PROF. DR. ÖZCAN HIDIR İLE
KADİM ŞEHİR KUDÜS
ÜZERİNE…
Söyleşi: Mahir KILINÇ
Müslümanların ilk kıblesi ve miracın gerçekleştiği yer olarak biz Müslümanlar için kutsal sayılan Mescid-i Aksa’nın peygamberler tarihindeki önemi nedir?
Mescid-i Aksa, bazı kayıtlara göre Hz. Âdem, bazı kayıtlara göre ise Hz. Nuh’un oğlu Sam b. Nuh -Arapların da dâhil olduğu Sami milletlerin atası- tarafından ilk kez inşa edilmiştir. Her birine iman ettiğimiz ve her biri aslında “ed-dîn” olan İslam’ın temsilcisi peygamberlerin mirasıdır. Kur’an’da “İbrahim ne Yahudi idi ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir Müslüman’dı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.” (Âl-i İmrân, 3/67) ayetinde buyrulduğu üzere Hz. İbrahim, oraya hicret etmiş, Hz. Lut kavmine gelen azap üzerine Allah onu Kudüs’e göndererek kurtarmıştır. Hz. Davud’un kral-peygamber olarak tebliğ yaptığı; Hz. Süleyman’ın mabedini inşa ettiği, Hz. Zekeriya’nın o meşhur mihrabının olduğu Hz. Musa’nın da kavmine girmelerini istediği mukaddes topraklardır Kudüs.
Bu peygamberler diyarında pek çok mucize de gerçekleşmiştir. Hz. İsa babasız olarak orada doğmuş; Yahudiler onu öldürmek istediğinde Allah’ın onu kendi katına yükseltmesi de (ref’) orada gerçekleşmiştir. Hz. Peygamber de isra-miraç ile Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa’yı birleştirmiştir.
Sadece dinî açıdan değil tarihsel açıdan da çok güçlü bağlarla bağlı olduğumuz Kudüs’te Osmanlı Devleti’nin tesiri ve bıraktığı miras hakkında neler söylersiniz?
Hz. Peygamber’den altı yıl sonra Müslümanların yönetimine girip farklılıklarla bir arada yaşama hukuku inşa edilen Kudüs Müslümanların yönetiminde barış ve emniyetin merkezi olmuştur. Hatta Kudüs’teki Hz. İsa’nın göğe yükseldiğine inanılan Kıyamet Kilisesi’ni bile vaktiyle Hristiyanlar aralarında paylaşamamış; bu konuda onlara Osmanlı hakemlik yapmıştır. Bugün Kıyamet Kilisesi’nin anahtarının hâlâ Müslüman bir ailede olduğu bilinir. “Halil” kapısından girildiğinde iç kalenin duvarına Osmanlı “La ilahe illallah, İbrahim Halîlullah” yazmıştır. Yavuz Sultan Selim’in “Hâdimü’l-Haremeyn-Hâdimü’l-Kıbleteyn” sıfatı, son dönemler hariç, Kudüs kastedilerek de kullanılmıştır. Osmanlı hâkimiyetinde Kudüs alanındaki pek çok mescidin her bir köşesinde dersler ve ilim halkaları oluşturulmuş; Kudüs bir ilim-medeniyet merkezi hâline gelmiştir.
İskân, nekbe, nekse ve ilhak… Bu kavramlardan hareketle Kudüs’ün işgal serencamını özetler misiniz?
Osmanlı döneminde Kudüs’teki bu sulh-sükûn ve birlikte yaşama bilinci, 1900’lerin başlarında, özellikle de İsrail Devleti’nin yolunu açan 1917’deki Balfour Deklarasyonu ile bozulmuştur. Öncesinde de olmakla beraber bu deklarasyonun ilanından İsrail Devleti’nin 1948’de kurulmasına kadar pek çok ülkedeki Yahudiler bu bölgeye göç ettirilmiştir. Böylece Yahudilerin iskân politikaları devreye sokulmuş ve Filistin-Kudüs adım adım işgal edilerek bugünkü hazin duruma gelinmiştir.
Hz. Peygamber’in “Orası mahşer-menşer (diriliş) yeridir.” buyurduğu Kudüs’te barışın ve huzurun tesisi sizce günümüzde mümkün mü?
İşaret ettiğiniz hadis-i şerifte Hz. Peygamber “Orası bir mahşer ve menşer (diriliş) yeridir; orayı ziyaret edin; ziyaret edemezseniz, lambalarında kullanılmak üzere yakıt gönderin.” (Ebu Davud, Salât, 14) sözüyle daima Kudüs’ü aydınlık kılmak için çalışmamızı salık vermiş; böylece Kudüs-Aksa bilincimizi diri-dinamik tutmak istemiştir. Bu sebeple Kudüs Müslümanlar için diriliş yeridir. Zira bu sadece bir mescit, mukaddes mekân bilinci değil, bir tevhit bilinci, bütün peygamberlerin tarihini birleştiren evrensel İslam bilincidir. Müslümanlar için Kudüs’ü vazgeçilmez kılan da bu bilinçtir.
