RABBİMİZE YAKARIŞ VESİLEMİZ
DUA
Mustafa BAYTAR
Ankara Çankaya Müftüsü
Şu fâni dünyada bizleri huzura erdiren, zorluklar karşısında ümitlerimizi pekiştiren bir nimet vardır ki bu nimet, “dua”dır. Dua, Cenab-ı Mevla’nın bizlere bahşettiği rahmet kapısıdır. Dua; teslimiyetimizin, kulluk bilincimizin göstergesidir. Kulun Allah’a sığınma ve yakarışı, O’nun yardımını ve affını istemesidir. Kulu Allah’a bağlayan, manevi bir bağdır.
İnsan yaratılış itibarıyla acizdir, fakirdir, zayıftır. Dua, zayıf ve aciz olanın, her şeye gücü yeten Kadir-i Mutlak’a yönelmesi, hâlini O’na arz etmesidir. Ruhun Allah’a yükselişi, kalbin Allah ile konuşmasıdır. Kul ile yaratıcı arasında kurulan bir iletişim köprüsüdür. “Kullarım, beni sana sorarlarsa bilsinler ki ben onlara çok yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına karşılık veririm. Şu hâlde kullarım benim davetime uysunlar ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulsunlar.” (Bakara, 2/186.) ayet-i celilesi gereği ellerimizin boş kalmayacağından emin olmaktır dua.
Dua, aslında Cenab-ı Mevla’nın yüceliği karşısında hamd ve şükür ile acizliğimizin itirafıdır. İçtenlikle Rabbimize yalvarıp yakarmamız. Kulun Rabbini tanımasıdır. Kulluğumuzun Yüce Yaradan’a arzıdır. Yeter ki bizler, bu bilinç içerisinde Rabbimize dua edelim. O’nun rızasını, yardımını, bereketini, affını her daim isteyelim.
Bizler dua ederken neye muhtaç olduğumuzu, sınırlarımızı, maddi ve manevi imkânlarımızı fark ederiz. Gücümüzün, yaratılış gayemizin, sorumluluklarımızın farkında olduğumuzu dile getiririz.
Sonsuz güç ve kudret sahibi olan Allah, “Bana dua edin ki duanıza icabet edeyim.” (Mümin, 40/60.) ayetiyle kullarını kendisine çağırır âdeta. “(Resulüm!) De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan, 25/77.) ayet-i kerimesiyle yaratılış gayelerini hatırlatır kullarına. Böylece kulluk için yarattığı insandan, kulluğunu göstermesini ister.
Allah Resulü, “Sizden her kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kapıları açılmıştır. Allah’tan istenilen şeyler arasında O’na en sevimli geleni, afiyettir.” dedikten sonra sözlerine şöyle devam etmiştir: “Dua, başa gelen ve henüz gelmeyen belaya karşı fayda sağlar. Ey Allah’ın kulları, duaya sarılın!” (Tirmizi, Deavat, 101.) Allah Resulü bizleri duaya teşvik etmiştir.
Rabbimizin bir ismi de “el-Mücib” yani “dualara icabet eden”dir. Bize bizden yakın olan Rabbimiz, dualarımızı işiten, bilen ve kabul edendir. Kulluğun özü duadır. Kulun dua ile Rabbine yönelmesi, aslında O’nu hakkıyla tanımaya çalışarak saygısını göstermesidir. Yüce Yaradan’ın isteği de zaten bu değil midir? O’na olan saygısını, muhabbetini ifade etmek değil midir? Hiç kimsenin sesimizi duymayacağı yerde sesimizi duyan, hiç kimsenin bizi görmeyeceği yerde bizi gören, hiç kimsenin yardım edemeyeceği durumlarda bize yardım eden Yüce Rabbimizin rahmet ve sevgisine mazhar olmaktan daha öte mutluluk ve huzur düşünülebilir mi?
Dua; kulun Allah (c.c.) karşısında haddini ve konumunu bilmesi, O’nun büyüklüğü karşısında sevgi ve saygı ile boyun eğmesidir. Belki de bu aczi dillendirdiği için dua, ibadetin özü sayılmıştır. (Tirmizi, Deavat, 1.) Bu yönüyle dua, Allah ile kul arasında bir iletişim kurmaktır. Bu iletişim esnasında kul, kendini yaratan Rabbine samimi şekilde hâlini arz eder; acizliğini, güçsüzlüğünü dile getirir; bunun karşısında o yüce makamdan yardım, bağış, af, merhamet, güç ve destek ister. Böylece O’na olan bağlılığını, teslimiyetini ve samimiyetini gösterir. Allah, duaya ihtiyacı olmadığını düşünen, kendini dua etmekten müstağni gören ve Rabbi ile iletişimini sağlayan duayı terk eden insandan hoşnut değildir. (İbn Mace, Dua, 1.) Zira bu, Yaradan karşısında kibirlenmenin bir göstergesidir.
İnsan, hayatı boyunca üstesinden gelemeyeceği birçok şeyle karşılaşır; öfke, keder, sıkıntı, korku, acizlik, yalnızlık ve ümitsizlik gibi hâller yaşar. Özellikle zorlandığı zamanlarda Allah’a dua etme ihtiyacı hisseder. Zira Yüce Allah’ın duayı kabul edeceği ümidi, dua edenin üzüntü ve kederini hafifletir; ona dayanma gücü ve sabır verir. Dolayısıyla insan sıkıntılı durumlarda Rabbine yönelmeli ve O’na dua etmelidir.
