RAMAZAN
RUHU

Elif GÜN

Dünya baş döndürücü hızıyla akıp giderken bir ırmak gibi önüne kattığı her şeyi alıp götürür. Bu amansız, durdurulamaz hızda en çok da insanın ruhu savrulur. En önemli parçası eksilen, dağılan, dünyanın kendini içine çeken girdabında kaybolan insan bir şekilde tamamlanmalı, azalan yönlerini yeniden kazanmalı, kaybettiği maneviyatını ve huzurunu arayıp bulmalıdır. Çünkü bedeni ayakta tutan ruhtur.

İnsan, bütün bir yıl boyunu aşan dev dalgalarla boğuşur. Üstüne başına dünyanın türlü kirleri bulaşmasın diye büyük mücadeleler verir, kendisiyle savaşır. Kalbini lüzumsuz işlerden uzaklaştırmak için en çok da nefsiyle büyük bir savaş hâlindedir. Benliğini selamete çıkarmak ister. Kirlerinden arınması gerekir. Hızına yetişilemeyen şu dünyada az zamanda hatalarını telafi etmeli, yorulan ruhunu ve bedenini yeniden diriltmelidir. İşte hayatımıza serpiştirilmiş değerli bazı günlerin ve ayların bunun için büyük bir fırsat olarak görülmesi gerekir.

Öyle bir ay var ki, bizler o ayda pörsümüş ruhumuzu yenileyebilir, bozulan kalbimizi onarabiliriz. Tüm yıl yorulan bedenimizi dinlendirebilir, ağırlıklarımızdan kurtulabilir, yeniden doğmuş gibi yola devam edebiliriz.

O ay ki kışın ardındaki bahardır. Çiçektir, güneştir. Toprağın bağrından fışkıran tohumun yeniden dirilişidir. Kendi amel bahçemizi ekme, dikme, sulama, yeşertme mevsimidir.

O ay ki bütün değerlerin kirletildiği bu asırda arınma kurnasıdır. Dünyanın omuzlarımıza ağır gelen yükünü, sırtımızdan ceketimizi alır gibi alan nahif bir eldir. Hasta dimağların, yılgın gönüllerin sığınağıdır. Bir can simididir, tam boğulmak üzereyken yetişen.

O ay ki on iki ayın içinde altın gibi parlayan, her günü amel defterimizi temize çekeceğimiz silgi hükmünde, heybelerimize doldurmamız için gökten sağanak sağanak maneviyatın yağdığı, huzur iklimi dediğimiz kutlu bir zaman dilimidir.

Her yıl şık giyimli özel bir misafir gibi gelir, çalar kapılarımızı. Bizler de senede bir kere gelen o kıymetliyi, en güzel ev sahipliğimizle hanelerimize buyur ederiz. O kutlu misafiri memnun edebilmek herkesin en büyük gayretidir. Memnun kalmalıdır ki seneye yine gelsin.

O ay ki orucuyla sıhhat bulduğumuz, teravihiyle hem bedenimizi hem ruhumuzu dinlendirdiğimiz, sahuruyla gecemizi bereketlendirdiğimiz, hatimleriyle şeker şerbet içtiğimiz, iftar heyecanıyla dünyayla aramıza es koyduğumuz fırsatlar ayıdır.

O ay ki kulluğun şahlandığı, mağfiretin bol bol dağıtıldığı, kurtuluş ipinin yeryüzüne sarkıtıldığı, bedenlerin sağlığına kavuştuğu, malların temizlendiği, ruhların kirlerinden arındığı, gönüllerin sıkıntılarından feraha çıktığı ay, ramazan ayıdır.