Öte yandan Mescid-i Aksa Resûlullah’ın kendisinden sonra ikamet etmeyi tavsiye ettiği bir yerdir. Bir sahabi ona, “Ey Allah’ın Resulü! Senden sonra başımıza bir bela gelirse nereye yerleşmemi tavsiye edersin?” dediğinde, “Beytü’l-makdis”e git, belki Allah sana o mescide gidip gelen bir zürriyet nasip eder.” buyurmuştur. (İbn Sa‘d, 1997, s. 7/296) Bazı sahabiler de bu bilinci diri tutmak için Kudüs-Aksa ve Tûr-i Sina yolculukları yapmışlardır.
Neredeyse insanoğlunun dünya serüvenine denk olan Kudüs, Müslüman’ın neden “kırmızı çizgisi” olmalı, Müslümanlar neden buna sadık kalmalıdır?
Yukarıda sözünü ettiğimiz üzere Kur’an, Sünnet ve İslam tarihindeki önemi sebebiyle Kudüs Müslümanlar için “kırmızı çizgi”dir. Zira İslam’ın Kudüs-Aksa meselesi bir yönüyle “itikat”, bir yönüyle “kutsiyet” ve bir yönüyle de “şeâir” meselesidir. Kudüs, mukaddes yani “şirkten, küfürden ve zulümden arındırılmış” demektir. O topraklara bu özelliği Allah vermiş, belirttiğimiz üzere, Hz. Âdem’den bu yana yegâne din (ed-dîn) olan İslam’ın temsilcileri olan Müslümanlara da bunun korunması görevini yüklemiştir. Dolayısıyla İslam’ın Kudüs-Aksa meselesi bir toprak, mülkiyet ve egemenlik meselesi değil; her biri aslında İslam’ı tebliğ-temsil eden bütün peygamberlerin davasıdır.
Kur’an’da bir şeyin mukaddes olması için kullanılan “mukaddes”, “mübarek” ve “haram” kelimeleri yer almış; Mescid-i Aksa için daha çok “mukaddes-mübarek” kullanılmıştır. Kudüs-Aksa ve çevresine yetmiş ayette atıf yapıldığı, beş ayette ise oranın “mübarek” kılındığı açıkça zikredilmiştir. Hatta Aksa-Kudüs için “mübevve’e sıdk/sadakatli sığınak” (Yûnus, 10/93) ifadesi kullanılmıştır. Bu ise bütün Müslümanlara ve insanlığa sıdk-sadakati koruma misyonu yükler. Bu yönüyle İslam’ın Kudüs davası, bu mekânların bütün âlemler için mübarek kalması meselesidir. Kudüs-Aksa, yer ile göğün, fizik ile metafizik âlemin buluştuğu yer, hikmetli gece yolculuğu isra ile sırlarla dolu miraç yolculuğunun mekânı ve bütün peygamberlerin “kıblegâh”ıdır.
Filistin-Gazze, sizce günümüz Müslümanlarına ne anlatıp hangi dersleri veriyor?
Yukarıda Hz. Peygamber’in “toplanma (mahşer” ve “menşer (dirilme)” yeri olarak vasfettiği Kudüs-Mescid-i Aksa ve mübarek kılındığı belirtilen ve Gazze’yi de kapsadığını düşündüğüm civarı bugün de diriltmeye devam ediyor. O sebeple “Kudüs-Mescid-i Aksa ve Gazze bilincimizi diriltti, diriltiyor” diyoruz. Bu diriltme-dirilme Gazze’ye yönelik barbarlık sonrasında pek çok bakımdan öne çıkıyor. Her şeyden önce zaten bozuk olan İsrail-Yahudi imajının dünyada alabildiğine bozulmasına şahitlik ediyoruz. Bu meyanda İsrail/Yahudilerin Yahudi olmayanları “insanımsı hayvanlar” olarak gördükleri ve bunu bizatihi savunma bakanı ağzından dillendirmeleri bu imajın daha da olumsuzlaşmasına katkı sağlamış; vicdan sahibi insanlık da bunu anlamıştır.
Dirilme-diriltmenin bir başka boyutu küresel düzene ait kurumların işlevsizliğinin Gazze katliamı vesilesiyle çok daha aşikâr olarak görülmesidir. Bu doğrultuda küresel Batılı sözde değerlerin (özgürlük, demokrasi, adalet, insan hakları, uluslararası hukuk, hümanizma vb.) iflası, anlamsızlığı ve çifte standartlı ve hatta standartsız kullanılması söz konusu olmuştur. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde kayıtlı hakların sadece “makbul (Batılı beyaz ırk) insanlar ve Yahudiler” için geçerli olduğu ortaya çıkmıştır. Bunu Batı’da hemen her gün süregelen İslam karşıtı, kültürel ırkçı olaylarda da görüyoruz.
