RAMAZANI
ŞİİRLE YAŞAMAK
Ali AYGÜN
Müminler için rahmet, mağfiret ve bereket ayı ramazan-ı şerif, bu yıl da manevi güzellikleriyle hayatımızı nurlandırmaya, bizleri sarıp sarmalamaya geldi. Ramazan bilincini kuşanan müminlerin ibadet şuuru bu ayda zirveye ulaşacak, müminler diğer zamanlardan daha çok oruç ve Kur’an’a sarılacaktır.
Ramazan ayı, Müslümanların nazarında mübarek ve değerlidir. Kur’an-ı Kerim bu ayda nazil olmaya başlamıştır. (Bakara, 2/185) Müslümanlara bu ayda, oruç tutmaları farz kılınmıştır. Bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi bu aydadır. (Kadir, 97/3) Kur’an’ın karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru yola ileten bir rehber olması (Maide, 5/16), orucun kötülüklere ve cehenneme karşı bir kalkan vazifesi görmesi (Müslim, Sıyam, 31; Buhari, Savm, 2) müminlerin gönüllerinde ramazanı ayrı bir yere yerleştirmiştir.
Necip milletimiz, ramazan ayını kendine özgü bir hayat tarzı hâline getirmiş ve bu aya özgü geleneksel kimi uygulamalarda bulunmuştur. Atalarımız, dünya görüşleriyle estetik anlayışlarını mezcetmiş, ramazan ayına ayrı bir güzellik kazandırmışlardır. A. Süheyl Ünver, bu durumu şöyle belirtmektedir: “Türk milleti, ramazan ayında mahya, temizlik, rabıtalılık, ahlak tasfiyesi, günah ve zararlı şeylerden çekinme, yerinde eğlenebilme, dinlenebilme, cömertlik ve herkesi düşünmek terbiyesini bir araya getirerek bir ‘ramazan medeniyeti’ meydana getirmiş...” bir millettir. (A. Süheyl Ünver, “Ramazan Medeniyeti”, Diyanet İşleri Reisliği 1960 Yıllığı, 21) Cedlerimiz, ibadet ikliminin yanı sıra ramazana; bu aya özgü ibadetlerin sosyal hayatı beslediği, kendine mahsus edebî bir alan inşa ettiği kültürel bir boyut kazandırmışlardır.
Divan şiirinden tekke şiirine; mâni, türkü gibi anonim ürünlerden çağdaş Türk şiirine uzanan kapsamlı bir “ramazan edebiyatı” oluşmuştur. Ramazan ayı ve oruç tutmanın faziletiyle ilgili dinî didaktik özellikte eserlerin yanı sıra divan edebiyatında asıl edebî özellik gösteren tür ise ramazaniyelerdir.
Ramazaniye (Ramazanname)
Giriş (nesib-teşbib) bölümünde ramazandan bahseden kasidelere ramazaniye denilmektedir. Bu bölümde ramazanın özellikleri ve faziletleri ifade edilir. Ramazaniyelerin beyit sayıları değişmekle 10-15 beyit içinde konu ile ilgili ayet ve hadislerin anlamları zikredilir. Kaside nazım şekliyle yazılan ramazaniyelerin en ünlüsü Sâbit’in Baltacı Mehmed Paşa’ya sunduğu şiirdir. Ayrıca Süruri, Kâmi, Nedim, Sami, Seyyid Vehbi, Nahifi, Sünbülzade Vehbi, Koca Ragıp Paşa, Haşmet, Vâsıf ve edebiyatımızda en çok ramazaniye yazan Enderunlu Fazıl’ın kasideleri, türün kaside şekliyle verilmiş önemli örnekleridir.
Edebiyatımızda kaside nazım şekliyle yazılan ramazaniyelerin dışında, diğer nazım şekilleriyle yazılan ramazan konulu şiirler de mevcuttur. 15. yüzyıldan itibaren bu geleneğin gazel şeklinde yazılmış örneklerini görebiliyoruz. Ramazan konulu gazel yazan Tacizade Cafer Çelebi, Fuzuli, Zati ve Bağdatlı Ruhi’nin şiirleri, bu türün ilk örnekleri olarak kabul edilebilir. Klasik edebiyatımızın teşekkülüyle beyit seviyesinde değişik mazmun ve motiflerle iç içe işlenen ramazan ayı ve oruç ibadetinin daha sonraki yüzyıllarda manzume seviyesinde ele alındığını görüyoruz.
