RAZİYE BEGÜM
Zeki ve Yetkin Bir Hükümdar
Meryem DALĞIÇ
Başkanlık Vaizi
Eşref-i mahlukat olarak yaratılan kadın ve erkek, yeryüzünü imar etme vazifelerinde kabiliyetleri, liyakatleri ve potansiyelleri çerçevesinde farklı alanlarda bu emaneti birlikte üstlendiler. İslam tarihinde kadınlar, vahyin ilk emri “oku” gereği başta eğitim faaliyetleri olmak üzere sosyal hayatın içinde aktif rol almış, ticaretten sağlığa, terzilikten zabıtalığa kadar pek çok meslek dallarında temayüz etmişlerdir. Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde siyasi alandan tamamen uzak kalmayan kadınlar, ilerleyen süreçte İslam dünyasının farklı bölgelerinde devlet başkanlığı görevini başarıyla yürütmüşler hatta içlerinde hükümdarlık nişanesi olarak para bastıran, hutbe okutanlar dahi olmuştur. Sittü’l-mülk, Fatımi prensesi ünvanıyla Mısır civarında hüküm sürerken aynı yüzyılda Yemen’de Esma bint Şihab es-Suleyhiye, akabinde de “Küçük Belkıs” lakabıyla tanınan Hürre Erva es-Suleyhiye, Yemen’i yaklaşık yarım asır yönetmiştir. Arap kaynaklarında “Erzurum Sahibesi” olarak tanınan Mama Hatun, ağabeyi ve yeğenleri olmasına rağmen Saltukoğulları beyliğinin başına geçmiştir. Bazı tarihçilere göre Memluk Devleti’nin ilk hükümdarı olan Şecereddür Sultan, Mısır’ı bir müddet yönetirken Maldivlerde Hatice Sultan (1347-1379) 33 yıl hükümdarlık yapmış ardından kız kardeşi Meryem tahta geçmiştir. Afrika coğrafyasında ise başarılı savaş stratejisiyle tanınan Kraliçe Amine Zaria, 34 yıllık yönetimi boyunca Zazzau krallığının sınırlarını en geniş noktaya taşımıştır (Şule Albayrak, Kadın Olmak, s.417). Başarılı yönetimiyle tarihe damga vuran kadınlardan biri de babası tarafından Delhi Sultanlığının başına getirilen Raziye Begüm’dür. Begüm, Hindistan’da hükümdar ailesine mensup kadınlar için kullanılan ünvandır.
Raziye, Delhi Sultanlığının kurucularından olan Türk asıllı hükümdar Şemsettin İltutmış’ın eşi Terken Hatun’dan dünyaya gelen kızıdır. İltutmış, “göz bebeğim” diye hitap ettiği kızının, henüz çocukken devlet işlerine olan ilgisini ve yeteneğini fark etmişti. Diğer ilimlerin yanı sıra Raziye’ye siyasi ve askerî alanda eğitimler aldırdı. 1231 yılında Gevâliyâr üzerine sefere çıktığında da Delhi’nin idaresini Raziye Begüm’e bıraktı. Sefer dönüşünde de on iki oğlu bulunmasına rağmen kızını veliaht tayin etti. Bu durumu hoş karşılamayan emir ve melikler, “Saltanatı hak eden oğulların varken bir kızın İslam mülküne veliaht yapılmasının hikmeti nedir?” diyerek memnuniyetsizliklerini Sultan’a ilettiler. İltutmış, oğullarının heva ve heveslerinin peşine düştüğünü, hiçbirisinde ülkeyi idare edecek kabiliyetinin bulunmadığını, kendisinden sonra ülkedeki düzeni muhafaza edemeyeceklerinden endişe ettiğini söyledi. Raziye’nin ise basireti, zekâsı ve yetkinliğiyle devlet yönetimine erkek kardeşlerinden daha layık olduğunu belirtti.
Tüm bu öngörü ve vasiyetine rağmen İltutmış öldüğünde saray mensupları ve kumandanlar tarafından Sultan’ın oğlu Rükneddin Fîrûz Şah tahta çıkarıldı. Ancak eğlence meclislerine dalarak yönetimi annesi Şah Terken’e bırakması neticesinde isyanlar ve huzursuzluk baş gösterdi. İsyanları bastırması ve düzeni sağlaması için tahta çıkarılan Raziye Begüm, beylere ve halka hitaben şu sözleri sarf etti: “Saygıdeğer beyler ve sevgili halkım. Maalesef kardeşlerim babamın emanetine sahip çıkamadılar. Ben bir kadınım ancak bir Türk kadını erkekten zayıf değildir. Orta Asya ve Türkistanlı olan beyler bunu çok iyi bilirler. Hindistan’da hepimiz yabancıydık. Burada İslam’ın bayrağını dikerek adalet, birlik ve insanlar arasında eşitliği getirdik. Şimdi bütün bunlar tehlikeye girdiği için varlığımı bunun uğruna feda etmeye hazırım.” (Erkan Türkmen, Sultan Raziye, s.32)
Raziye Begüm, kanun ve nizamları tekrar uygulamaya koydu ve adaleti tesis etti. İktidarına muhalif emir ve melikleri bertaraf ederek önemli mevkilere kendisine destek olanları getirdi böylece yönetimin emniyetini sağladı. Ancak babası Sultan İltutmuş’un ölümünü fırsat bilen Hindûlar, Retenbur kalesini kuşattı. Diğer taraftan onun hükümranlığını kabul etmeyenler, makam mevki isteyenler, çeşitli entrikalarla isyan çıkardılar. Neticede tüm bu kargaşa Raziye Begüm’un gücünü azalttı, en sadık komutanının öldürülmesi ve emirlerinin sadakatini kaybetmesiyle tahttan indirildi. (DİA, Radiyye Begüm md.)
Dört yıl (1236-1240) süreyle ülkeyi yöneten Raziye Begüm’ün saltanat dönemi oldukça zorlu geçti. Askerî ve siyasi bir deha olan, ata binip kılıç kuşanan Raziye Sultan için ünlü tarihçi Cüzcanî şöyle demiştir: “Büyük, akıllı, adaletli, kerim, âlimleri hoş tutan, adaleti yayan, ahalisini besleyen ve orduyu yöneten bir padişahtı. Padişahlara gereken bütün vasıflarla donanmıştı.”
Raziye Begüm, zeki, şecaatli bir hükümdar olmanın yanı sıra nahif bir kalbe sahipti, iyi bir şairdi. Babası İltutmuş; “Gözümün nuru, yeni bir şiirin yok mu? Bana oku.” diyerek kızının şiirlerine hayranlığını dile getirirdi. Şîrîn-i Dihlevî veya Şîrîn-i Gurî mahlaslarıyla yazdığı şiirleri Türk-Fars edebiyatının en güzel örneklerindendi. Türkçe yazdığı şiirlerinin toplandığı bir divanı mevcuttur. Hafız olan ve çok güzel Kur’an okuyan Raziye Begüm, bir kadın olmanın verdiği nezaket ve zarafetle devletin yönetilebileceğini gösteren güzel bir örnekti ve Hindistan’ın ilk ve tek Müslüman kadın hükümdarı olarak tarihe geçti. (Hilal Şahin, Müslüman Türk Devletinin Tek Kadın Sultanı “Belkîs-i Cihan Raziye Begüm”, Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, s.362-377)