RAMAZAN BİRAZ DA ANNEDİR
Süreyya MERİÇ
Dünyaya gözlerimizi açtığımız anda görürüz onun yüzünü; ilk kelimemiz, ilk sesimizdir anne. Bizi hayata hazırlayan rehber, zorluklar karşısında dayanağımız, hayatın keşmekeşinden ürktüğümüzde kaçıp sığındığımız yuvamızdır. Anne demek, diyebilmek bir ayrıcalıktır insan için. Belki de bu yüzden canından aziz bildiği şeyleri de annesiyle özdeşleştirir insanoğlu. Toprağına ana vatanım der, sığınağına ana kucağı.
Peki, hayatın binbir cephesiyle mücadele ederken, günler, aylar uç uca eklenip zaman akıp giderken kime, neye sığınırız? Koca bir yılı dünyalık telaşların ardında yitirmemek için bir durak lazımdır insanoğluna. Yaralarını sarıp sarmalayacak, ona dünya hayatının geçiciliğini fısıldayacak müşfik bir ses lazımdır, bir anne lazımdır: Ramazan Biraz da Annedir.
Dursun Ali Tökel’in kaleminden Ramazan Biraz da Annedir kitabı, o müşfik sese çağırır okurlarını: “Hayatın içinden geçerken; yaşamın kesik izleri, gölge lekeleri, şaşı bakışları, kırgın gönülleri arasında başka kim dinler bizi?”
Ramazan Biraz da Annedir, ömrünü beyhude uğraşların arasında heba etmek istemeyen gönüllere seslenir. Bir soruyla çengeller atar okurun zihnine: “Ben Kendimin Neyi Olurum?” Kierkegaard’ın sözü gelir akıllara, herkes kendisi tarafından kandırılır. İşte bu yüzden kişi önce kendini bilmeli, kendisinin neyi olduğunu sorgulamalıdır. Ancak o zaman yaşamının sorumluluğunu üstlenir, ömrünün istikametini tayin eder, dünya ve ukba dengesini güder.
“Açlıkla Doymak” bölümünde bitip tükenmeyen ihtirasların, tatmin edildikçe oburlaşan arzuların karşısına nefis terbiyesi konulur. İnsanı zevkiselimden aklıselime ve oradan da kalbiselime ulaştıracak şey nefsine galebe çalmasıdır. “İbadetler Nihayette Ne İçindir?” sorusunun da cevabı aranır kitapta. Oruçla ziyadeleşen nefis terbiyesinin, kişiyi her türlü kötü söz ve eylemden koruması gerektiği vurgulanır. Açlık; öfkenin, nobranlığın bahanesi olamaz. Aslolan ramazan ikliminin insanı sarıp sarmalaması, ona başka zamanlardan çok daha etkili bir sükûnet bahşetmesidir. Bu ise ancak ruhun cömertliği ile mümkündür. “Ruhlardaki Cömertlik” işte bu hakikate dikkat çeker.
İnsanlar kadar şehirler de ramazandan nasibini alır. Zaman ve mekân algısı ramazanla birlikte yeniden şekillenir. İmsak, sahur, iftar vaktine mahyalar, teravihler, mümin gönüllerle dolup taşan camiler eklenir. Ramazan şenlikleri, hayal perdeleri, orta oyunlarla süslenir zaman ve mekân. Bir tereke bırakır ramazan giderken insanoğluna. “Erdemli Mal Tüketiminin Teşviki”dir bu. İsraftan kaçınan, her bir lokmanın hakkını bilen, kendi nefsi kadar kardeşinin nefsini de düşünen insanlar bırakır ardında. Ramazan bizi terbiye eden mürebbiyemiz, mümbit gönlünde kırgınlıklarımızı yatıştırdığımız annemiz, küsleri barıştıran müşfik elimiz, hayırları çoğaltan dost sesimizdir.