RAD SURESİ


Dr. Faruk GÖRGÜLÜ
Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Kur’an-ı Kerim’deki sıralamada on üçüncü, iniş sırasına göre ise doksan altıncı sırada olan Rad suresi 43 ayetten oluşmaktadır. Muhammed suresinden sonra, Rahman suresinden önce Mekke’de nazil olmuştur. Surenin bütününün Mekke’de ya da Medine’de indiğine ilişkin görüşler olduğu gibi bazı bölümlerinin Mekke’de, bir kısmının ise Medine’de nazil olduğuna dair rivayetler de vardır. (İbn Aşur, Tefsiru’t-Tahrir ve’t-Tenvir, Tunus, 1984, 13/76.) Ancak içeriğinde yer alan ayetlerin üslubu ve ele alınan konulara bakıldığında ilgili surenin Mekke’de indiği görüşü ağırlık kazanmaktadır. (Mevdudi, Tefhimü’l-Kur’an, İstanbul, 2005, 2/504.) Zira söz konusu surede Allah’ın varlığına, birliğine ve kudretine dair çeşitli delillerin öne çıkarılması ve Hz. Peygamber’i Mekkeli müşriklerin baskılarına karşı teselli eden bir üslubun hâkim olması, surenin Resulüllah’ın amcası Ebu Talib ile hanımı Hz. Hatice’nin vefatından sonra müşriklerin eziyetlerinin arttığı süreçte indirilmiş olma ihtimalini güçlendirmektedir. (M. Kamil Yaşaroğlu, “Ra‘d Suresi”, TDV İslam Ansiklopedisi, 34/383.)
Sure, ismini on üçüncü ayette geçen “gök gürültüsü” anlamındaki “Rad” kelimesinden almıştır. İlgili ayette, “Gök gürültüsü Allah’ı överek tenzih eder; O’nun korkusundan dolayı melekler de buna katılır. Onlar Allah hakkında tartışıp dururken O, yıldırımlar gönderip bunlarla dilediğini çarpar. O’nun azabı pek şiddetlidir.” (Rad,13/13.) buyrularak gök gürültüsünün Allah’ın büyüklük ve yüceliğini kendi hâl lisanıyla dile getirdiği, överek O’nu tesbih ettiği belirtilir. Rad suresinin kendinden önceki Yusuf suresiyle arasında konu ve muhteva benzerliği vardır. Zira her iki surede geçmiş peygamberlerin kavimleriyle olan tevhid mücadelelerine yer verilmekte, bunun yanında Yusuf suresinde kısaca ifade edilen tevhide dair konular ile Allah’ın sıfatları bu surede çok daha ayrıntılı bir biçimde açıklanmaktadır. Ayrıca her iki surede Hz. Peygamber’i teselli eden ayetler yer almaktadır.
Rad suresinde Allah Teâlâ’nın varlığı, birliği, ilim ve kudretinin akli delillerle ispatı, nübüvvet, öldükten sonra dirilme, hesap verme, cennet ve cehennem gibi ahiret hayatına ilişkin konular, samimi müminlerin nitelikleri, müşriklerin ortaya attığı şüpheler ve bunlara verilen cevaplar, Ehl-i Kitab’ın Kur’an-ı Kerim karşısındaki tutumu ile toplumların kaderini etkileyecek derecede pek çok ahlaki konu, tabiat olayları ve gök cisimleri arasındaki ilahi nizam vb. konular ele alınmaktadır. (Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, 3/268, 269.)
Rad suresinin içeriğini üç bölüm olarak ele almak mümkündür. Surenin ilk bölümünde ağırlıklı olarak uluhiyet konusuna işaret eden ayetler yer alır. Hz. Peygamber’e indirilen vahyin hakikatine işaret edilen ilk ayetin ardından muhatapların dikkati, kâinatın yaratılışı ve işleyişine çekilir. Bu bağlamda Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmenin gereğine vurgu yapılır. Bu arada evrendeki oluşum ve değişimlerin, bunlarla ilgili “tabiat kanunları” denilen yasaların tabiatın özünden kaynaklanmayıp Cenab-ı Hakk’ın sonsuz ilim, irade, kudret ve hikmetinin eserleri olduğu vurgulanır. Ardından kâinatta Rabbimizin varlığına işaret eden onca delile rağmen, O’na iman etmemenin ve öldükten sonra dirilmeyi inkâr etmenin şaşılacak bir davranış olduğu belirtilir ve inkârcıların ebedî olarak cezalandırılıp ateşe atılacakları haber verilir. (Rad, 13/1-5.)