Toplu bir şekilde tüm dünya Müslümanları mânaya gelir. Yönünü kaybeden kalpler, ibresini bulmak için duadadır. Coşkuya kapılan yürekler yakarır. Renkler, diller, coğrafyalar belki farklıdır ama dualar, niyetler, niyazlar hep aynıdır. O da affedilmek…

Bizler de dua kapılarının ardına kadar açıldığı bu bereketli ayda boynumuzu bükerek, ellerimizi açıp bir çocuk gibi ısrarla belki bin bir niyazla hazineleri geniş olan Yaradan’dan ne diliyorsak istemeliyiz. O da zaten “İsteyin.” buyuruyor. “Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var.” hitabında bulunuyor. Dua, kul ile Allah arasındaki en iyi iletişimdir. Kul emindir dua mektubunun sahibine ulaştığından. İşte ramazan ayı bir iç döküş ayıdır. İsteme ayıdır. Sevgiliye sevgimizi ifade etme ayıdır.

Oruç, sadece mide açlığı değildir. Elimize, gözümüze, dilimize, kalbimize de gem vurmaktır. Bedenimizi ve ruhumuzu tüm kötülüklere karşı sürgülemektir. Öfkemize hâkim olmak, kalp kırmamak, yalan söylememek, boş işlerle meşgul olmamaktır. İnsana en yakışan hoşgörü elbisesini üzerimize giymektir.

Aslında bu ayda, hayatımıza oturttuğumuz kulluğumuzu disiplinli bir yol tutuşuyla sonraki aylara da yayabilme niyetini ve gayretini taşımak en büyük kazanımdır. Kendini hiç bilme, sıfırlama, manevi hastalıkları tespit edip tedavi ettiğimiz şifalı bir zamandır. Diller dualı, kalpler huzur ikliminin sıcaklığındadır.

Bu ayda statü yoktur. Zengini de fakiri de açlık terbiyesinin medresesinden geçer. Bütün insanlar oruç ibadetiyle eşitlenir. Oruç, biraz da birbirinin hâlinden anlamaktır.

Nasıl güzel bir ay ki o ayın hatırına ölmeden evvel nefis muhasebesi yapılır. Zararlar defedilmeye çalışılır. Kararan gönüller beyaz elbisenin kirlerinden arındığı gibi temize çekilir. Hesap defterinin, kul hakkı hariç varsa borçları, içten bir tövbeyle ödenir.

Bu ayda nefisle, şeytanla, dünyanın debdebesiyle kulluk için büyük bir mücadele vardır. Ve insana en çok yakışan da bu uğurdaki mücadelesidir.

Ramazan ayı; sabır, ibadet, rahmet, muhabbet, bereket ayıdır. Âdeta gecesiyle ayrı, gündüzüyle ayrı sevap kazanma fırsatları önümüze sunulur.

Bu ayda insanların gönül çeşmeleri her zamankinden daha fazla açıktır. Herkes iyilik yarışına girer. Nerede bir ihtiyaç sahibi görülse zekât, fitre, fidye ibadetleriyle ihtiyacı giderilir. Böylelikle kardeşlik, paylaşmak, başkasını kendine tercih etme duyguları ön plana çıkar. Bu da ramazan ruhu demektir.

Allah’ın yarattığı her gün, her ay muhakkak çok kıymetli ama ramazan ayı bir başka özel. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim bu ayda indirilmeye başlanmıştır. Diller onun tılsımlı zikriyle tatlanır. Kulakların duyduğu en nahif, en şifalı, en huzur verici beste Kuran’ın yüzyıllardır devam eden bestesidir. O kıyamete kadar değiştirilemeyecek yol gösterici kitabımızdır.

İçerisinde bin aydan daha hayırlıdır denilen Kadir Gecesi yer alır. O geceyi ömründe en az bir kere de olsa yakalamak, her kulun en büyük arzusudur. O gece, ramazan ayının her köşesinde aşkla, gayretle, ümitle aranır. Bulacak olanlar ancak arayanlardır.

En nihayetinde ve tüm inananların en büyük duası; bayram sabahına annesinden doğduğu günkü gibi günahsız, tertemiz ulaşabilmek, mağfiret yağmurlarıyla yıkadığı ömür defterini kirletmeden yeni bir başlangıçla kalan hayatına “merhaba” demektir. Sınavını geçmiş bir öğrenci gibi kulluk imtihanını verip Allah’ın “Kulum senden razıyım.” hitabını duymaktır. Ki bayram, o vakit bayramdır.