ÖZGÜRLÜK SÖYLEMİNE KARŞI
EVLİLİK VE
AİLENİN
SAĞLAM DURUŞU
Mustafa BİLİM
Karabük Safranbolu Develik Mh. Camii İmam-Hatibi
Aldatıcı Bir Melodi ve Gerçek Hürriyet
Modern zamanların dillerde en çok dolaşan, en göz alıcı kavramlarından birisi şüphesiz ki “özgürlük”tür. Bireyin hiçbir bağla sınırlanmadığı, arzularının peşinde koşarken hiçbir engele takılmadığı bir hayat ideali özellikle genç zihinlere tatlı bir melodi gibi fısıldanmaktadır. Bu söylem, aile gibi köklü kurumları âdeta bireyin kanatlarını kıran bir kafes; evliliği ise kişisel potansiyeli yok eden bir zincir gibi resmetme eğilimindedir. Oysa İslam’ın insana sunduğu hürriyet tasavvuru, bu sığ ve benmerkezci anlayışın çok ötesinde, çok daha derin bir manaya sahiptir. Gerçek hürriyet, nefsin ve geçici heveslerin kölesi olmak değildir. Aksine, her türlü sahte ilahın esaretinden kurtularak yalnızca ve yalnızca “bir” olan Allah'a kul olmaktır. İşte bu ulvi kulluk bilincinin yeryüzündeki en somut, en sıcak ve en korunaklı tecellisi ise evlilik kurumu ve dolaysıyla ailedir.
İlahi Bir Ayet Olarak Aile: Sükûnet, Meveddet ve Rahmet Limanı
Çağdaş dünyanın “özgürlük” adı altında pazarladığı şey, esasen çoğu zaman dipsiz bir yalnızlık ve anlamsızlık girdabından ibarettir. İnsan, fıtratı gereği sevmek, sevilmek, güvenmek ve bir yere ait olmak ister. Bu aidiyetin ve güvenin en sağlam kalesi, Yüce Rabb’imizin bizlere bir işareti ve lütfu olarak kurulan ailedir. Kur’an-ı Kerim’de bu hakikat ne güzel ifade edilmiştir:
“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranıza bir sevgi (meveddet) ve merhamet (rahmet) koyması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda, düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum, 30/21) Bu ayet-i kerime, evliliğin özünü oluşturan üç temel unsuru bizlere tanıtır: Sükûnet, meveddet ve rahmet.
Sükûnet (huzur); sınırsız özgürlük arayışının getirdiği kaos ve belirsizliğin karşısında aile, âdeta ruhun sükûna erdiği bir limandır. Eşler birbirlerinde, dünyanın tüm fırtınalarına karşı sarsılmaz bir sığınak bulurlar. Bu, bir kısıtlılık değildir; aksine ruhsal bir özgürleşmenin ta kendisidir. Meveddet (sevgi); anlık heveslerin çok ötesinde, köklü ve fedakârlığa dayalı bir sevgiyi ifade eder. Aile, insana “ben” demek yerine “biz” demeyi öğreten bir mekteptir. Eşlerin ve evlatların birbirine duyduğu bu karşılıksız ve derin sevgi, bireyi bencilliğin esaretinden kurtaran en tesirli ilaçtır. Rahmet (merhamet); kusurları örten, hataları affeden, zayıflık anında destek olan ilahi bir duygudur. Aile yuvası, rekabetin değil merhametin hüküm sürdüğü bir alandır. Bu merhamet ikliminde büyüyen birey/çocuk, topluma da aynı şefkat ve anlayışla yaklaşmayı öğrenir.
Peygamber Efendimizin Gözünde Evlilik: Kalkan
Özgürlük söylemi, tabiatı gereği insanı günaha ve ahlaki zafiyetlere karşı savunmasız bırakır. Oysa Peygamber Efendimiz (s.a.s.) evliliği, müminin manevi hayatını koruyan bir zırh olarak tanımlamıştır. Bununla ilgili olarak bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Kul, evlendiği zaman dininin yarısını tamamlamış olur. Artık geri kalan yarısında da Allah’a karşı gelmekten sakınsın.” (Beyhaki, Şuabü’l-İman, IV,382) Bu nebevi müjde, evliliğin bir ayak bağı olmadığını ve onun manevi bir tekâmül yolculuğu olduğunu göstermesi bakımından son derece dikkat çekicidir. Evlilik, kişiyi haramdan muhafaza eden bir kalkan, iffeti koruyan bir kale ve sorumluluk bilincini pekiştiren bir okuldur. Eşine, çocuklarına ve yuvasına karşı sorumluluklarını yerine getiren bir mümin, aslında dininin gereklerini yaşamakta ve Rabb’ine olan kulluk görevini en güzel şekilde ifa etmektedir. Bu sorumluluk, onu anlamsız arayışlardan ve boş heveslerden alıkoyan en büyük hürriyet vesilesidir.
Geleceğin Teminatı Olan Kutsal Emanet
Sonuç olarak, modernizmin parlak ambalajlarla sunduğu sınırsız ve sorumsuz özgürlük anlayışı aslında insanı fıtratından uzaklaştıran, onu yalnızlığa ve manevi bir boşluğa iten aldatmacadan ibarettir. Buna karşılık evlilik ve aile kurumu; Rabb’imizin rahmetinin bir tecellisi, Sevgili Peygamberimiz’in (s.a.s.) sünnetinin yaşatıldığı en güzel örnek ve toplumu oluşturan en temel direktir. Aile, insanı esir alan bir kafes değil fırtınalı denizlerde sığınılacak bir gemidir. Aynı şekilde evlilik ise bir zincir değil; insanı cennete kanatlandıracak iki kanattan biridir. Onun omzumuza yüklediği sorumluluklar ise yük olmak yerine insanı olgunlaştıran ve Rabb’ine yaklaştıran birer ibadet mesabesindedir. Bugün bizlere düşen görev, bu ilahi emanete dört elle sarılmaktır. Ailelerimizi Kur’an’ın nuru ve sünnetin rehberliğiyle aydınlatmak, çocuklarımızı sevgi ve merhamet ikliminde yetiştirmek, “özgürlük” adı altında sunulan tüm sahte ve yıkıcı akımlara karşı yuvamızın duvarlarını daha da muhkem kılmaktır. Unutmayalım ki bir toplumun kalbi ailesidir ve geleceğimizin teminatı da ancak ve ancak sağlam temeller üzerine kurulmuş, huzur ve sevgi dolu ailelerden geçer.