RAMAZAN VE
KULLUK BİLİNCİ


Hülya TEKİN ÇAKIR
Kur’an Kursu Öğreticisi


“Ramazan geldi; aşk ve iman padişahının sancağı erişti. Artık maddi yiyeceklerden elini çek. Çünkü göklerden manevi rızık geldi ve can sofrası kuruldu.”
(Mevlana Celaleddin-i Rumî)

Ramazan kelimesi sözlükte birçok manaya işaret ediyor. Onlardan biri de “yaz sonunda ve güz mevsiminin başlarında yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur” anlamına geliyor. Yere düşen rahmet yeryüzünü nasıl kirlerinden arındırıyor ise ramazan ayı da müminleri günahlarından ve manevi kirlerinden pak edip ebedî hayatta mağfiretine vesile oluyor.
Ramazan, Kur’an’ı Kerim’de adı geçen tek aydır. İslam dininin beş temel esasından biri olan oruç, bu ay içinde tutulur. Kur’an-ı Kerim’de, “(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin.” (Bakara, 2/185) buyurulur. Kur’an, insanlığa rehber ve hidayet kaynağıdır. İnsanlara dünya ve ahirette nasıl mutlu olacaklarını ayrıntılarıyla tarif eder.
Ahiret, canlılar için yolun sonu, başka bir hayatın başlangıcına gözleri açmak demektir. Günlük dilde, “öbür dünya” olarak nitelendirdiğimiz ahiret için Kur’an, “el-yevmü’l-âhir (öteki/son gün)” ifadesini kullanır. Ahiret hayatı, İslam’ın iman hakikatlerinden biridir.
Kur’an’ın pek çok ayetinde Allah Teâlâ dünya hayatının geçiciliğini vurgulayıp ahiret hayatını övmüştür. (Ra’d, 13/26) Dünya hayatının geçiciliğinin vurgulanmasının sebebi ise insanoğlunun dünyaya gereğinden fazla ilgi gösterip aşırı değer vermesi ve sonunda ahireti unutmasıdır. Yoksa imtihan yeri olarak yaratılan geçici hayatın bizzat kendisi kötü değildir. Rabb’imiz dünyanın fâni, ahiretin ise ebedî olduğunu kullarına hatırlatır. Dünyanın geçici zevklerine kanmamamızı ve daha hayırlı ahiret mutluluğunu yakalamamızı tembih eder. “Fakat sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz, oysa ahiret, daha hayırlı ve süreklidir.” (A’lâ, 87/16-17) Bununla birlikte Kur’an dünya hayatını terk etmemeyi zira ahiretin dünyadaki amellerle kazanılacağını ifade etmektedir. “Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma.” (Kasas, 28/77)
Ramazan ayı ahiret bilincinin oluşmasında ve ibadet noktasında katkı sağlarken kulluk bilincini de pekiştirir. Kuşkusuz ramazan, birçok güzellikleri bir arada yaşatan bir aydır. “Eğer kullar, ramazanın faziletlerini bilselerdi, bütün senenin ramazan olmasını temenni ederlerdi.” (Heysemî, Mecmeu’z-zevâid, c. III, sf. 141)
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.” (Bakara, 2/183) Tatbikinde fark olmak ile Cenab-ı Hak, evvelki ümmetlere olduğu gibi Hz. Muhammed (s.a.s.) ümmetine oruç ibadetini farz kılmıştır. Oruç tutan Allah’ın emrine itaat ederek Allah’a karşı tevazunun zirvesini bedenine ve ruhuna yaşatmış olur. Oruç, bitmek bilmez nefsani arzular karşısında insana mukavemet ve sabır sunar. Âdemoğlu, sahurdan imsak vaktine kadar yeme-içme ve nefsani tutkuyla bağımlısı olduğu her şeyden sabrederek uzak durmayı başarır.