Rü’yet-i hilal
Ramazan ayını hazırlıklar eşliğinde karşılamaya hazırlanan Müslümanların heyecanla beklediği ve takip ettiği bir gelişme vardır: Rü’yet-i hilal. Yani ramazan ayının başlayacağı günü belirleyecek olan hilalin görünmesini uygun bir yerden gözetlemek ve görmek. Peygamber Efendimizin (s.a.s.), “Hilali (ramazan hilalini) görünce oruca başlayın ve hilali (şevval hilalini) görünce bayram edin. Hava bulutlu olursa içinde bulunduğunuz ayı otuza tamamlayın.” (Buhari, Savm, 11) hadis-i şerifine dayanan bu uygulama, Osmanlı toplumunda kendine has folklorik bir biçim olmuştur. Divan şairleri, ramazanın müjdecisi sayılan hilalin görünmesine ramazaniyelerde sıkça değinmiştir. Genelde ramazaniyeler, hilalin görünmesi ve ardından gerçekleşen olayların anlatıldığı beyitlerle başlar. Kâmi (ö. 1724) de okurlarını, ramazan ayını gece gündüz, canıgönülden ibadetle geçirmeye davet etmektedir; çünkü gönül, ramazan hilali ile nurlanmıştır:
Rûz u şeb tâata sa’y eyleyelim ez-dil ü cân,
Nûr-bahş oldu dil ü câna hilâl-i Ramazân
Hz. Peygamber’in (s.a.s.), “Ramazan ayı geldiğinde cennetin kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur.” (Buhari, Savm, 5) hadisinde buyurduğu bu hakikatin yansıması ramazaniyelerde çokça karşımıza çıkmaktadır. Sâbit, bu hadisi şiirinde iktibas etmektedir:
Çilleye vesvesesiz girdi kapandı zâhid
Habs olur tâ Ramazân âhir olunca şeytân
Ramazan ve oruç
Edebiyatımızda ramazan ve bu ayda eda edilen farz bir ibadet olan oruçla ilgili edebî metinler oldukça fazladır. Ramazaniyelerin dışında günlük konuşmalarımızdan deyimlerimize, şiirimizden musikimize kadar kültürümüzün hemen her alanında ramazan ve oruçla ilgili tema ve motiflerle karşılaşırız. Yunus Emre (ö. 1320) kendisinden öğüt isteyenlere, Allah’ın emirlerinden daha iyi öğüt olamayacağını, orucun tutulması ve namazın kılınması gerektiğini söylemektedir:
Benden ögüt isterisen eydivirem bildigümden
Budur Çalab’un buyrugı tutun oruç kılun namaz
Mutasavvıf şair Üftade’nin (ö. 1580) ramazan ayını karşılamak üzere hece ölçüsüyle söylediği şiir, türünün en güzel örneklerindendir:
Kur’an’da Allah övdüğü
Cümle nebiler sevdiği
Ümmete Allah verdiği
Oruç ayı geldi yine
Türk edebiyatında en çok naat yazan isimler arasında zikredilen Nahifi (ö. 1738) de İslam’ın şartlarından birinin de ramazan orucu olduğunu dile getirmektedir:
Rükn-i İslam’ın biri ey nîk-nâm
Oldu rükn-i rûze-i şehr-i siyâm
Anonim halk edebiyatı ürünlerinde de ramazana ait motif ve kavramları görmek mümkündür. Ramazan mânileri, zengin bir birikimi ve halk kültürünü yansıtmaktadır:
Ramazan geldi dayandı
Camiler nura boyandı
Top atıldı kandil yandı
Cümle âlem buna inandı
Teravih namazı, sahur, imsak ve iftar
Ramazan ayının sünnetlerinden biri de teravih namazıdır. Ümmetin ramazan gecelerinde namaza özen göstermesi Peygamber Efendimizin (s.a.s.), “Kim ramazan gecesinde iman ederek ve sevabını Allah’tan bekleyerek namaz kılarsa geçmiş günahları affedilir.” (Buhari, İman, 37) hadisine dayanmaktadır. İftardan sonra çay ve kahvelerini içen büyükler, çocukları da yanlarına alarak ailece teravih namazını kılmak üzere camilere akın ederler. Sözlükte, “rahatlatmak, dinlendirmek” anlamındaki “terviha” kelimesinin çoğulu olan teravihin anlamına şiirinde işaret eden Seyyid Vehbi (ö. 1736) bu durumu mısralarına şöyle aktarmaktadır:
Çık terâvîha da gör râhatı seyr it zevki
Bak ne hengâmeler olur gice hengâmında
Teravih namazında aslolan, ramazan gecelerinin ihyasıdır. Kadir Gecesi’ne rastlama ihtimali yüksek olan bu mübarek geceleri müminler, ibadetle değerlendirmeye gayret etmektedir. İlk teravihin kılınmasının ardından ramazan, sahurla devam eder. Büyükler için bir sünneti eda olan sahur, çocuklar için bir eğlence gibidir. Sahura kalkmak çocukların hoşuna gittiğinden akşamdan annelerine, ninelerine sıkı sıkı tembihte bulunurlardı. Bu durum, Enderunlu Vâsıf’ın (ö. 1824) şiirine şöyle yansımaktadır:
Sıbyân heves‑i nimet‑i savm ile demekte
Bu şeb beni cânım nene sahurda uyandır