Mümin, hayatında derin acılar yaşadığında karşılaştığı musibetlerden kurtulmak ümidi ile Rabbine yönelir ve O’ndan yardım ister. Allah Resulü’nün yaptığı gibi Allah’a en yakın olduğu anda, namazda iken içtenlikle O’na sığınır. Yalnızca Allah’a kulluk etme ve sığınma bilinci ile yapılan bu yakarış, O’na olan imanını ve güvenini daha da artırır.
Dua eşliğinde her ilmeği samimiyet, huzur ve inanç ile örülen zaman ve mekân, mümine daha anlamlı bir hayat sunar. Onu daima güvenli ve diri tutar. O hâlde mümin, Rabbi ile arasındaki bu bağı kuvvetlendirmek için kendisine bir fırsat olarak sunulan zaman ve mekânları değerlendirmeli ve bu sayede kulluk bilincini canlı tutmalıdır.
İnsan, hayatını duayla anlamlandırmalı, duasız bir hayatın Allah katında değeri olmadığını bilmelidir. Varlığına değer katmak, hayatını anlamlı kılmak ve Allah katında bir hoşnutluk bulmak için dua etmelidir. Yaptığı dua ise içten ve samimi olmalıdır. Gerçekleşeceğine inanarak ısrarla Allah’a isteklerini arz etmeli ama duasının bir an önce gerçekleşmesi için acele etmemelidir. Belki de bu gerçekleşmeyişin hayatında birtakım iyiliklere, güzelliklere vesile olacağını unutmamalıdır. İstediğinden daha hayırlısının ona ihsan edilebileceğini zihninden çıkarmamalıdır.
Dua, sadece sıkıntılı anlarda Rabbe yakarış değildir. Bir Müslümanın yaşadığı herhangi bir mutluluktan dolayı Rabbine münacatta bulunması da son derece anlamlıdır. Bu, insana hem Rabbine olan şükrünü hatırlatır hem de darlık zamanında olduğu gibi bolluk zamanında da Rabbiyle olan bağının güçlenmesini sağlar. Sayısız nimetin kendisine bahşedildiği insan, aldığı ve verdiği her nefeste, işittiği her seste, gördüğü her şeyde, tattığı her lezzette, dokunduğu her nesnede, kavradığı, idrak edebildiği her gerçekte bu kabiliyetleri kendisine veren Allah’ı anmalı, kendi acizliğinin farkına varmalı ve kendisine hayat bahşettiği için Yüce Yaradan’a şükran duymalıdır.
Makbul dualardan biri de müminin, mümin kardeşinin gıyabında yaptığı duadır. Çünkü dua yapan insanın, yaptığı duada bir menfaati veya bir beklentisi yoktur. Bu sebeple kişi ihlaslı ve samimi olur. Herhangi bir beklenti olmadan, sırf mümin kardeşini düşündüğü ve onun ihtiyaçlarının giderilmesi için yapılan dua kabul edilir. O hâlde, kendimize olduğu kadar, ailemize, sevdiklerimize, mümin kardeşlerimize, dünyanın gözü önünde topluca katledilen mağdur ve mazlum Filistinli kardeşlerimize dua etmeyi unutmayalım. Yeryüzünde zulme uğrayan tüm mazlumlara gönülden dua edelim. Anne babamızın, hastaların, yaşlıların ve muhtaç ve mağdurların duasını almaya elimizden geldiği kadar gayret edelim.
Geliniz, hep birlikte, Sevgili Peygamberimiz’in (s.a.s.) yaptığı dualarla bu yazımızı bitirelim.
“Allah’ım! Kederden ve üzüntüden, acizlikten ve tembellikten korkaklıktan ve cimrilikten, borç yükünden ve düşmanların galip gelmesinden sana sığınırım.” (Buhari, Deavat, 39.)
“Allah’ım! Fakirlikten, yokluktan ve zilletten sana sığınırım. Zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım.” (Ebu Davud, Salat, 367.)
“Allah’ım! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve tenasül uzvumun şerrinden sana sığınırım.” (Tirmizi, Deavat, 76.)
“Allah’ım! Gazabından rızana, azabından affına, senden yine sana sığınırım.” (Malik, Dua, 497.)
“Allah’ım! İşlediklerimin şerrinden ve işlemediklerimin şerrinden sana sığınırım.” (Müslim, Zikir, 64.)
“Allah’ım! Kötü bir ömür sürmekten sana sığınırım, kalp fitnesinden sana sığınırım ve kabir azabından sana sığınırım.” (Nesai, İstiaze, 16.)
“Ey Allah’ım! Ey Rabbimiz! Bize dünyada iyilik, güzellik ve nimet ver, ahirette de iyilik, güzellik ve nimet ver ve bizi cehennem azabından koru.” (Buhari, Deavat, 55.)
“Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyorum.” (Müslim, Dua, 7.)
“Allah’ım! Bana doğru olanı ilham et ve beni nefsimin şerrinden koru.” (Tirmizi, Deavat, 70.) AMİN…