Kişi, orucunu bedenen yerine getirirken oruç kalkanıyla yalan, gıybet, kötü söz, haset, aldatma gibi insanın manevi gelişimine engel olan davranışları da bertaraf etmeye çalışır. Nitekim Rabb’imiz, “Sabredenlere mükâfatları elbette hesapsız olarak verilir.” (Zümer, 39/10) buyurmuştur. Muhakkak ki oruç insanın ahlakını güzelleştirirken ahiret için de kazançlı çıkmasına vesile olur. Kutsi hadislerde oruç ibadetine teşvikler vardır. Yüce Allah “Oruç benim içindir. Onun mükâfatını ben vereceğim.” (Buhari, Savm, 2) buyurmuştur. Müminler ahiret yurtları olan cennete varınca sekiz kapıyla karşılaşırlar. (Buhari, Bed’ü’l-halk, 9) Oruç tutanlardan olan kimse ise Reyyân kapısından çağrılır. (Nesai, Sıyâm, 43)
Oruç ibadeti ahiret azığının en kârlı meyvesidir. Çünkü ramazan ayı ahiret hazırlığının en yoğun olduğu mevsimdir. Ramazan cennet kapılarının ardına kadar açık, cehennem kapılarının ise kapalı olduğu, şeytanların zincire vurulduğu bir zaman dilimidir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), oruç tutan Müslüman’ın hem dünya hem ahiret sevincini şu sözlerle ifade eder: “Müminin iki sevinci vardır: Birisi iftar vaktinde orucunu açtığı andaki sevinci, diğeri Rabb’ine kavuştuğu zaman orucunun (mükâfatından kaynaklanan) sevincidir. (Buhari, Savm, 9)
Yüce Rabb’imiz Kur’an-ı Kerim’de bize ahiretin bir mükâfat ve ceza yeri olduğunu, dünyada yaptığımız her şeyin mutlaka karşılık bulacağına işaret ederek şöyle buyuruyor. “Kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir.” (Zilzâl, 99/7-8) Şüphesiz ahirette karşılık verilmeye layık en önemli iyiliklerden biri de infak ibadetidir. Ramazan ayında Müslümanlar, zekât, fitre, sadaka ve hayırları bolca ifa ederek Allah’ın rızasının gözetmeye çalışır. Zira ramazan, kaçırılmayacak müstesna bir kulluk mevsimi zamanıdır. Ramazan, insanı üç katmandan (beden, zihin ve ruh) besleyen bir aydır. Kulluğunun şuurundaki bir kimse, infakın gayesini, ferdî ve içtimai faydalarını kavramış ve kendi amacını ona göre tayin etmiştir.
Kur’an’da namazdan sonra en çok emredilen ibadetlerden bir diğeri de zekâttır. Dinin zenginlik ölçüsünü haiz Müslümanlar bu ibadetin bereketinden, sevabından daha fazla istifade etmek için genelde ramazan ayında zekâtlarını verirler. Fakir ile zengin arasında gönül köprüleri kuran zekât ibadeti toplumsal barışın ve ahiret kurtuluşunun en büyük muştusudur. Zekât, malın bereketini artırır. Zekâtını veren Müslüman, iç huzurunu doyasıya yaşar. Zekâtı alan ihtiyaç sahibinin de tedirgin olmasının ve bir keder duymasının önüne şu mübarek ifade geçmektedir: “Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.” (Zâriyât, 51/19) İslam âlimleri de zekâtı tarif ederken bu ayetin rehberliğinde “Zekât, zenginin malındaki fakirin hakkıdır.” demişlerdir.