Bu dirilmenin bir diğer boyutu da “merkez-mihver” ülke Türkiye dışında “İslam dünyası” diye bir dünyanın da esasen var olmadığını ortaya koymasıdır. Paradoks gibi dursa da, Kudüs-Gazze katliamının en önemli sonuçlarından biri de Batı’da ve dünyada İslam’a ihtidaların artması, Kur’an tercümelerinin en çok satanlar arasında yer almasıdır.
Hz. Peygamber’in namazlarında 14 ay yöneldiği mübarek kılınmış mescit ve kutsal şehir Kudüs, neredeyse yarım asırdır işgal altında. Bu konuda elimizden bir şey gelmez diyenlere Cahit Zarifoğlu aslında yıllar öncesinden cevap vermiş: “Farz et körsün, olabilir / El ele tut / Taş al ve at / Kâfiri bulur...” Ama biz yine de soralım: Kudüs için ne yapabiliriz?
Cahit Zarifoğlu merhum esasen önemli bir olguya işaret ediyor. İslam dünyasının pek de bir şey yapamadığı Gazze için bugün aslında pek çok şey yapılabilir. Öncelikle Müslümanların, özellikle son yüzyılda, Kudüs’e dair etkin sürekli bir hafızası ve bilincinin olduğu söylenemez. Dolayısıyla Müslümanlardaki “Kudüs ve Aksa ve Gazze bilinci”ni daha da güçlendirmek gerekir. Allah, Kudüs-Aksa’yı “mukaddes” diye nitelemiştir ki zulümden, şirkten arındırılmış demektir. Şu hâlde bugün hangi konumda olursa olsun, bir gün yine asıl sahipleri olan Müslümanların yönetiminde mübarek/mukaddes olacaktır. Ne var ki Allah bunu biz müminlerin başarmasını, aramızdan çıkacak yeni Ömerler, Selahattinler, yeni Fatihlerle Abdülhamidlerle gerçekleşmesini istiyor.
Kudüs “mahşer yeri”dir ve Müslümanları birleştirme fonksiyonu vardır, demiştik. Ümmetin farklı renkleri Kudüs’te birleşir. İki milyara yakın nüfusa sahip Müslüman coğrafyanın nüfuslarını nüfuza çevirme stratejilerine, İslam ülkeleri olarak fiiliyata yol haritası çıkarılacak etkili “Kudüs kriterleri deklarasyonu” vb. bir deklarasyona ihtiyaç vardır. Hatırlanacağı üzere, İslam İşbirliği Teşkilatı Mescid-i Aksa’nın 1969’da “Church of God” isimli tarikat mensubu Hristiyan bir Siyonist-entegrist olan Michael Dennis Rohan tarafından kundaklanması üzerine kurulmuştu. Öyle anlaşılıyor ki Kudüs o dönem nasıl ümmeti birleştirdiyse, bugünün bölünmüş İslam dünyasını da birleştirme potansiyelini “bi’l-kuvve” hâlâ koruyor.
ÖZ GEÇMİŞ
Prof. Dr. Özcan Hıdır, bir yıllık Marmara İlahiyat eğitiminin ardından Medine İslam Üniversitesinde lisansını, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde “Hadis-Yahudilik-Hıristiyanlık İlişkisi” alanında yüksek lisans ve doktorasını tamamladı (2001). 1997-1998 yılları arasında Manchester ve Londra’da doktora tezi ile ilgili araştırmalarda bulundu. 1993-2002 yılları arasında İstanbul’da İSAV’da editör, İlmî-İslami Araştırmalar Merkezinde araştırmacı olarak yer aldı. 2003-2015 yılları arasında Hollanda’daki İUR Uygulamalı Teoloji Fakültesinde dekan yardımcısı ve dekan olarak görev yaptı. 2012-2017 arasında YTB Danışma Kurulu Hollanda üyeliği ve Hollanda YÖK’ü Akreditasyon Kurulu üyeliğinde bulundu. 2010 yılında doçent, 2016 yılında da profesör oldu.
2016 yılından itibaren İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesinde görev yapan Özcan Hıdır’ın üçü Hollandaca olmak üzere yayımlanan 17 kitabı bulunmaktadır. Batı Dünyasında İslamofobi ve Anti-İslamizm, Avrupa’da Müslüman Olmak, Avrupa’da İslami Hayat, Hadis Deryasından İnciler, Vakit Disiplini, Yahudi-Hıristiyan Kültürü ve Hadisler, Batı’da Hz. Peygamber İmajı ve İslamofobi 2.0 eserlerinden bazılarıdır.