Sahuru yapan Müslümanlar, imsak vaktini beklemeye başlarlar. Orucun başladığı, yeme içmenin kesildiği imsak vakti, davullarla da halka duyurulmaktadır. Bu tabloyu Seyyid Vehbi’nin şiirinde şöyle okuyoruz:
Hâb‑ı âsâyişi ammâ uçurur bâz gibi
Pâsbân‑ı tabıl imsâka olup zahme‑zenân
Sahurdan sonra Müslümanlar, gün boyunca bir şey yiyip içmeden, sabırla iftar vaktini beklemektedirler. Hadislerde, vakti girdikten sonra oruçlunun iftarda acele etmesi (Buhari, Savm, 45) tavsiye edilmiştir. Kâmi’nin ifadesiyle iftar vakti, cennet nimetlerinin tadını, zevkini gösteren bir zamandır:
Vakt‑i iftârı nümâyende‑i zevk‑i cennet
Ferkadânun biri anda birisi bunda ayân
Kur’an-ı Kerim, zekât, sadaka ve fitre
Son devir mutasavvıf şairlerden, Üsküdar Mevlevihane’sinin son şeyhi Ahmed Remzi Akyürek (ö. 1944) de Kur’an’ın indirildiği bu ayın kıymetini bilen kişinin şeref bulacağını, bu ayda namaz kılmak, oruç tutmak, Kur’an tilavet etmek, zekât vermek ve hayırda bulunmak gerektiğini dile getirmektedir:
Kadrin bilen buldu şeref bu fırsatı etme telef
Savm u salat eyyamıdır geldi yine şehr-i sıyâm
Kur’ân oku eyle salat ifâ edilsin hem zekât
Hayr etmenin hengâmıdır geldi yine şehr-i sıyâm
Ramazan’da sadaka vermenin pek çok farklı yolu vardır. Bunların başında fıtır sadakası yani fitre gelir. Fakirlerin bayram hazırlığı yapması için önemli bir sosyal yardımlaşma aracı olan bu ibadet, Sâbit’in ramazaniyesinde “fakir, zengin, bayram ve vacip” kelimeleriyle birlikte kullanılmaktadır:
Rûze‑i fakr akîbinde gelir îd‑i gınâ
Fıtra‑i vâcibe‑i himmete yok mu imkân
Nitekim her sene zînetle gelip mâh‑ı sıyâm
İde her kûşe‑i dünyâyı çerâgân‑ı cinân
Kadir Gecesi
Kadir Gecesi, Kur’an’ın indirilmeye başlandığı gecedir. Bu nedenle bin aydan hayırlı bir gece olarak nitelenmiştir. (Kadir, 97/3) Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Kadir Gecesi’nin hangi gün olduğunu kesin olarak bildirmemiştir. Ancak ramazan ayının son on gününde ve tekli gecelerden birinde olabileceğini beyan etmiştir. (Buhari, Fazlu leyleti’l-kadr, 2-3) Kadir Gecesi’nin, günahların affına ve Hakk’ın mağfiretine vesile olduğunu Enderunlu Vâsıf (ö. 1824) şu beytiyle terennüm etmektedir:
Bil kadrini zirâ ki bu şehrin şeb-i Kadr’i
Bî-şek sebeb-i mağfiret-i âlemiyandır
Enderunlu Fazıl (ö. 1810) ise ramazan ayının değerli bir zaman dilimi olduğunu söyleyerek Kadir Gecesi’ni, meleklerin güzel yüzleri üzerindeki siyah renkli süs veren ben olarak düşünmektedir. Bu benler nasıl yüze güzellik katıyorsa Kadir Gecesi de ramazan ayını güzelleştirmekte, onu önemli kılmaktadır:
Bu bir mâh-ı mükerrem kim sevâd-ı leyle-i Kadr’i
Siyeh bir hâl-i ziyettir cemâl-i kudsiyân üzre
Ramazan Bayramı
Bayramlar, geçmişten günümüze kültürümüzün en önemli temel taşlarından biridir. On bir ayın sultanı ramazanın bitmesiyle bizleri karşılayan bayram, içimize neşe, mutluluk ve sevinç saçmaktadır. Divan şairlerinin bayram vesilesiyle büyüklerin methine yönelik kaleme aldıkları kasidelere bayramiye (ıydiyye) denilmektedir. Bayramiyeler, kasidenin “nesib-teşbib” bölümünde yer almaktadır. Bayramiyeler, bir bayram tebriği olarak da kabul edilebilir. Ramazan Bayramı, şevval hilalinin görünmesiyle başladığından hemen bütün ramazan ıydiyelerinin ilk beyitlerinde ramazaniyelerde de olduğu gibi daha çok hilalle ilgili zengin mazmunlara yer verilmektedir. Sünbülzade Vehbi (ö. 1809) bu alakayı her yönüyle şu beyitleriyle ifade etmektedir:
Hilâl-i ıyd kıldı cebhe-i âfâkı nûrânî
Yine yâd etti âşıklar ham-ı ebrû-yı cânânı
Nice yâd etmesinler kim nezâketle eder îmâ
Hilâlin kûşe-i ebrûsu zevk-ı vasl-ı hûbânı
Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennem azabından kurtuluş olan ramazan ayını idrak ederek bayram sabahına kavuşuyoruz. Başta aziz milletimiz olmak üzere bütün İslam âleminin ramazan-ı şerifi ve gelecek Ramazan Bayramı mübarek olsun. Gazze ve tüm mazlum coğrafyalarda zulüm gören din kardeşlerimizin felaha kavuşmalarını Yüce Rabbimizden niyaz ediyoruz.