İnfakın ramazan ayına has olanı sadaka-i fıtırdır. Sadaka-i fıtır âdeta hayatta kalma, ramazana ulaşma vergisidir. Dinen zengin sayılan Müslüman’ın bir günlük yiyeceğini veya bedelini ihtiyaç sahibi kardeşiyle paylaşmasını ifade eder. Her ne kadar zengin Müslüman’ın yerine getirmesi gereken bir ibadet ise de günümüzde özellikle ülkemizde fitre verme imkânı olan her Müslüman severek bu ibadeti yerine getirmek ister. Bu tablo gösteriyor ki ahirete iyilik ve sevap adına hazırlık yapmak isteyen Müslümanlar, kendilerine zorunlu olmasa da ramazanın bereketinden, Rahman’ın mağfiretinden, Peygamberimizin şefaatinden istifade etmek için birbirleriyle yarış hâlindedirler. Mümin, bu dünyada kazandıklarının asıl sahibinin âlemlerin Rabb’i olan Allah (c.c.) olduğunun bilincindedir. Paylaştığı her şeyin bir garibanın derdine merhem olduğunun, aynı zamanda bu iyiliklerin ahirette kendisine döneceğinin farkındadır. Müslüman, hem bu dünya için en çok da öbür dünya için çalışan kişidir. İşte ramazan, öbür dünyanın asıl kalıcı bir vatan olduğunu bizlere hatırlatır, bu bilinci zihinlerde inşa eder.
İnfak deyince aklımıza bir de sadaka vermek gelir. İnfak, Ramazan’da Müslümanların diğer aylara nazaran sevabından daha fazla istifade etmek için özen gösterdiği bir ibadettir. Nafile bir ibadet olarak telakki ettiğimiz sadaka asıl itibarıyla Cenab-ı Hakk’a sadakatin bir sembolüdür. Özüne, sözüne sadık olan Müslüman’ın sadakatle yerine getirdiği bir ibadettir. Ramazan boyunca ve ramazan dışında da az da olsa sadaka vermeyi âdet hâline getirmek önem arz ediyor. Sadaka, maddi bir şeyleri feda etmek olabildiği gibi imkânlar dâhilinde yapılan her helal harcamanın hatta güzel bir sözün bile sadaka yerine geçeceği Peygamber Efendimiz (s.a.s.) tarafından müjdelenmiştir. “İki kişinin arasında adaletle hükmetmek, hayvanına binmek isteyen yahut eşyasını hayvana yüklemek isteyen bir kimseye yardım etmek, bu kapsamda değerlendirilebilecek birer sadakadır. Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken atılan her bir adım sadakadır. Yoldan eziyet verici şeyleri gidermek bir sadakadır.” (Müslim, Zekât, 56). Peygamber Efendimiz, ramazan ayında daha fazla sadaka vermeye özen göstermiştir. Gönüller arasında köprü kuran sadaka hususunda daima Müslümanlara örnek olmuştur.
Ramazan, Kur’an ayıdır. Müminler bu ayda Peygamberimizin sünnetini yerine getirmek için kimi camilerimizde kimi evlerde okunan mukabelelere katılmaya büyük önem verirler. Kur’an okumasını bilenler mukabeleyi takip eder bilmeyenler de okunan Kur’an’a kulak verip huzura kavuşurlar. Özellikle bu ayda indirilen hatimler vardır. Bu çabaların hepsi “el-yevmü’l-âhir (öteki/son gün)”de Kur’an’ın şefaatine nail olmak içindir. Kur’an ayı ramazan bu aşkı ve şevki canlı tutmak için bulunmaz bir mekteptir.
Rahman’ın biz kullarına ikramı olan ramazan, ahirette kazançlı çıkmamız için salih amellere kapılar açar. Orucu, mukabelesi, hatimleri, teravihi, sahuru, iftarı, ikramı, zekâtı, sadakası, fitresi, fidyesi ile toplumun her kesiminde, evde, çarşıda, pazarda farklı bir atmosferde olduğumuzu bize hissettirir. Rabb’im sayılı günlerimizi niyazlarımız ile bereketlendirsin.
“Alnımız secdede bulsun bizi her lâhza ezan
Ve hazin ömrümüzün her günü olsun Ramazan.
Zikrimiz Arşı geçip fecre kadar yükselsin
Maveralardan ümit ettiğimiz ses gelsin.”
Faruk Nafiz Çamlıbel