Sonraki ayetlerde Allah Resulü ile müşrikler arasında geçen tartışmalara değinilir. Bu bağlamda müşriklerin, Hz. Peygamber’in nübüvvetine ve haber verdiği azabın geleceğine inanmadıkları, büyüklük kompleksine kapılıp uyarılara kulak asmadıkları, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğuna dair ondan mucizeler istedikleri, oysa peygamberin asıl görevinin mucize göstermek değil, insanları uyarmak, yanlışlık, haksızlık ve sapkınlıktan sakındırmak olduğu bildirilir. (Rad, 13/6-10.) Surenin on birinci ayetinde yer alan, “Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez.” ifadesiyle toplumun iyi ve kötü gidişatında insan eylemlerinin önemli bir etken olduğuna vurgu yapılır. Bu bağlamda insanın doğruluk ve istikamette olduğu sürece Allah’ın lütfettiği nimetlerinin devam edeceği, aksi hâlde cezasını çekeceği belirtilir. Daha sonra gelen ayetlerde insan onuruyla bağdaşmayan putperestlik eleştirilir. Nitekim surenin on dördüncü ayetinde Allah’ın dışındaki varlıklara el açıp onlardan istekte bulunanların hâli, susayıp da su almak için uzaktan elini uzatan, suyu avuçlarına alıp içmeyi bir türlü düşünemeyen kimselerin durumuna benzetilerek müşriklerin ve kâfirlerin dualarının boşa gideceği haber verilir. İlgili ayette dua edilmeye layık olanın sadece Allah olduğu vurgulanarak O’nun dışındaki varlıklara el açıp istekte bulunanların hiçbir isteklerinin karşılanmayacağı belirtilir. Zira kendilerine ilah diye tapılan şuursuz putlar, yaratıcı güce sahip olmadıkları için insanların dua ve isteklerine cevap verecek durumda değillerdir. Bu sebeple onlara dayanıp sığınmak ve onlardan yardım istemek batıldır, yararsızdır. Çünkü onlar yaratılmış varlıklardır. (Rad, 13/14.) Sonraki ayetlerde ise Allah’ın yaptığı çağrıya olumlu cevap verip emrine uyanlar için ebedî âlemde güzel mükâfatların hazırlandığı, davete uymayıp olumsuz davranış sergileyenlerin kötü bir sonla karşılaşacakları, onların bu akıbetten kurtulabilmek için yeryüzünün bütününü vermeye razı oldukları ifade edilir. (Rad, 13/16-18.)
Surenin ikinci bölümünde Hz. Peygamber’e gönderilen Kur’an’ın hak olduğuna inanmayan kimseler, körlere benzetilerek müminlerin, inkârcı olan bu kişilerle asla eşit olmayacağı dile getirilir. Ayrıca Allah’ın vahyini ancak akıl ve sağduyu sahiplerinin kavrayabilecekleri bildirilir. Daha sonra gelen ayetlerde ise söz konusu akıl sahiplerinin nitelikleri şöyle sıralanır: Bu kimseler, “Allah’a vermiş oldukları sözü yerine getirirler, yeminlerini asla bozmazlar, Allah’ın, gözetilmesini emrettiği şeylere riayet ederler.” (Rad, 13/21.) Yani insanlık, akrabalık, komşuluk, din kardeşliği ve benzeri insanlar arası ilişkilerden doğan haklara riayet ederler. (Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, 3/285.) Yine onlar, “Rablerine saygıda kusur etmezler. Kıyamet günü Allah’ın huzurunda hesabın kötü sonuç vermesinden korkarlar. Rablerinin rızasını elde etmek için sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar. Allah’ın kendilerine rızık olarak lütfettiği nimetleri Allah yolunda gizli açık harcarlar, kötülüğü iyilikle savarlar. İşte dünya hayatının güzel sonu (cennet) sadece onlarındır.” (Rad, 13/19-22.) Bu güzel sonun ne olduğu ise bundan sonraki ayetlerde şöyle açıklanmıştır: “O güzel son, babalarından, eşlerinden ve çocuklarından layık olanlarla birlikte girecekleri adn cennetleridir; melekler de ‘Sabretmenize karşılık elde ettiğiniz esenlik daim olsun! Dünya yurdunun ardından ulaştığınız sonuç ne güzel oldu!’ diyerek her kapıdan onların yanına girerler.” (Rad, 13/23,24.) Daha sonra gelen ayetlerde ise Allah’a verdikleri sözü tutmayanların, O’nun gözetilmesini emrettiği şeylere riayet etmeyen ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranların ilahi rahmetten mahrum kalıp kötü akıbete uğrayacakları belirtilir. (Rad, 13/25.) Bu bölümde yer alan ayetler rızkı bollaştırıp daraltanın Allah olduğunu ve dünya hayatının refahıyla şımarıp ahiret mutluluğundan yoksun kalanların hüsrana uğrayacaklarını, ahiretin yanında dünya hayatının geçici bir faydadan başka bir şey olmadığını belirten ayetle sona erer. (Rad, 13/26.)
