumlarda romatoid artritin daha fazla görüldüğü ispatlanmıştır.

Bu noktadan hareketle fazla kiloların verilmesi, kırmızı etten ve hayvansal yağlardan uzak durulması, rafine karbonhidratların beslenmeden çıkarılması ve sebze meyve ağırlıklı beslenilmesi romatoid artrit hastaları için hastalığın seyrini etkileyen önemli unsurlardır. Yaşam tarzı değişikliği diyebileceğimiz bu uygulamaların yanında, kadim şifa yöntemlerinden olan fitoterapi ile hem semptomlarda rahatlama hem de hastalığın ilerlemesinin önüne geçilmesi sağlanabilir.

Bitkisel ilaçlar bu süreçte iki temel mekanizma üzerinden etki eder:

Antiinflamatuar Etki: Bitkisel bileşenler, prostaglandin, lökotrien ve sitokin gibi inflamatuar aracılarının üretimini baskılayarak eklem dokusundaki iltihaplanmayı azaltır.

Antioksidan Etki: Serbest radikallerin neden olduğu hücresel hasarı engelleyerek eklem kıkırdağının korunmasına yardımcı olur.

Romatizmal Hastalıklarda Kullanılan Bitkiler

Zerdeçal (Curcuma Longa): Fitoterapinin belki de en tanınmış bitkilerinden biridir. Etken maddesi olan kurkumin, güçlü bir anti-inflamatuar ajandır. Yapılan çok sayıda bilimsel çalışma, kurkuminin vücuttaki NF-kB gibi enflamasyonu tetikleyen anahtar moleküllerin aktivitesini baskılayabildiğini göstermiştir. Romatoid artrit ve osteoartrit hastalarında yapılan çalışmalar, kurkumin takviyesinin ağrı ve eklem şişliğini azaltmada hatta bazı NSAİİ’ler kadar etkili olabildiğini ortaya koymaktadır. Ancak kurkuminin vücuttaki emilimi düşüktür. Bu nedenle biyoyararlanımını artırmak için genellikle karabiberde bulunan piperin ile birlikte formüle edilir.

Zencefil (Zingiber Officinale): Zencefil de tıpkı zerdeçal gibi gingerol ve shogaol gibi bileşenleri sayesinde güçlü anti-inflamatuar ve antioksidan etkilere sahiptir. Özellikle osteoartrit ve romatoid artrit hastalarında eklem ağrısı ve tutukluğunu hafiflettiği bilinmektedir. Zencefil, enflamatuar süreçte rol alan siklooksijenaz (COX) ve lipoksijenaz (LOX) enzimlerini inhibe ederek iltihap ve ağrıyı azaltır. Ayrıca mide bulantısı gibi diğer romatizmal semptomlara da iyi gelebilir.

Isırgan Otu (Urtica Dioica): Isırgan otu; iltihap giderici, ağrı kesici ve idrar söktürücü özellikleriyle romatizmal hastalıkların destek tedavisinde uzun süredir kullanılmaktadır. Yaprak özleri, sitokin düzeylerini düzenleyerek inflamatuar yanıtı azaltabilir. Bazı çalışmalar, ısırgan otu ekstresinin romatoid artrit hastalarında eklem ağrısını belirgin şekilde hafiflettiğini göstermiştir.

Karahindiba (Taraxacum Officinale): Halk tababetinde; gut, hemoroit, safra yolu tıkanıklıkları ve eklem ağrılarında kullanılır. Metabolizmayı uyarıcı etkisi nedeniyle kronik romatizmal hastalıklarda en iyi tedavi edici bitkilerden biri olarak kabul edilmiştir. Etkin maddelerinden faradiol’ün son zamanlarda yapılan çalışmalarda antiinflamatuar etkiden sorumlu olduğu kanıtlanmıştır. Kronik dejeneratif eklem hastalıklarından artroz (eklem kireçlenmesi) üzerine çok belirgin bir etki göstermektedir. Sonbaharda kök drogunun 4-6 hafta boyunca kullanımında romatizma ağrılarının şiddetinin ve frekansının azaldığı gösterilmiştir.

Kırmızıbiber (Capsicum Annuum): Analjezik (ağrı kesici) ve kaşıntı giderici etkisi vardır. Sinir hücrelerinden “P maddesi” denilen ağrı maddesinin salınımını engelleyerek ağrı kesici etki gösterir. Ayrıca siklooksijenaz (COX) enzimini baskılayarak antiinflamatuar etki de gösterir. Bu nedenle özellikle ağrılı omuz, kol bölgesi ile bel kemiği üzerindeki dejeneratif hastalıklarda, kronik lumbago ve romatizma tedavisinde kullanılır. Kırmızı biberde bulunan kapsaisin; endorfin ve enkefalinler gibi sinir dokularında bulunan çok sayıdaki peptidleri (nöropeptid) tüketerek ağrı algılanmasını engeller. Bu sebepten ötürü, trigeminal nevralji, postzoster nevraljisi, diyabetik nöropati gibi sinirsel ağrılarda da kullanılır. Alman E Komisyonu tarafından adale gerginlikleri ve romatizma hastalıklarında haricen kullanımı onaylanmıştır.

Meyan Kökü (Glycyrrhiza Sp.): Halk tababetinde öksürükte, mide ülserinde kullanımı olsa da yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda glisirizik asit ve glisiretinik asitten kaynaklı antiinflamatuar özelliği olduğu ve vücuttaki iltihaplanmayı azalttığı birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu etkisini de böbrek üstü bezinden salgılanan aldosteron ve kortizon hormonu üretimini düzenleyerek göstermektedir.