RAMAZAN TEMBİHNAMELERİ

Fazilet KOÇ


On bir ayın sultanı ramazan-ı şerif, Müslümanların kıymetli misafiridir. Onunla geçirilen vaktin pek değerli olduğu vakidir. Misafir, güzel bir şekilde karşılanır, ağırlanır ve nihayetinde yeniden buluşabilmek duasıyla uğurlanır. Dünyaya, medeniyet ve gelişmiş kültür anlayışıyla örnek olan Osmanlı’da da ramazan-ı şerife ayrıca ehemmiyet verilir. Müslümanların bu ayı verimli, sorunsuz ve güzel bir şekilde geçirebilmeleri için yönetim eliyle ramazan gelmeden bazı hazırlıklar yapıldığı bilinir. Bu hazırlıklardan biri, şaban ayının ortalarında yayımlanan tembihnamelerdir.
Tembih, Arapçada “uyarma, ikaz etme, uyandırma” gibi anlamlara gelen bir ifadedir. Name de Farsça’da kitap, mektup manasında bir kelimedir. Tembihname, Osmanlı’da özel günler ve davetlerde sorun çıkmaması, düzen sağlamada kolaylık olması adına alınan kararları içeren genelgedir. Ramazan-ı şerife özel olarak tembihname çıkarılır. Bu tembihnameler yetkililere ulaştırılır, halkın da haberdar olması sağlanır. Camilerde cemaatlere okunur, bekçiler tarafından mahalle sakinlerine bildirilir, uygun duvarlara asılır. İkinci Mahmut Dönemi itibarıyla çıkarılan tembihnamelerin broşür olarak basıldığı, halka dağıtıldığı, devrin resmî gazetesi Takvim-i Vekayi’de yayımlandığı bilinir. Günümüze ulaşan bazı tembihname uyarılarında;
 Evlerin önünün temizliğine daha bir dikkat edilmesine,
 Teravih namazlarına dikkat edilmesine ve bu namazların cemaatle eda edilmesi hususunda özen gösterilmesine,
 Teravihle birlikte beş vakit namazın da bu ayda özellikle cemaatle kılınmaya çalışılmasına,
 Laleli, Beyazıt ve Sultanahmet Camilerinin, kadınların namaz kılması için ayrılmış olmasına ve erkekler için başka camilerin tahsisine,
 Özür sebebiyle oruç tutamayan Müslümanların ve gayrimüslimlerin açıktan oruç yememesine, gündüz vakti hiçbir surette yeme içme olmamasına,
 Gayrimüslim tebaanın yoğunlukta olduğu mahallelerde sahur vakti davul çalınmamasına,
 Kadınların iftar vaktinden bir saat evvel evde olmalarına, dışarıda oldukları zamanlarda da kılık kıyafetlerine daha bir dikkat etmelerine,
 Geceleri fenersiz dışarı çıkılmamasına, değinildiği görülür.
Ramazan-ı şeriften önce gıdalar kontrol edilir, gıda maddelerinin denetimi yapılır, et sıkıntısı çekilmemesi için Trakya bölgesinden İstanbul’a koyun, keçi vs. getirtilir; fırınların ve pastanelerin zam yapmaması için fiyatlar önceden belirlenir. Tüm bunlar, toplumun fertlerinin hayatını kolaylaştırmak için otorite eliyle uygulanan rutindir. Kural, kanun gibi görünen bu uygulamalar, bazen insanların kendi aralarında yazısız, sözsüz, kayıtsız biçimde yaşadıklarıyla şekillenir, bazen de yetkililerin müdahil olmasıyla resmiyet kazanır. Tembihname bu tür uygulamaların resmî yüzüdür denebilir.
Tembihnamelerde yer alan mezkûr uyarılarla ramazan-ı şerife verilen önem daha da belirginleşir, hem de halk ibadete teşvik edilmiş olur. Bu tür gelenekler Osmanlı’da Ramazan ayının daha canlı, daha heyecanlı, şevkle yaşanmasını sağlar. Belki de eski ramazanların tadının bir başka olduğuna dair söylemler bu geleneklerin kaybolması dolayısıyla dile getirilir. Yoksa ramazan vesilesiyle bugün de şenlikler düzenlenir, teravih namazlarından toplu mukabelelere, ders halkalarından iftar sofralarına, sahurda duyulan davuldan iftarda işitilen top sesine kadar geleneksel olan birçok şey ifa edilir. Bilinen şekliyle bugün “zimem defteri” adı verilen bir uygulama tanımlanmaz ama yoksulların borçlarını karşılayan hayırseverler bulunur.
Osmanlı Dönemi’nde yaşamış olan biri sokakta rastgele yürürken duvarda asılı duran şeye dikkat kesilse herhâlde şöyle bir metinle karşılaşır:
“Eyyâm-ı mağfiret ittisâm-ı merkûme eşref-i evkât-ı sâire olmasıyla tanzifât ve tathirâtın icrası dahi mukteziyât-ı diniyeden bulunmaktan ahali-i mahallât ve esnaf ve sâire konak ve hane ve dükkanları kapı ve kepenk ve pencere ve kafeslerini çamur ve örümcekten ve sokaklarını süprüntü ve müstekreh şeylerden silip süpürerek esbâb-ı hasene-i tahâret ve nezafetin icrasına ihtimam ve mevâdd-ı meşrûhanın dahi kâmilen ifasına ikdâm-ı tâm ile hilafı evzâ ve hâlâttan ziyade ittikâ ve mübâadet eyleyeler.” (Fi 27 Şaban 1255 İrade, Dâhiliye, 158’in az değiştirilmiş şekli Varaka-i Mahsûsa)
Günümüzde resmî makamlarca belirlenmiş kural, kanunla sabit olmasa da ramazan-ı şerif, sayılamayacak kadar çok güzelliği içinde barındırır. İnananlar, ibadet maksadıyla rahmet ve mağfiret mevsimini karşıladığından tüm ay boyunca davranışlarına dikkat eder. Kendisini dert edindiği kadar, belki daha da fazla diğer insanların sorunlarıyla hemhâl olur. En temel ihtiyaçlardan iradi olarak yoksun kalmak, kişisel nefis terbiyesinin yanında ihtiyaç sahiplerini fark etmeyi, iyiliği genele yaymayı getirir. Rahmettir; arındırır. Müslüman, ramazanda aldığı eğitimle her anında, temizlikten ibadete kişisel ve toplumsal sorumluluklarına ihtimam gösterir. Zira ramazan mübarektir, tembihtir, namedir…