PEYGAMBER MESCİDİ’NDE ÇOCUK SESLERİ
Ebû Katâde anlatıyor: “Resûlullah (s.a.s.), kızı Zeyneb’in Ebu’l- s b. Rebîa’dan olan kızı Ümâme’yi omzunda taşıyarak namaz kılardı. Secdeye vardığı zaman torununu yere koyar, secdeden kalkınca da onu tekrar sırtına alırdı.”
(Müslim, Mesacid, 41)
Medine’de Peygamber Mescidi’nde, alışık olunduğu üzere sıcak bir günde, insanlar öğle (veya ikindi) namazı için bekleşiyorlar. Bilal’in (r.a.) ezana başlamasıyla artan kalabalıkla birlikte cemaat arasındaki kıpırdanmalar da fazlalaşıyor. İnsanlar, yüzleri hane-i saadete dönük olduğu hâlde, birazdan evinden çıkacak olan Allah Resulü’nü görmenin tatlı telaşı içerisindeler. Belki de içlerinden bazıları çoktandır kafasını kurcalayan bir soruyu namazdan önce veya sonra sevgili Peygamber’ine (s.a.s.) iletmenin derdinde. Veya görüp çok etkilendiği bir rüyasını ona tabir ettirmenin. Belki içlerinden biri çok uzak yollardan gelip onu bir defa olsun bu namaz esnasında görebilecek. Bazıları ise namazdan sonra acaba o tadına doyum olmayan halkalar kurulur mu diye düşlemekte… Tüm bunların ve çok daha fazlasının yaşandığı mekân olan mescit birden sus pus oluyor. Allah Resulü kucağında sevgili torunu Ümâme ile mescide girip cemaate doğru yaklaşıyor. Dedesinin kucağında olmaktan duyduğu memnuniyeti her hâlinden belli olan Ümame, meraklı gözlerle etrafı süzerken Allah Resulü kendisinden başka kimsenin ona hissettiremeyeceği bir şefkatle torununu bağrına basıyor. Dede torun üzerinde o vakit yadırganan bakışlar hissediliyor. Öyle ya aralarında çocuk sevgisinin nasıl bir duygu olduğunun henüz farkına varamamış, çocuklarından hiç birini bağrına basıp öpmemiş, hatta bunu ayıp ve günah sayanlar var. Bir zamanlar kendilerinden utandıkları, doğumuna öfkelendikleri kız çocuklarına sevgiyle yaklaşmayı hâlâ içlerine sindirememiş olanlar var. Çölde bir köşede kaderine terk edilen kız çocuklarının “Babacığım!” çığlıkları hâlâ yüreklerini dağlayanlar var. Allah Resulü; pişmanlık, şaşkınlık ve merak dolu tüm bu bakışlar arasında tekbir alarak namaza duruyor. Üstelik kucağında Ümame’yle birlikte. Secdeye vardığında onu yere koyarken kalktığında tekrar kucağına almak suretiyle namazını eda ediyor. (Buhârî, Salât, 106; Müslim, Mesâcid, 41, Ebû Davud, Salat, 164) Rivayetin bir başka tarikine göre ise cemaate bu şekilde namaz kıldırıyor (Müslim, Mesâcid, 42).
Sevgili Peygamberimiz, çocuk ve namazı birlikte hayata dâhil etmenin gerekliliğini bu hadisede en güzel şekilde göstermiştir. Ne namaz çocukları öteleyerek onlardan bağımsız olmayı gerektiren bir ibadettir ne de çocuklar namazların edası için büyüklere bir engel teşkil etmektedir. İnsana özünü, henüz kirlenmemiş hâlini, masumiyetini ve tertemiz fıtratını hatırlatan çocuk, mescitlere arınmaya gelen müminler için aslında en güzel örnektir. Günahlardan arındıran namaz ile günahsız, masum varlıklar olan çocukların birlikteliği Allah Resulü’nün hayatının hemen her karesinde görülebilir. O, hayatının herhangi bir anında ya namaz kılmaktadır ya da bir çocuğu sevindirmektedir. Ruha iyi gelen, insanı daha fazla insan ve iyi bir kul kılan, yüreğini yumuşatan her ne varsa onları müminlerin hayatına dâhil etmenin peşindedir. O yüzden o tekbir aldığında ardında çocuklardan oluşan bir saf görmek mümkündür her zaman. O yüzden Medineli çocuklar namazı onun ardında saf tutarak, sureleri onun kıraatinden dinleyerek öğrenmişlerdir. Namazdan sonra etrafını sararak başlarının okşanmasını bekleyen çocuklar vardır Allah Resulü’nün çevresinde. Namaz esnasında saflar arasında dolaşmalarına engel olunmayan çocukların sesleri çınlamaktadır Peygamber Mescidi’nde. Ezanla, tekbirle, duayla büyür çocuklar burada. Omuz omuza bir ümmetin nasıl büyüdüğüne şahit olurlar hep birlikte. Namazlarına çocuklarıyla birlikte katılmaktan çekinmeyen kadınlar vardır Allah Resulü’nün cemaatinde. Çünkü namazda ağlayan bir çocuk işittiğinde kıraati kısa tuttuğunu bildikleri bir peygamberleri vardır o kadınların. Cuma hutbesinde dahi olsa torunlarının düşe kalka yürümelerine yüreği el vermeyip konuşmasını onları kucağına alarak sürdürür onların peygamberleri. Secdedeyken de torunları Hasan ve Hüseyin’in sırtına çıkmasına izin vermekten geri durmaz, bu yavruların oyununa engel olmamak için onlar sırtından ininceye kadar uzatır secdesini (Buhari, Ezan, 57; Müslim, Fezail, 80).
Allah Resulü, pişmanlık, şaşkınlık ve merak dolu bakışlar arasında tekbir alarak namaza durdu bir öğle vakti. Üstelik kucağında çok sevdiği torunu Ümame’yle birlikte. Namaz ve çocuk birlikteliğinin güzelliğini herkese göstermek istercesine. Çocuğa şefkati, o kendine has üslubu, zarafeti ve kimseye aldırış etmeyen kararlılığı ile dâhil etti dünyamıza. Dünyamızın o küçük ellere sımsıkı sarılarak daha da güzelleşeceğine inandı her zaman. Dünyamızın ve dahi namazlarımızın…