Surenin üçüncü ve son bölümünde ise genel anlamda nübüvvet ve özelikle Hz. Peygamber’in risaletiyle ilgili ayetler yer alır. Bu çerçevede inkârcıların Allah Resulü’nden mucize talep ettiklerinin bildirilmesiyle başlayan ayetin ardından (Rad, 13/27.), iman edip Allah’a yönelen kimseye O’nun hidayet nasip edeceği, böylelerinin gönüllerinin Allah’ı anmak ve O’na bağlanmakla huzur bulacağı ifade edilir. Çünkü “…Gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur.” (Rad, 13/28.) Daha sonra gelen ayette ise iman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanlara dünyada verilecek güzel bir hayat, ahirette ise içinde sürekli kalacakları güzel bir yurt (cennet) ve bu yurtta yaşayacakları mutlu ve huzurlu bir hayat müjdelenir. (Rad, 13/26-29.)
Sonraki ayetlerde, diğer peygamberler gibi Hz. Peygamber’e düşen görevin de vahyedilen ayetleri muhataplarına okumak ve tebliğ etmekten ibaret olduğu belirtilir. İnkâra sapanların, dağların yürütüldüğü, yerin parçalandığı yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur’an getirilse bile yine iman etmeyecekleri haber verilir. (Rad, 13/30-31.) Daha sonra gelen ayette peygamberle alay etmenin yeni bir olay olmayıp önceki peygamberlerle de alay edildiği, ancak kendilerine bir süre mühlet verildikten sonra bunların cezalandırıldıkları bildirilir. Allah’ın birliğine ve ahirete değinen ayetlerden sonra (Rad, 13/33-35.) Kur’an’ın ilahi vahiy ürünü olduğu vurgulanır. Ardından Allah Resulü’ne hitap edilerek kendisine ve beraberindeki Müslümanlara her türlü eza ve cefayı reva görenlerin mutlaka kötü akıbetle karşılaşacakları bildirilir; onun görevinin tebliğden ibaret olduğu, inkârcılardan hesap sorma işinin ise Allah’a ait olduğu hatırlatılır. Mekke müşriklerinin geçmişteki inkârcı ümmetlerde görüldüğü gibi hezimete uğrama zamanlarının yaklaştığı haber verilir. Sure, Hz. Peygamber’in, risaletini kabul etmeyenlere şöyle söylemesini emreden şu ayetle son bulur: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve kitap bilgisine sahip olan kimseler yeter.” (Rad, 13/43.)
Netice olarak vahyin inmeye başlamasından on yıl kadar sonra nazil olduğu anlaşılan Rad suresinde İslam dininin temel inanç konularının yanı sıra ibadet ve ahlaka dair konulara da değinilmekte, inanmayan gruplar akl-ı selime davet edilmektedir. Bunun yanında Hz. Peygamber’e ve ilk Müslümanlara sabır tavsiye edilmekte ve geleceğe ümitle bakmaları istenmektedir. Çünkü her zaman olduğu gibi Hak galip gelecek ve batıl yok olup gidecektir. (Yaşaroğlu, “Ra‘d Suresi”, TDV İslam Ansiklopedisi, 34/384.)